Serbest Fırka

BİR DEMOKRASİ HÜSRANI: SERBEST FIRKA

                                                                                               Hilal BIÇAK*

ÖZET

Serbest Cumhuriyet Fırkası, 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci muhalefet partisidir. Atatürk, Türkiye’de çok partili demokrasi geleneğini oluşturmak için Fethi Bey’den iktidardaki Cumhuriyet Halk Fırkası’na karşı bir muhalefet partisi kurmasını istemiştir. Böylece Şubat 1925 yılında başlayan Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın ardından, 1930 yılının Ağustos ayında Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulmuştur. Doğrudan Atatürk’ün talimatıyla kurulan ve Fethi Bey'in başkanlığında kısa sürede örgütlenen bu parti, 1930'lar Türkiye'sinin sosyo-ekonomik sıkıntıları arasında, özellikle kıyı kentlerinde yoğun bir ilgiyle karşılanmıştır. Ege gezisi bu ilgiyi zirveye taşımıştır. Bu yeni fırka, kısa bir süre sonra belediye seçimlerine katılmış ve birçok şehirde beklenmeyecek ölçüde başarı göstermiştir. Ancak bu olaylar iktidar partisi ile yaşanan sürtüşmeyi alevlendirmiş ve halk arasında ayrılıklara yol açmıştır. Tüm bunların sonucunda parti, Atatürk ile arasının bozulmasından çekinen Fethi Bey’in kararıyla 17 Kasım 1930’da kendisini feshetmiştir. Böylece, Atatürk dönemindeki çok partili sistem denemeleri de sona ermiştir. Ancak bu deneme, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın toplumu yeniden toplaması, partinin devletle bütünleşmesi sonucunu hazırlamıştır.

Anahtar Kelimeler:

Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet Halk Fırkası, Atatürk, Fethi Bey, Ege gezisi, Belediye seçimleri.

 

                                                                  ABSTRACT

The Free Republican Party is the second opposition party of the Republic of Turkey which founded in 1923. Ataturk requested that Mr. Fethi create it as an opposition party to confront the ruling Republican People’s Party with the aim of establishing the tradition of multi-party democracy in Turkey. Thus, after Sheikh Sait Rebellion in February, 1925, Progressive Republican Party closed down in same year. After Progressive Republican Party, the Republic of Turkey was founded in August, 1930. This party, founded by directly order of Ataturk and organized in a very short time under the leadership of Fethi Bey, was greeted with great interest by the people especially in the coastal cities during the socio-economical problems happened in Turkey of 1930s. Aegean expedition made this interest higher. The new party, a short time later participated in municipal elections and made a great success than expected. But these eventsescalate the conflicts and led to the struggles in public. As a result of all this, Mr. Fethi was afraid to fall out with Ataturk. Thus, the party abolished itself. So, multiparty system attempts in Ataturk period ended. However, this attempt led to re-gathering of the community by the People 's Republican Party and agreement between this party and the state again.

Key Words:

The Free Republican Party, The People's Republican Party, Ataturk, Mr. Fethi, Aegean expedition, Municipality elections.

 

 

GİRİŞ

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından sonra yeni partinin kurulduğu 1930 yılına kadar, yeni rejimi yerleştirmek için köklü inkılaplar yapılmıştı.

Türkiye’de 1922- 1930 yıllarında ve sonrasında yapılan inkılaplar,  tahmin edileceği üzere, hükümete karşı bir direnmeye sebep olmuştu. Sanayileşme siyaseti, alkollü içkilerin, sigara, şeker ve tuzun, deniz nakliyatının devlet tekeline alınması bu hoşnutsuzluğu daha da artırdı. Kuramsal olarak özel girişime taraftar olmakla beraber hükümetin güttüğü ekonomik siyaset, dar bir devletçi görüşten hareket ederek ekonomik durgunluğa sebep oluyordu. 1928-1929 yıllarında kötü mahsul alınması[1] ve diğer tarım üreticisi ülkeler gibi Türkiye’yi de çok kötü sarsan Dünya Ekonomik Bunalımı bu durumu daha da kötüleştirdi.[2]

1929-1930 yıllarında ortaya çıkan bu büyük buhran, Türkiye ve özellikle Ege Bölgesi’ne yansıdı. Üretici büyük sıkıntıdaydı.[3] Geçim sıkıntısı artmış ve tahıl ürünlerinin fiyatları düşmüştü. Kurak bir mahsul yılı geçirilmesi buhranı büsbütün kamçılamıştı. Aslında bütün bunlar hükûmetin kusurundan doğan şeyler değildi. Fakat vatandaşlar gerçek sebepleri izah edemiyor ve bütün sorumluluğu iktidara yüklüyorlardı.[4]

En büyük hoşnutsuzluğun başında demiryolları gelmekteydi. İsmet Paşa iktidarı, büyük başarısı olan demiryolları inşası alanında fetihlerine devam ederken, memleket sosyal çatışmalar ve ekonomik tedirginlikler içindeydi. Bunlar memlekette siyasi huzursuzluk, memnuniyetsizlik yaratıyordu. Yokluk, perişanlık yaygındı. Nitekim Gazi Mustafa Kemal Paşa duyduğu üzüntüyü Hasan Rıza Soyak’a şu sözlerle anlatmıştır: “Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya gittiğimiz her yerde, mütemadiyen dert, şikayet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi perişanlık içinde…”[5]

Yine 1925 sonrasında yerleşen yekpare siyasal sistem, lider takımı içerisinde çatışan fikirlerin serbest ve açık şekilde tartışılmasını kısıtlıyor, halkın toplumsal hoşnutsuzluğunu ifade etmesine hiç olanak vermiyordu. Öte yandan CHF’nin ve bölgesel ve yerel temsilcilerin otoriter tavırları, buna eşlik eden kayırmacılık ve yolsuzluklar, insan haklarının hiçe sayılması ve hükümetin reform politikaları yaygın bir öfkeye neden olmaktaydı.[6] Ayrıca Cumhuriyet Fırkası’nın tahakkümü ve üyelerinden bazılarının mevkilerinden faydalanarak şahsi kazançlar sağlamaları da halk arasında hoşnutsuzluğu bir kat daha artırıyordu.[7] Bu gibi kişiler işlerini yürütebilmek için her yaptıklarına peki diyen kişileri Halk Fırkası'nın çatısı altında toplamakta, kendilerini tenkit etmeye kalkışanları da bir kolayını bulup teşkilâttan uzaklaştırmaktaydılar. Halk Fırkası'na girenlerin çoğu, fikri bağlılıklarından ziyade şahsî işlerini yürütmek gayesiyle fırkaya katılmaktaydı. Bu görüşe göre; merkezde veya taşrada Halk Fırkalı olmak demek gelecekten bir şey, bir menfaat veya kariyer bekleyen insan demek olmuştu.[8]

Önemli hususlardan bir diğeri de, nüfuz sahiplerinin o sıralarda ölçüsüz hale gelen rüşvet ve suistimal hikayeleridir. Mebusların büyük çoğunluğunun iş adamları ile ortaklık kurdukları, onları Ankara garında ilgili dairelerdeki işlerini birlikte takip ettikleri ve mebuslara komisyon vermeyenlerin işlerinin yürütmelerinin mümkün olmadığı görülüyor, biliniyordu. Ayrıca Halk Partisi ileri gelenlerinin her türlü yasak işleri yapmalarına da göz yumulmaktaydı.[9]

Diğer yandan CHF bürokratlaşmış, halkla bütünleşemiyordu.[10] Otoriter yapısı yüzünden halk kitlesiyle iletişim kuramayan CHF, hoşnutsuzlukları gidermek için esaslı olanaklara sahip değildi. Ülkedeki bunalım meclisteki canlı tartışmalara hiç yansımıyordu. 1931 yılı parti kongresinin açılışında, parti genel başkanı İsmet Bey ekonomik bunalıma bir kez bile değinmedi.[11]

1925 yılından beri sürmekte olan tek partili rejim ile hükümet icraatlarının, kontrolsüz, muhalefetsiz oluşunun getirdiği ağırlık ve kamuoyundaki bu hoşnutsuzluklar, yeni cumhuriyetin karşısına önemli bir problem olarak ortaya çıkmıştı.[12]

Yine Mustafa Kemal’in safında olanlar arasında daha liberal bir siyaset güdülmesine taraftar olanların birçoğu da tek parti idaresinin güçlenmesini ve konulan siyasi ve ekonomik kısıtlamaları endişeyle karşılıyorlardı. Bunların çoğu hükümetin aldığı şiddetli tedbirleri ana devrimlerin yapıldığı bir devrede zorunlu saymışlardı. Devrimler başarıldıktan sonra ise yasama organının meclis ve basında ifadesini olacak bir muhalefetin denetimi altında “normal” bir hükümet şekline dönmemesi için haklı bir sebep kalmıyordu.[13]

1930 ilkbaharında çıktığı yurt gezisinde halkın sıkıntılarına yakından tanık olan Mustafa Kemal Paşa, bu bunalımdan yeni bir siyasal açılımla çıkılabileceğini düşündü.[14] Muhalif fakat kendisine bağlı bir partinin kurulmasını istiyordu.[15] M. Kemal, raporların ve ülkenin çeşitli bölgelerine yaptığı inceleme gezilerinin sonucunda, toplumsal hoşnutsuzluğu başka bir yöne çevirmek ve rehavet içerisindeki CHF’yi harekete geçirmek amacıyla, sadık bir muhalefet partisinin kurulmasına izin verme, hatta bunu teşvik etme kararı aldı.[16]

Böylece kurulacak bu yeni parti, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın muhalefetsiz politikasını eleştirerek, onun daha denetlenebilir yol almasını sağlayabilir; iktidar değişikliği olursa da bu, CHP’nin dinlenmesini sağlarken yeni kadroların daha bir coşkuyla işe sarılmasına neden olabilirdi.[17]

Çünkü Gazi tek partiden oluşan bir mecliste hükümet icraatlarının yeterli ölçüde tartışma ve eleştiri konusu yapılamadığı görüşündedir. Böyle bir meclis, ya kendi partilerinden olan cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlara duyduğu güvenden ya da aynı partiden olma aynı çatı altında bulunmaktan dolayı gördüğü eksiklikleri dile getirmekten kaçınmaktadır. Bu ise, ülkeyi yönetenlere, önemli kararları alırken gereksiz yetkiler kullanmalarına ve kendi başlarına buyruk olmalarına yol açabilmektedir.[18]

Bir ihtimal de, SCF aracılığıyla, toplumsal muhalefet için yumuşak ve kontrollü bir çıkış noktası açılmak istenmiş olabilir. Bir yandan da, iktidar içi dengeler yeniden belirlenecekti. Atatürk siyasetin tüm iplerini ele geçirmiş olacak ve İnönü ile Okyar ise, onun desteğini almak için Atatürk’e yakın olmak zorunda kalacaklardı. Bu yakınlık yarışında elbette Atatürk önemli bir siyasi avantaj yakalamış olacaktı. Atatürk, genişleyen toplumsal muhalefet karşısında, bu çerçevede, siyasetin sembol ismi olarak kalırken; buna karşılık, İnönü ve Okyar, gerekirse seçenekli başbakan adayları olarak kalacaklardı. Böylece her iki isim de gerektiğinde değiş tokuş edilebilecekti. Böylece toplumsal muhalefetin önünde gerektiğinde başbakan değiştirilerek yeniden zaman kazanma imkanı doğabilecekti. Bu arada bütün siyasi sorumluluk başbakanlarda kalacağından, muhalefetin cumhurbaşkanına ya da rejime kadar uzanmasının önüne geçilmeye çalışılacaktı.[19]

Tabi bunların dışında M. Kemal beş yıl iktidarda kaldığı için yavaş yavaş kendi güç tabanını oluşturmuş olan ve artık cumhurbaşkanının kuklası olmaktan çıkan İsmet Bey’e bu yolla baskıda bulunmak istemiş de olabilir [20]

Öte yandan şunu da belirtmek gerekir ki, yürütülen tek parti yönetimi ile ülkenin kaderi ve gidişatının tek sorumlusu olarak, yine Cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk’ün tutulacağı şüphesizdi.[21] Çünkü M. Kemal halkın düşünce ve eğilimlerini öğrenebilmekten uzak kalıyor, tek parti yüzünden hükümetin yaptığı hatalar ona yükleniyordu. Bunun yanısıra kendisine yöneticiler tarafından gerçek durumla ilgili yeteri kadar bilgi verilmediğinden, hükümetin politikasını denetleyebilmesi ve ona yol gösterebilmesi güçleşiyordu.[22]

Ayrıca, Avrupa kamuoyu ve basını, bu tür bir tek partili rejimi ve tek lideri cumhuriyet idaresinin ruhuna uygun bulmuyor, çok partili hayattan uzak, otoriter bir rejim olarak görüyor ve Sovyet rejimi ile karşılaştırıyordu. Böyle bir ortamın varlığı Atatürk’ü, gönlünde yatan İngiltere’deki gibi çoğulcu parlamenter bir demokrasiye yöneltmekteydi.[23] Çünkü Batı’da demokrasi gelebildiği sınıra kadar gelmişti. Türkiye’deki bu açılım, demokrasi adına çok önemli bir başarı olacaktı.[24]

Öyle ki, tek parti yönetimi Atatürk tarafından hiçbir zaman ideal bir yönetim tarzı olarak benimsenmemiştir. Konuşmasında ve yazdıklarında demokrasinin üstünlük ve erdemlerinden her fırsatta söz eden Atatürk, dönemindeki diğer liderlerinden ayrılmaktadır. Demokrasiye dayanarak iktidara gelen Adolf Hitler ve Mussolini gibi diktatörler, demokrasiyi yerden yere vuran konuşmalar yaparken, tek parti yönetiminin lideri olan Atatürk’ün demokrasiyi savunması dikkat çekicidir. Ancak demokrasinin yerleşip gelişmesi için gerekli siyasi, ekonomik ve kültürel alt yapıya sahip olmayan bir toplumda demokrasinin kolaylıkla kök salması pek de mümkün olmayacaktır.

 

KURULUŞU :

Muhalefet partisinin kuruluş süreci Paris Büyükelçisi Ali Fethi (Okyar) Bey’in 22 Temmuz 1930’da izinli olarak İstanbul’a gelmesiyle başlamıştı. Fethi Bey Yalova’da Gazi’ye saygılarını sunarken beklenen teklif geldi. 1924’te olduğu gibi Mustafa Kemal rejimi kurtarmak için yine Fethi Bey’den yardım istemişti.[25] Mustafa Kemal Paşa ülkenin o günkü durumunu da değerlendirerek Ali Fethi Bey’e şunları söylemiştir: “Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir dictature manzarasıdır. Vakıa meclis vardır, fakat dahil ve hariçte bize dictature nazarıyla bakıyorlar. (…) Sizin dostluğunuza, ahlakınıza, malumatınıza itimadım vardır. Mesele memlekette cumhuriyetin şahısların hayatına bağlı kalmayarak kökleşmesidir. Siz bu işi üstlenmelisiniz”[26]

Liberal demokrasinin en temel kuralı olan çok partili demokratik düzen, Türkiye için çok iyi bir açılım olacaktı. Türkiye devrim çizgisinde yürüyor, değişimini öyle ya da böyle başarıyordu; ancak devrimin coşkusunu sürdürecek bir sistemin varlığı gerekliydi. Kişilere bağlı düzenlerin çıkmazlara gireceğini Gazi görüyordu. Bu nedenle demokrasi çıkış yolu olabilir; bu başarılamadığı, Türkiye hızlı bir diktatörlük düzenine kayabilir, karanlık yeniden gölgesini yurt yüzeyine yayıverirdi.[27]

Fakat din faktörü dikkat edilmesi gereken bir konuydu. Andrew Mango’ya göre Gazi, kendi yönetimine muhalefetin, dürüst olmayan politikacıların elinde oyuncak olan din faktöründen kaynaklandığına inanıyordu. Nitekim Türk halkının çoğunluğu, hoşnutsuzluğunu her zaman dini terimlerle anlatmaya alışmıştı. Onlara göre yoksulluk dinsizliğin sonucuydu; zenginlik ise İslam yasalarına uyarak elde edilebilirdi. Bu nedenle eleştirilere izin verirken din sömürücülerinin bundan yararlanmayacağından emin olmak istiyordu.[28]

Ayrıca önemli bir diğer konu da cumhurbaşkanı olarak Gazi’nin tarafsızlığıydı. O CHF’nin kurucu ve ebedi şefiydi. Bu yönü, onu CHF’ye daha yakınmış gibi gösterebilir; özellikle rejim karşıtlarının, buna yönelik propagandaları kafaları karıştırabilirdi. Mustafa Kemal Paşa, bu konuda da güven verecek bir tutum içine yönelmeliydi.[29]

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurucularını seçerken M. Kemal’in onlarda iki önemli özelliğin bulunmasına dikkat ettiği görülür: Kendisine yakın ama şu ya da bu şekilde İsmet İnönü Hükümeti’ne karşı olmaları. Bu kişilerin kendisine olan bağlılığı Atatürk için bir emniyet ve hatta icabında fırkayı kaldırabilme tedbiri mahiyetindeydi. Ancak kurucuların özelliği sadece Mustafa Kemal’e yakınlıkları olsaydı yeni parti CHF’nin bir uzantısı gibi görülebilir ve inandırıcılıktan uzak kalırdı. Bu nedenle kurucuların aynı zamanda İsmet Paşa’ya karşı kimseler olmasına da dikkat edilmiştir[30]

Fethi Bey bu özelliklere en uygun kişiydi. Son derece dürüst, idealist ve temiz kişiliğiyle tanınan Fethi Bey, yeni bir parti kurup, onu iktidara hazırlayabilecek kişiliğe sahipti. Kendisi Paris’te büyükelçiydi ve siyasal deneyimleri de oldukça fazlaydı. Bakanlık, başbakanlık yapmış; ılımlı kişiliğiyle çok kişi tarafından sevilmişti.[31]

Ayrıca Fethi Bey ile İsmet Paşa’nın aralarında çok önceden beri süregelen kişisel anlaşmazlıklar vardı. Nitekim Fethi Bey kendisine parti kurulması yönünde ilk öneri geldiğinde “İtiraf edeyim ki İsmet Paşa’nın samimiyetine asla itimat edemiyorum. Bir vesile bulup beni kabahatli düşürmek ve Gazi ile aramı bozmak isteyeceğine eminim” diyerek görevi kabul etmek istememişti. Ayrıca Fethi Bey, birçok konuda da, siyasal ve ekonomik açıdan İsmet Paşa’dan farklı düşünüyor ve öteden beri İsmet Paşa liderliğindeki Cumhuriyet Halk Fırkası’nın idare tarzını yanlış bulduğunu her söylemlerinde dile getiriyordu. Çünkü Fethi Bey, İsmet Paşa’nın aksine tam bir liberalizm yanlısıydı.[32]

Falih Rıfkı, Fethi Bey’in bu yönünü şöyle tanımlamaktadır :

“… Fethi Bey şüphesiz Batı medeniyetçisi idi. Fakat bir devrim diktasına aklı yatmayacak kadar liberaldi. Ona göre şeyler zorlanmamalı idi; olmalı idi.”[33] Yani değişimlerin fazla müdahale olmadan, kendi doğal süreçleri içerisinde gerçekleşmesinden yanaydı.

Karşılıklı görüşmelerden sonra muhalefet partisinin kurulma fikri kısa sürede olgunlaştı. Fethi Bey, M. Kemal Paşa’dan değişmez genel başkanı olduğu CHF ile kurulacak muhalefet partisi arasında tarafsız kalacağına ilişkin bir güvence alınca partiyi kurma önerisini kabul etti.[34] Bu hususta ikna olan Fethi Bey’in şu sözleri sarf ettiği bilinir:

“ Gazi fırkalar arasında esaslarda ayrılık olmamasını, ikisinin de yüksek bir elden idare edilmesini istiyor. Kısacası benim fırkam, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın bir kanadı olacaktır. Sağ mı sol mu onu zaman gösterecektir. Bu teklifinin samimi olduğu kanaatindeyim… Teminat olarak aramızda mektuplaşmalar yazışacağız. Bu mektuplarda gazi, ikinci fırkanın yaşaması için elinden geleni yapacağını alenen beyan edecektir. Ayrıca fırkayı kurmak için lazım olan parayı da veriyor. Hatta daha şimdiden bize yetmiş seksen mebus da ayıracaktır.”[35]

Yeni bir partinin kurulacağı haberi, kamuoyuna ilk kez Vakit gazetesinin 8 Ağustos 1930’da yaptığı ikinci baskıyla duyurulmuş ve nihayet beklenen muhalefet partisi 12 Ağustos’ta SCF adıyla kurulmuştur.[36]

Gazi: “Bu fırkalar benim iki evladım olacak. Bir baba iki öz evladına nasıl muamelede bulunursa, ben de aynı şekilde bu iki fırkaya muamele edeceğim. Bundan emin olunuz. Bu teşebbüs memleket için çok hayırlı neticeler verecektir” demiştir.[37]

Yine başka bir sözünde de: “Cumhuriyet Halk Fırkası reisleriyle çok mücadele edeceğinizi tahmin ediyorum. Fakat ben cumhuriyet esaslarının kuvvetlenmesini temin edecek olan bu mücadeleyi memnuniyetle tanık olacağım. Ve şimdiden söyleyebilirim ki en çok kavgalı olduğunuz geceler sizi soframda birleştireceğim. Ve o zaman tekrar ayrı ayrı her birinize soracağım. Sen ne dedin? Ve ne için dedin? Senin cevabın ne idi, neye istinad ediyorsun? Bu günden itiraf edeyim ki bu, benim için yüksek bir zevk olacaktır”[38]

Bu sözlerden anlaşılacağı üzere Gazi iki parti arasında cumhurbaşkanı olarak tarafsız kalacağına söz veriyordu ve durumdan bir hayli memnundu.

Yeni fırkanın doğuşu meclis ve muhalefet çevrelerince de memnuniyetle karşılanmıştı. Bu hususta Millet Meclisi Reisi Kazım Paşa: “BMM’de muhalif bir fırkanın bulunması demokrasinin inkişafı için lüzumludur.” derken,[39] Halk Fırkası Denizli mebusu Haydar Rüştü’nün de şu sözleri sarfettiği bilinir: “Hatasız insanlar olduğumuzu iddia etmiyoruz. Fakat iyi niyetle çalışmadığımız da ispat edilemez. Altı yedi senelik bir zaman içine sığdırdığımız bir inkılap silsilesi ve faaliyet vardır. Yeni fırka bize bu hatalarımızı ilmi, ameli ve tecrübeye dayanarak yol gösterici olursa kendisini daima minnet ve memnuniyetle gülen bir yüzle karşılayacağımıza emin olabilirsiniz.”[40]

 

TABANI VE PROGRAMI :

SCF üzerine yapılan araştırmaların hemen hemen tümü bu partinin danışıklı olarak kurulduğu, yapay ve güdümlü bir parti olduğu konusunda görüş birliği içindedir. Gerçekten de partinin adını bizzat Mustafa Kemal Paşa koymuş, partiye kaç milletvekilinin ve kimlerin katılacağı konusu bile karşılıklı pazarlıklar sonucunda kararlaştırılmıştır. Bu görüntüsüne rağmen bu parti halktan büyük ilgi gördü.[41]

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulduktan sonra bir kısım Halk Fırkası mebusu M. Kemal’in isteğiyle, diğer bir kısmı ise kendi arzularıyla yeni fırkaya katılmışlardır. Genel Başkan Ali Fethi Bey’in yanısıra Nuri Conker (Umumi Katip=Genel Sekreter), Ahmet Ağaoğlu (Kars Mebusu), Talat Bey (Ankara Mebusu), Rasim Öztekin ( Bilecik Mebusu), Senih Hızıroğlu (Bursa Mebusu), Nakiyeddin Yücekök (Elazığ Mebusu), Tahsin Uzer (Erzurum Mebusu), Ali Haydar Yuluğ (İstanbul Mebusu), Süreyya İlmen (İstanbul Mebusu),, İbrahim Süreyya (Kocaeli Mebusu), Reşid Galib (Niğde Mebusu), Refik İsmail Kakmacı (Sinop Mebusu), Mehmet Emin Yurdakul (Şebinkarahisar Mebusu) Serbest Cumhuriyet Fırkasını teşkil eden ilk parlamenterler olarak, siyasi yaşamımızda yeni bir sayfa açan bu partide yer alan isimler olmuşlardır. Şüphesiz fırkanın mebus sayısı daha önce vaat edilen yetmiş rakamına ulaşamamış, çok daha azı Fethi Bey’in partisine geçebilmişti.[42]

SCF’nin Meclis dışında örgütlenmesi hakkında çok az şey bilinmektedir. Fırkanın İstanbul İl Başkanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, İzmir İl Başkanı Dr. Ekrem Hayri Üstündağ, Aydın İl Başkanı ise Adnan Menderes idi. Bunun dışında SCF’nin kendine özgü bir yayın organı olmamış, İstanbul’da Yarın ve Son Posta ile İzmir’de Halkın Sesi gazeteleri tarafından desteklenmiştir.[43] Ayrıca yine İzmir’de çıkan Yeni Asır ve Hizmet gazeteleri de yeni fırkaya destek vermiştir.

Bu yeni fırka liberal bir politika izleyecekti. Mustafa Kemal ayrıca, kurulacak partinin laiklik konusunda duyarlı olmasını arkadaşından özellikle istedi. Yayınlanan programında partinin liberal ilkeler üzerinde politika yapacağı belirtiliyor; ayrıca cumhuriyetçi, milliyetçi ve laik ilkelere bağlılık vurgusu yapılıyordu. Özgürlük kavramına geniş bir yer verilerek, bunun herkes için geçerli bir olgu olduğu belirtiliyordu.[44]

Serbest Cumhuriyet Fırkası bir program ile “Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Yasası” adı altında bir nizamname kabul etti. Liberal bir kalem tarafından kaleme alınan ve liberalizmin temel prensipleri göz önünde bulundurularak yazılan bu program 11 maddeden oluşuyordu. Fethi Bey’in yanısıra, fırkanın Genel Sekreteri olan Nuri Conker, Ahmet Ağaoğlu, Reşid Galib ve Tahsin Bey de programın hazırlanışında bulunmuşlardı. On bir maddelik programın maddeleri şunlardır: [45]

Madde 1- Serbest Cumhuriyet Fırkası cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik esaslarına bağlıdır. Bu esasların millet bünyesinde ebedileşmesi gayedir.

Teşkilatı Esasiye Kanunu’ndaki hürriyet ve masuniyet haklarını bilaistisna herkes için meri tutacak ve hiçbir arızaya uğratmayacaktır.

Madde 2- Vergiler millet efradının iktisadi teşebbüs kabiliyetini sarsmayacak ve halkın takati hududunu aşmayacak derecede tahfif olunacaktır.

Vergi tarhında daha salim esaslara istinat edilecek ve tahsilindeki yolsuzluklar kaldırılacaktır.

Madde 3- Fırka, devlet varidatının semereli surette sarfına dikkat ve büyük nafıa teşebbüsleri masraflarının yalnız bir nesle tahmilinden içtinap eder.

Madde 4- Fırka, paramızın kıymetini bir an evvel tespit için tedbir almak ve memleketimizde iş görmek isteyecek harici sermayeye bu suretle yol açmak azmindedir.

Madde 5- Fırka, vatandaşların refahına mali ve iktisadi her türlü teşebbüslere engel olan hükümet müdahalelerini kabul etmez. Memleketin iktisadi hayatının inkişafında her türlü teşebbüs erbabının zahiridir.

Cumhuriyetin menfaatleri için girişilmesi icap eden iktisadi işlerde fertlerin kuvveti gayrikafi görüldükçe, devlet doğrudan doğruya teşebbüs eder.

Liman inhisarı kaldıracaktır.

Madde 6- Köylünün ve çiftçinin çok ucuz faizle ve müşkülatsız usullerle para bulması ve iktisadi bünyemizi zayıf düşüren mürabahacılıktan kurtarılması fırkanın en mühim maksatlarındandır.

Çiftçinin fedakarlığı ile kurulmuş olan Ziraat Bankasının memleketin zirai kredi ihtiyacını tatmin edecek bir müessese haline çıkarılması umdedir.

Madde 7- Dahili sanatların canlanması ve kolaylıkla inkişaf etmesi fırkanın vasıl olmak istediği mühim hedefidir. Teşviki Sanayi Kanunu bihakkın tatbik edilecektir.

Bu kanunun bahşettiği himaye ve kolaylıklar icabında tevsi olunacaktır. Sanayi ve Maadin Bankası’nın kabiliyet ve faaliyeti arttırılacaktır.

Yerli mahsüllerin himayesi ve hariç piyasalarda sürümlerinin temini için tedbirler alınacaktır.

Nakliyat ve liman tarifeleri bu maksatlara hizmet edecek surette tanzim olunacaktır.

Madde 8- Halkın hükümet dairelerindeki işleri azami sürat ve suhuletle görülecektir. Rüşvet ve suistimallere karşı bila merhamet mücadele edilecektir.

Madde 9- Mahkemelerin süratle iş bitirmesi için sıkı ve devamlı teftişler yapılacaktır. Mahkemeler teşkilatındaki noksanlar bu maksada göre ikmal olunacaktır.

Madde 10-  Fırka, harici siyasetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin komşu ve bilumum devletlerle münasebetlerinin dostluk ve samimiyet dairesinde cereyan ve takviyesine ve Cemiyeti Akvam müessesesiyle sıkı surette teşriki mesaiye ehemmiyet verecektir.

Madde 11- Fırka, bir dereceli intihap usulünün tesisini ve siyasi hukukun Türk kadınlığına da teşmilini müdafaa edecektir.[46]

Maddelerden de anlaşıldığı üzere, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın programı ekonomik alanda liberalizmi savunuyordu. Devletçi bir gelişmeyi yersiz, hatta totaliter sayıyordu.[47] Bu bakımdan da, vergilerin indirilmesi, bayındırlık hizmetleri ve demiryolları gibi yatırımların büyük ölçüde tek bir nesile yüklenmemesini, özel girişimin esas tutulmasını, yabancı sermayenin kabul edilmesini, tekellerin kaldırılmasını, bürokrasinin azaltılmasını, tek dereceli seçim ile kadınlara seçme ve seçilme haklarının tanınmasını istiyor; özgürlüklerin sağlanmasını talep ediyor, yürütmenin denetlenmesi gereğini vurguluyor ve halkın yönetime katılmasını savunuyordu.

Programın halk tarafından en fazla benimsenen yönünü, vergilerin ağırlığı, toplanmasındaki sert yöntemler ve bunların kamuoyunda bıraktığı olumsuz etkiler ile ilgili olan maddeler oluşturmaktaydı. Ancak, Serbest Fırka'nın vergilerin ağırlığına ve tahsil yöntemine yönelttiği bu sert eleştirilerine karşılık fırka programında en azından ileri bir vergilemeye yönelik tek bir öneriye de rastlanmamaktadır. Öneri diye öne sürülenler ise sadece genelde birkaç kuramsal sözcükten ibaretti. Fethi Bey'in fırka programını oluştururken İsmet Paşa'nın “devletçilik” diye adlandırdığı programına karşı olmaktan başka bir düşüncesi olmadığı, gazeteci Zekeriya Sertel'in “İktisadi programınızı nasıl gerçekleştireceksiniz?” şeklindeki sorusuna verdiği “Partimize eski bir maliye müfettişi üye olmuş, onu maliye vekili yaparız” biçimindeki cevabıyla da açıkça görülmektedir.[48]

Görüldüğü üzere, partinin esas siyaseti, Halk Partisi’ne karşı koymak ve ekonomi alanındaki başarısızlığını eleştirmekti. Ve elle tutulur bir çözüm de öne sürülmüş değildi.

Programın asıl mimarı şüphesiz Ağaoğlu Ahmet Bey idi. Batı demokrasisinin inanmış bir hayranıydı. Ama Batı demokrasisi; kalkınmasını, dünyanın bir asır, hatta asırlar süren iktisadi yağması sayesinde yapmıştı. Türkiye ise az gelişmiş, daha doğrusu gelişmemiş, geri ve sermayesiz bir ülkeydi. Muzaffer fakat yalnız bir ülke… Kendi gücünü olağanüstü tedbirlerle, mesela devletçilikle seferber etmeden nasıl kalkınabileceği hakkında Serbest Fırka ve Ağaoğlu hiçbir fikir vermiyorlardı. Soyut bir demokrasi ve liberalizm anlayışını, Türk davasından ayırıp ele aldığı zaman, Anadolu davasını elbette ki kuvvetle müdafaa ediyordu. Fakat iş Türk gerçeğine vurulunca hayal dağılıyordu.[49]

Tabiki bu tutum parti çevresinde hemen çok sayıda muhalif grubun toplanmasına sebep oldu. Bu gruplar Fethi Bey’in İzmir’e gidişinde hükümete yapacağı gösterilerden de belli olacağı gibi, iktidardaki partiye cesaretle meydan okuyorlardı [50]

Fırkanın programında dikkat çeken en önemli faktör ise, Fethi Bey’in İsmet Paşa’yı devletçilikle itham etmesiydi. Ona göre devletçilik, devletin takati dışında işlere, taahhütlere girişmek ve birkaç neslin yükünü bir nesle yükletmekti.[51] Bu nedenledir ki İsmet Paşa, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın “liberal” ekonomik görüşüne karşı siyasal tartışmalar arasında, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın “mutedil devletçi” (fakat kısa bir süre sonra yalnızca devletçi”) olduğunu Sivas’ta ilk kez açıklama gereği duymuştur. Böylece Serbest Cumhuriyet Fırkası ekonomik politikada liberal bir parti hüviyetini alırken, Cumhuriyet Halk Fırkası, o zamana dek sürdürdüğü bu anlayışı terk ettiğini ve devletçilik olarak adlandırılan yeni bir anlayışı benimsediğini ve uygulamaya geçeceğini ilan etmiş oluyordu. Başlangıçta iki parti arasında ekonomik politika alanında keskin bir fark yokken, tartışmalar sonucunda böyle bir fark da ortaya çıkmış oldu.[52]

SCF’nin siyasal yaşama atıldığı ilk günlerde Falih Rıfkı Atay, bu partinin kimlerden oluşabileceğini oldukça gerçekçi bir biçimde belirtmiş bulunmaktadır. CHF’li bu yazara göre: 1) Cumhuriyetçi olmadıkları için Halk Fırkası’na karşı olanlar, 2) Halk Fırkası’nın kendi tarafından haklı olarak kırdığı yahut tatmin edemediği insan zümreleri, 3) Cumhuriyetçi olup da Halk Fırkası’nın tuttuğu yolun doğru olmadığına inananlar…[53] Gerçekten de, Temelde Falih Rıfkı Atay’ın da belirttiği gibi bu nedenlere bağlı olarak, SCF’nin tabanı “gayrimemnunlar”dan oluşmuştur. Şu halde, bu tabanın ana niteliğini “tepkisel” bir oluşum olarak belirtmek gerekmektedir.[54]

Bunun dışında Serbest Fırka’nın tabanını oluşturan diğer bir kesim de işçilerdir. İşçiler, Terakkiperver Fırkası’nın kapatılmasından önce kısıtlı da olsa haklarını arayabilme imkanına sahipken, Takrir-i Sükun Yasası’nın kabul edilmesinden sonra, uzun bir sessizliğe çekilmişlerdi. Bu parti onlar için de bir umut ışığı olmuştu.[55]

Serbest Fırka tabanının bir başka özelliği de, kadınların bu partiye gösterdikleri ilgi ve parti çalışmalarına katılmış bulunmalarıdır. Gazi’nin SCF’nin programına siyasal hakların kadınları da kapsaması ilkesini koydurmuş bulunması ve kız kardeşi Makbule’nin bu partiye girmesini sağlamasının da bunda önemli ölçüde etkisi olmuştur.[56]

 

YÜKSELİŞİ:

Kısa sürede güç kazanan Serbest Cumhuriyet Fırkası, hızla yurt içinde örgütlenmeye başladı. CHP’nin karşısında yeni bir partinin kuruluşu, pek çok çevrede memnuniyetle karşılandı. Özellikle üretici kesim, yeni partiye yoğun ilgi gösteriyordu. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu parti, iktidar partisinin izlediği demiryolu politikasını eleştirerek, ülke kaynaklarının bu alana kaydırılmasının, ekonomi için tehlike yarattığını ileri sürüyordu.[57] Bu da yoğun ilginin önemli bir kaynağıydı.

Türkiye’nin en önemli tarım üretim bölgelerinden biri olan İzmir ve çevresinde Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın etkisi çok hızlı gelişme gösterdi.[58] Bunun en önemli nedeni, İzmir’in kent kültüründen gelen özellikti. Tarihsel süreçte İzmir, önemli bir kültür merkezi olmuştu. Bunun yanı sıra, tarımsal üretimde ve tarımın dış ülkelere pazarlanmasında önemli bir liman kenti olarak yer almıştı. Dolayısıyla, ekonomik bunalımın etkileri, en çok, tarımsal üretimin en üst düzeyde olduğu bu kentte yaşanmıştı. Ve bu yüzden SCF’nin siyasal söylemleri, en çok bu kent ve bu kentin hinterlandında yer alan tarım kesiminde yankılarını buluyordu.[59]

1930’un sonlarına doğru, Halk Fırkası ile Serbest Fırka arasındaki mücadele, gerçekte, iktidar partisi ile halk arasındaki uzaklığın, siyasal plana yansımasından başka bir şey değildi. Ağustos 1930’da Atatürk’ün ilk demokrasi denemesi olarak kurulan Serbest Fırka yoksulluktan bunalan halk kesimleri için yeni bir umut ışığı olmuştu.[60] Ülkede büyük bir hürriyet havası doğmuştu. Öyle ki, bu ölçüsüz serbestlik havası, baskılardan bunalan halkın, yeni partinin ne olduğunu tam olarak öğrenmeye gerek duymadan, içinde bulunduğu sıkıntıların nedeni olarak gördüğü iktidar partisine karşı Serbest Fırka’yı desteklemesine yol açmıştır.[61]

Yine ayrıca Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın yeni fırkanın kuruluşunu desteklemesi sebebiyle İsmet Paşa ile aralarında ihtilâf bulunduğu ve Serbest Fırka'nın da bu ihtilâf sonucunda maksatlı olarak kurulduğu söylentilerinin çıkması da, yeni fırkanın kurulur kurulmaz kuvvetlenmesinde etkili olmuştur.[62]

Serbest Fırka'nın daha kurulur kurulmaz halk arasında neden Halk Fırkası'ndan daha fazla ilgi gördüğü konusunda 1931 yılında Eminönü Cumhuriyet Halk Fırkası ilçe başkanı Tevfik Alanay bir rapor hazırlamıştır. Bu rapora göre; Serbest Fırka mensuplarının cahil halk arasında askerliğin ve vergilerin kaldırılacağı, eski yazı ve fesin iade edileceği hakkında yaptıkları propagandalar, büyük kitleleri yeni partinin peşine takmıştır.[63]

Devrimlere sadık olanlar, hükümetin şu veya bu icraatını beğenmediklerinden yeni fırkayı desteklerken, rejim aleyhtarlarının da Serbest Cumhuriyet Fırkası iktidara geldikten sonra Fethi Bey ve arkadaşlarını bertaraf edip, idareyi ele almak gayesiyle yeni fırkaya girdikleri söylenir. Ayrıca Halk Fırkası'na gücenmiş veya mevki almak ümit ve hırsını tatmin edememiş bulunanlar da derhal yeni fırkanın saflarına geçmişlerdir.[64]

Yine Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Eminönü İlçe Başkanı Tevfik Alanay’a göre Serbest Fırka'ya rağbetin artmasının diğer bir sebebi de; İstanbul'da "Yarın" ve "Son Posta" gazeteleri ile taşranın hemen hemen her yerinde türeyen muhalif basının yeni fırkayı kuvvetle desteklemiş olmasıdır.[65]

Halkı Serbest Fırka lehine tahrik eden en önemli hususlardan biri de Halk Partisi’ne karşı duyulan öfkeydi. En büyük körükleyicileri ise zamanla “mutemet” ismiyle anılan parti başkanlarıydı. Bunlar kendilerini Atatürk’ün bir nevi temsilcisi sayıyorlar, valilerin üstünde icrai yetkilere sahip oldukları iddiasıyla istediklerini yapıyorlardı. Bir nevi feodalite idaresi kurmuşlardı. Memleketi adeta yağma eden bu parti idarecileri, halk tarafından kendilerine nefretle bakan kimselerdi. Nitekim Fethi Beyi İzmir’de karşılayan kalabalık kendisine “Kurtar bizi bu mutemetlerin zulmünden” diye bağırmıştı.[66]

 

EGE GEZİSİ VE İZMİR OLAYLARI:

Serbest Fırka’nın kuruluşundan sonra, partinin Anadolu’da teşkilatlanması çalışmalarına başlanmıştır. Bu amaçla Serbest Cumhuriyet Fırkası kurulduktan sonra Fırka lideri Fethi Bey, bazı fırka arkadaşlarıyla birlikte İzmir' den başlayarak Menemen, Manisa, Aydın, Balıkesir ve Akhisar'ı içine alan bir seyahate çıktı. Fethi Bey'in bu seyahate çıkmasının sebebi; Hem Başvekil ve Cumhuriyet Halk Fırkası'nın Genel Başkanı olan İsmet Paşa'nın Sivas Nutkuna cevap vermek, hem de İzmir'de yeni fırkanın teşkilatını kurmak idi.[67] Atatürk de bu gezinin faydalı olacağı görüşündeydi.[68]

 

Fethi Bey ve arkadaşları 3 Eylül 1930 günü “Konya” adlı vapurla İzmir’e doğru yola çıktılar.[69] Kars Mebusu Ağaoğlu Ahmet Bey, Erzurum Mebusu Tahsin (Uzer) Bey ile Aydın Mebusu Reşit Galip Bey ve partiye sonradan Halk Fırkası’ndan katılan İstanbul Mebusu Süreyya Paşa da Fethi Bey’e eşlik edenler arasındaydı.[70] Serbest Fırka'nın umumî kâtibi Nuri (Conker) Bey de İzmir'de kendilerine katılacaktı.

Denizli mebusu Haydar Rüştü, Anadolu gazetesinde Fethi Bey’e daha gelmeden şu uyarıyı yapmıştır:

“Bugün yarın İzmir’e teşrif buyuracaksınız. Gelir gelmez etrafınızı saracaklar, kanmayınız! Dökecekleri gözyaşlarına inanmayınız. Bugün feryat edenler dünkü alkışçılardır. Bugün bize yapanlar yarın size yapacaklardır. Bizden arta kalanlar kaselerini size uzatacaklardır. Bizim düştüğümüz hataya sizin düşmemenizi temenni eder ve tekrar cümlenize hoşgeldiniz deriz.”[71]

Fethi Bey birlikte seyahate çıktığı fırka arkadaşları ve hatta Gazi, seyahat sırasında İzmir ve çevre yörelerdeki halkın Serbest Fırka liderine ters bir tepki gösterebileceğinden ve olumsuz davranışlarında bulanabileceğinden kaygı duyuyorlardı. Hatta Fethi Bey'in can güvenliğinin bile tehlikeye girebileceği düşünülüyordu.[72]

4 Eylül 1930 günü İzmir’e ulaştıklarında, söylenenlerin aksine limanda toplanmış büyük bir kalabalık tarafından karşılandılar. Bu anı Ağaoğlu Ahmet şöyle anlatır:  “Diyebilirim ki, o gün evlerde kadın, erkek, ihtiyar, genç, çocuk kimse kalmamıştı. Bütün rıhtım boydan boya süslü, şen şatır, pürheyecan ve pürneşe bir izdihamla kapanmıştı. Her taraftan mendiller sallanıyor, eller çırpılıyor, Yaşasın Gazi! Yaşasın Fethi Bey!” sadaları yükseliyor. Meğerki bütün izdiham sabahtan beri vapuru bekliyormuş.”[73]

Yine aynı gün Hizmet gazetesinde şu haber yer almaktadır: “Şu sahile bak Fethi Bey! Orada toplanan halk seni nasıl hürmet ve muhabbetle karşılıyorlar? Onların yüzlerine dikkat et, memleketin ıztırabını aynen ve kelimesi kelimesine okuyacaksın. Tekmil memleket ümidini ancak büyük Gazi’ye ve sana bağlamıştır, boynunu bükerek sana hitap ediyor: - Kurtar beni bu inhisar belasından, kurtar beni bu mutemet saltanatından ve kurtar beni bugün şu içinde çırpındığım yokluktan ve ıztıraptan…”[74]

Ancak polis şehrin her tarafında harekete geçmişti. Kordonda vapurun gelmesini bekleyen kalabalığı bertaraf etmeye çalışıyordu. Müesseselerin yalnızca muayyen günlerde bayrak asabileceği söylenerek dükkanlardaki bayrakları indiriliyor, itiraz edenler ise karakola götürülüyordu.[75]

Bu hususta Hizmet gazetesinde yer alan şu haber dikkat çekicidir: “İzmir polisinin bugünkü hareketi, halkı adeta kendi keyfine esir olmuş köleler gibi istediği yere sevke kalkışması kanunsuzluktur… Görülüyor ki İzmir polisi fırka mücadelesinde Cumhuriyet Halk Fırkası’nın emrine verilmiştir.”[76]

 Tüm engellemelere rağmen, Konya vapuru görünür görünmez halk vapurun ineceği noktaya akın etmiş, vapura girerek Fethi Bey ve arkadaşlarını kucaklamıştı. Ağlayanlar, dertlerini dökenler çoktu. Fethi Bey otomobiline zar zor binerken ceketi yırtılmıştı. Halk, Fethi Beyi İzmir’e getiren bu otomobilin üstüne çıkmış ve otomobilin üst kısmı çökmüştü. Halkın bu yoğun tezahüratı karşısında hamile bir kadın da doğurmuştu.[77]

Serbest Fırka mensupları, kalacakları İzmir Palas Oteli’ne halkın sevgi gösterileriyle zorlukla varabilmişlerdi. Fethi Bey, İzmir halkının “Yaşasın Gazi, Yaşasın Fethi Bey” sesleri arasında otelin penceresinde, ertesi gün bir toplantı düzenleyerek halka hitap edeceğini söyledi.[78]

Serbest Fırka’ya gösterilen ilgi, yerel yöneticilerin de yeni partiye tavır almasına yol açmıştı. Vali ve belediye başkanı Fethi Bey’le görüşmeyi kabul etmeyerek, ertesi gün yapacağı konuşmayı ertelemesini istemişti. Bunun üzerine Fethi Bey zar zor Gazi’ye telgraf çekti. Telgraf eline ulaşır ulaşmaz Gazi, biri İzmir Valisi Kazım Dirik’e, ikincisi İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya, sonuncusu ise Fethi Bey’e olmak üzere üç ayrı telgraf çekti. Mustafa Kemal İzmir valisinden muhalefetin çalışmalarına engel olunmamasını isterken, Fethi Bey’e de konuşmasını yapmasını ve karşılaşacağı herhangi bir engeli derhal bildirmesini söyledi.[79] Bunun üzerine, valinin tutumu ancak yumuşadı. [80]

Gelişmelerden habersiz olan halk ise, ertesi sabah Fethi Bey’in kaldığı İzmir Palas Oteli önünde toplanmaya başladı. Öte yandan aynı gün CHF, Fethi Bey’in karşılanması sırasında yaşanan olayları protesto etme gerekçesiyle bir miting düzenlemeye karar vermiş ve halkı Bahri Baba Parkı’nda toplanmaya çağırmıştı. Bu durum iktidar ve muhalefet partisi arasındaki son bağları da koparacak olayların başlangıcı oldu.[81]

Bahribaba’daki CHF mitinginde istenilen kalabalık sağlanamamıştı. Bunun üzerine CHF, halkı toplamak ve kalabalık oluşturmak amacıyla, Fethi Bey’in konferans vereceğine dair bir söylenti çıkardı. Bunu duyan bir grup halk da Bahribaba’daki miting alanında toplandı. Kürsüye Fethi Bey'in çıkmasını bekleyen halk, karşılarında Adliye Vekili Mahmut Esat Bey'i görünce, bu duruma çok öfkelenmiş ve miting meydanını terk etmiştir.[82] Kandırıldığını düşünen kızgın halk topluluğu yollarının üzerinde bulunan Cumhuriyet Halk Fırkası'nın merkez binasının önünden geçerken, “Kahrolsun mutemetler” diye bağırmıştır.[83] Bu sırada Halk Fırkası'nın binasında bulunan Sabri Bey’in, halka "namussuzlar" demesi üzerine iyice galeyana gelen halk, binayı taşlamaya başlamış, camlarını kırarak levhalarını sökmüştür. Olaylar sırasında binada bulunan bir kaza mutemedinin de başı yaralanmıştır.[84]

Halk zaptedilemiyordu. İktidar yanlısı Anadolu Gazetesi’nin bir gün önce yayımlanan Serbest Fırka’ya ve ona yakınlık gösterenleri aşağılayan yazıları da tansiyonu iyice germişti. Denizli Mebusu Haydar Rüştü Bey'in sahibi olduğu bu gazete, Fethi Bey'i karşılayanların yaptıkları taşkınlıklarla ilgili olarak “İzmir'de para ile tutulmuş bazı sarhoşlar tarafından yapılan taşkınlıklar” diye manşet atıp, İzmir halkını tahrik etmişti.[85]Bu hakaretlere tahammül edemeyen halk, Anadolu Gazetesi’nin binasına doğru yürüyüşe geçmiş; Anadolu matbaasının camlarını taşlayıp, matbaanın içerisine de girmiştir. Binada yalnız olan Anadolu gazetesi yazarlarından Nuri Bey ellerinden zor kurtulmuştur.[86]

Fethi Bey, kaldığı otelin balkonundan “Arkadaşlar yapmayınız. Cumhuriyeti seviyorsanız sakin olunuz” dediyse de başarılı olamadı.[87] O sırada, bina içerisinde mevzilenmiş güvenlik güçleri tarafından kalabalığa doğru ateş edilmeye başlandı ve bunun sonucunda 14-15 yaşlarında Necati Kemal isimli bir talebe çocuk başından vurularak öldü.[88] 15 kişi yaralandı. Böylece Serbest Fırka’nın henüz ilk gezisinde kan dökülmüş ve halkla güvenlik güçleri karşı karşıya gelmiş oldu.[89]

Ali Fethi Bey, CHP’ye karşı son derece tepkili olan halk kesimlerini yatıştırmak için çaba harcıyor, ancak bunda başarılı olamıyordu. Yaşanan tüm sıkıntılarının nedeni olarak, CHP’nin yanlış politikalarını görüyorlardı ve zaptedilemiyorlardı.[90] Hatta, bu karışıklıkta polis kurşunuyla vurulan yavruyu kucağına alan yaşlı baba, bu kurbanı getirmiş, Fethi Bey’in ayaklarına sermiş: “Bu, ilk kurbanımız. Ama daha kurbanlar lazımsa vereceğiz, fakat bizi kurtar…” diye inlemiştir.[91] Acılı babanın “Kurtar” dediği CHP idi…[92] İzmir’de halk dalga dalga Fethi Bey’in neredeyse ayaklarına kapanıp kurtarılmak için yalvarıyorlardı. Meydanlarda gözyaşı selleri çağlıyor, her tarafta birtakım resimler yırtılıyor, parçalanıyordu…”[93]

Bu hazin bir manzaraydı. Ama kim, kimden kurtarılacaktı? İzmir’in düşmandan kurtarılışı ise henüz sekiz yıl olmuştu. Kurtaran da milletin başındaydı. O halde ya bu galeyan? Ya bu kurban? Kısacası anlaşılıyordu ki, hükümet halkı galiba biraz ihmal etmişti…[94]

Meydana gelen olaylar üzerine Fethi Bey, halka ayrı bir açıklamada da bulundu. 6 Eylül Cumartesi günü vereceği nutkun ve yapılacak olan mitingin ertesi güne ertelendiğini bildirdi.[95]

Üç gün kentte kalan Ali Fethi Bey’in güvenlik gerekçesiyle ertelenen mitingi, nihayet 7 Eylül günü Alsancak Stadı’nda gerçekleşti.[96] Halk büyük bir sabırsızlıkla nutuk zamanını gelmesini beklemişti. Saat 11’den sonra Urla, Bergama, Kemalpaşa, Seferihisar, Kasaba, Salihli ve havalisinden kafileler halinde halk şehre akın etmeye başlamış, Alsancak’ta çadır kurmuşlardı.[97] Fethi Bey, saat tam on altıda kürsüye çıktı. Yaklaşık elli bin kişinin katıldığı miting, yaşanan gerginliğe karşın sakindi. Bunda Serbest Fırka liderinin yatıştırıcı konuşmalarının ve İsmet Paşa hükümetine saygılı bir dil kullanmasının önemli etkisi olduğu söylenebilir.[98]

Kürsüde Fethi Bey'in yanında Serbest Fırka'nın umûmî kâtibi Nuri Bey, fırka arkadaşlarından Ağaoğlu Ahmet, Tahsin ve Haydar Beyle, "Yeni Asır" gazetesinin baş yazarı İsmail Hakkı, Behzat Arif Beyler ve Rabia Arif Hanım, “Hizmet” gazetesi baş yazarı Zeynel Besim Bey ile Serbest Fırka'nın İzmir İl yöneticileri bulunuyordu.[99]

Fethi Bey'in iki saate yakın konuşması iki noktada toplanıyordu. Bunlardan ilki Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın programı, diğeri de hükûmetin başı olan İsmet Paşa'nın Sivas Nutkuna cevaptı. Bu konuşma sırasında Fethi Bey'in sesi kısıldığı ve zor konuştuğu için sesini ancak yanındakiler duyuyordu. Bu sebeple Fethi Bey nutkunu söyleyecek, fırka umûmî kâtibi Nuri Bey de onun söylediklerini tekrar edecekti.[100]Ancak bir yanlış anlaşılma sonucu ortaya çıkan beklenmedik bir durum Serbest Fırka’yı zor durumda bırakmıştır. Fethi Bey, iktidar çevreler tarafından ortaya atılan şapkanın atılıp fesin giyileceği konusunu yalanlamak için söze başladığı anda, daha cümlesini tamamlamadan halk bu konuşmayı yanlış anlayıp şapkaları birden yere atıp çiğnemeye başlamıştır. Akabinde durum düzeltilmiş ve Fethi bey ve onu duble eden Nuri Conker cümlelerini şu şekilde tamamlamışlardır: “Bazı kimseler, bizim şapkayı atıp tekrar fesi getireceğimizi zannediyorlar. Yanılıyorlar. Gazi’nin inkılapları devam edecektir…”[101]

Fethi Bey ve arkadaşları İzmir ve Karşıyaka'da Serbest Fırka teşkilatını tamamladıktan sonra trenle Menemen, Manisa, Aydın ve Balıkesir’e yeni fırka teşkilatını oluşturmak amacıyla yola çıkmıştır.[102] Fethi Bey’e karşı aynı coşku ve ilgi, bu yerlerde de gösterilmiş ve böylece CHF’nin gelecekteki ilk seçimde iktidara veda edeceği, Ege Bölgesi’ndeki bu kısa tecrübede radikal bir biçimde ortaya çıkmıştır.[103]

İzmir olaylarını soruşturmakla M. Kemal tarafından görevlendirilen Kazım (Özalp) Paşa, “Fethi Bey’in İzmir’e gelişiyle İzmir’de Halk Fırkası eridi ve Fethi Bey seyahatine İzmir’den Balıkesir’e doğru devam ederken her geçtiği yerde Halk Fırkası’nı söndüre söndüre gitti” demiştir.[104]

İzmir’de yaşanan olayların bu boyutlara ulaşmasında vali de içinde olmak üzere CHF İzmir yöneticilerinin büyük rolü olduğu açıktır. Ancak halkı asıl harekete geçiren etkenin Anadolu Gazetesi’nin SCF’yi destekleyenlere aşağılayıcı ve kışkırtıcı yazıları olduğu söylenebilir. Ancak hükümetin bakış açısına göre güvenlik güçleri davranışlarında haklıydılar. Nitekim İsmet Paşa basına verdiği demeçte, kanunlara karşı gelinmemesi gerektiğini ve kanunlara uyulmaması durumunda devletin kendi kendine derhal harekete geçtiğini belirterek yapılan davranışı onaylamıştı.[105]

İş yalnızca bununla kalmadı; İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, devrimlerin tehlikede olduğunu ileri sürerek, gerekli önlemlerin alınması için valiliklere bir genelge gönderdi. Genelgede “vergiler kaldırılacak, askerlik olmayacak, fes giyilecek, yeni Türk harfleri kalkacak” gibi propagandalar ile halkın tahrik edildiği belirtildi ve güvenlik güçlerinin devreye girmesi talimatı verildi.[106]

İktidar karşıtı basın bu gösterileri halkın baskılara karşı bir tepkisi olarak değerlendirirken, iktidar yanlısı basına göre gerçek, Serbest Fırka’nın özgürlükçü sloganlarının ülkede devrim güçlerini zaafa uğratarak, Cumhuriyet’i tehlikeye düşürmekte olduğuydu. Ve asıl amaçları Serbest Fırka’yı iktidara getirmek değil, yapılan devrimleri yıkmaktı.[107]

            Fethi Bey şehirden ayrıldıktan sonra Anadolu gazetesinde Haydar Rüştü, Serbest Fırka liderine ateş püsküren şu yazısını yazmıştır: “Siz gelmeseydiniz kaç bozguncunun saklı olduğunu nereden öğrenecektik, mürtecilerin ne günleri beklediğini nasıl öğrenecektik, gayrimemnunları nasıl ayırt edecektik, itilafçılar nasıl başkaldıracaktı, düşmanlara methiye yazanlar, milleti sülük gibi emenler nasıl sırıtacaktı? Bunları anlamayacak, bilemeyecektik… Bu yüzden size güle güle gidin demiyoruz”[108]

Yine aynı gün Anadolu’da yayınlanan diğer bir yazısında da, Fethi Bey’in Balıkesir’e giderken Akhisar istasyonunda kirli ruhlarını saklayan hoca bozuntularının siyah bir bez parçası üzerine Arapça harflerle “La ilahe illallah” işlettikleri bir bayrakla onu karşıladıklarını ve Fethi Bey’in de bu kişilere iltifat ettiğini bildirmiştir.[109]

 

1930 BELEDİYE SEÇİMLERİ VE PARTİNİN KAPATILIŞI:

İzmir’de yaşanan olayların çok derin tartışmaları olmuştu. Mitinglerin yasaklanması konusunda hükümet karar aldı. Güvenlik açısından bunun gerekli olduğu düşünülüyordu. Ancak partiye yakın ilgi de azalmıyor, bütün hızıyla sürüyordu. Partinin kuruluşundan sonra on binler, kitleler halinde partiye katılıyor; her gün basında, bu yoğun ilgi üzerine haberler çıkıyordu. Parti iki ay gibi kısa bir süre içinde 37 ilde örgütlenmesini sağlamıştı; partinin hala kurulamadığı yerlerden de yoğun kutlama ve bağlılık mesajları gelmekteydi.[110]

SCF’nin halk desteğini ne ölçüde sağladığının bir diğer göstergesi de kuruluşundan bir ay sonra yapılan belediye seçimleridir.[111] 1930 belediye seçimleri, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kısa siyasi ömrü boyunca giriştiği ikinci önemli mücadele oldu. Fethi Bey yeni kurulmuş olması ve teşkilatlanmasını henüz tamamlayamamış olmasına rağmen seçimlere gitme kararı aldı.

Fethi Bey’in seçime girme kararını etkileyen en önemli faktör, Fethi Bey’in İzmir ve Ege gezisinde karşılaştığı halk desteğinin boyutlarının farkına varmış olmasıydı.[112]  Öyle ki 5 Eylül’de Hizmet gazetesinde yayınlanan habere göre Fethi Bey şu sözleri sarfetmiştir:“Bugün gördüğüm samimi tezahürler, İzmir ahalisinin fırkamıza büyük destekte bulunacağının göstergesidir. Bu destek belediye seçimlerinde de görülürse kazanacağımız muhakkaktır.”[113]

Yine Fethi Bey’i seçime iten diğer bir faktör de, fırka programında ileri sürmüş olduğu tek dereceli seçim sisteminin kabul edilmiş olmasının halk desteği avantajını kullanmaya imkan tanıması ve kadınların iştirak ettiği bir seçimi değerlendirmek istemesiydi. Ahmet Ağaoğlu ise, henüz teşkilatlanmanın tamamlanmamış olduğunu ve Halk Fırkası’na karşı meclis içerisinde eldeki mevcut mebuslarla muhalefeti yürütmesinin daha doğru olacağını düşünmekteydi. Cumhurbaşkanı Atatürk ise, başta tereddütlü olmakla birlikte, daha sonra kabul etmiştir.[114]

Ancak Serbest Fırka taraftarları bunu “Gazi seçimlere girmemizi istedi” şeklinde değerlendirmişlerdir.  Halbuki Gazi, yeni kurulan ve henüz teşkilâtını tamamlamış olan Serbest Fırka'nın seçimlere girmesine taraftar değildi. Hatta seçim baskılarını da en az muhalifler kadar doğru değerlendirmiştir.[115]Buna karşılık Süreyya İlmen ise hatıralarında, Serbest Fırka'nın belediye seçimlerine gireceği konusunda bir haber duyunca hemen Fethi Bey'in yanına gittiğini ve ondan belediye seçimlerine girmemesini rica ettiyse de; Fethi Bey'in kendisine, "Ne yapayım? Serbest Fırka'yı teşkil eden O (Gazi Mustafa Kemal Paşa), parayı veren O. Belediye seçimlerine iştirak emrini veren de O'dur." dediğini yazmaktadır.[116]

Seçimler 1930 yılı ekim ayının başlarında yapıldı. Toplam 502 seçim bölgesinin 31’inde Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kazandığı açıklanmıştı.[117] Bu yerlerden biri de Samsun’dur.[118] Seçim Serbest Fırka bakımından ağır baskılar altında cereyan etmiş, başta valiler olmak üzere, her düzeyde devlet görevlilerinin Cumhuriyet Halk Fırkası’nın lehinde yaptıkları müdahalelerle geçmiştir.[119] Seçimleri Serbest Fırka’nın kazandığı il merkezlerinden Silifke’nin bir süre sonra kaza yapılması ve Samsun’da dürüst seçim yaptıran vali Kazım (İnanç) Paşa’nın ise görevinden alınmış olması bunun en iyi kanıtıdır.[120]

Seçimlerin siyasi sonuçlarına bakıldığında, eğer seçimler serbestçe yapılmış olsaydı Serbest Fırka’nın kazanacağı açıkça ortaya çıkmıştı. Gelecekteki genel bir seçimin provası olan bu yerel seçimler, yeni partinin iktidara giden yolda önde olduğunu göstermektedir.[121]

Hasan Rızak Soyak anılarında Gazi’ye, “Ya onlar iktidara geçerlerse? diye sorduğunu belirtmiştir. Bu soruya karşılık Gazi: “Olabilir! Biz hiçbir zaman daima iktidarda kalacağız diye bir iddiada bulunmadık ki…” demiştir; “Peki ya inkılaplardan saparlarsa?” diye sorduğunda ise, “Ha bak işte bu olamaz. Sen, ben ve inkılapların hayati kıymetini ve hedefini kavramış olanlar, bu gibileri her zaman bertaraf etmeye ve inkılap esaslarını muhafazaya muktedir olacaklardır” diye yanıt vermiştir.[122]

Belediye seçimleri inkılapların karşı karşıya olduğu tehlikenin ne denli büyük olduğunun farkına varılmasını sağlamıştır. Ve fırkanın bu başarısı, onun sonunu hazırlayan en önemli etkenlerden biri olmuştur.

Öyle ki bu aşamadan sonra iktidar mücadelesi giderek kesinleşmiş, suçlamalar giderek ağırlaşmış ve Serbest Fırka’nın irticaya göz yumduğuna ve vatana ihanet ettiğine kadar varan suçlamalar yönetilmeye başlanmıştır.[123]

Mecliste hararetli tartışmalar başlamıştır. Fethi Bey, hükümeti ve kendi parti taraftarlarına “mürteci” diyenleri şiddetle tenkit etmiştir. Hükümet ise, Serbest Fırka’nın halk üzerindeki etkisini azaltmak için ekonomik durumu düzeltecek reformlar vaat etmiştir. Bu amaçla iktisat ve adalet vekillerini değiştirmiştir. Ne var ki bu tedbirler halk arasında hükümetin itibarını artırmaya yetmedi. Bunun üzerine Halkçılar Fethi Bey’e hücum ederek, onu Mondros Mütarekesi’ni imzalamış olmakla ve M. Kemal’e karşı şahsi ihtiraslar beslemekle suçladılar. Fethi Bey’in partiler arası kavgada M. Kemal’in tarafsız kalmasını istemesi, gerginliği daha da şiddetlendirdi.[124]

Zaten daha İzmir olayları sırasında Gazi’nin partiler karşısında tarafsız kalmasının CHF’nin aleyhine bir durum meydana getirdiği görülmüştü. Bu sebeple, Yunus Nadi başta olmak üzere iktidarın önde gelen yazarları Serbest Fırka’ya karşı izlemekte olduğu tarafsızlık politikasını değiştirmesi için Mustafa Kemal’e baskı yapıyorlardı. Onlara göre olay çok tehlikeli bir boyut almıştı ve eğer Gazi tutumunu değiştirmezse, irtica önlenemez bir duruma gelecekti.[125]

Aslında, Serbest Fırka’nın bu hızlı yükselişi ta ilk günlerden beri M. Kemal’i de tedirgin ediyordu.[126] Bu tedirginlik İzmir olayları sırasında daha da artmış; hatta bu endişelerini İsmet Paşa’ya da açıkça söylemişti. İsmet Paşa hatıralarında Gazi’nin kendisine "Yahu hiç aldırmıyorsun. Yanıyoruz." dediğini ve oldukça endişelendiğini anlatmaktadır.[127]

Halk Fırkası’nı kurmuş olan, tüm devrimler ve icraatını Halk Fırkası’na mal ederek yürütmüş olan Gazi, İzmir’de halkın davranışlarını, doğal olarak, şahsi prestijine indirilmiş bir darbe şeklinde yorumlamıştı.[128] Yinebelediye seçimleri sırasında çıkan olaylar ve halkın kendi kurduğu Halk Fırkası'ndan koptuğunu görmek de hoşuna gitmiyordu.Buna CHF ileri gelenleri ve gazetelerinin baskıları da eklenince, başlangıçta parti çekişmelerinde tarafsız kalacağını söyleyen Mustafa Kemal, sonunda tutumunu değiştirmeye karar verdi.

Bunların hemen ardından Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan haberler ve M. Kemal’in izniyle Yunus Nadi ile aralarında yazılan danışıklı mektuplaşma Serbest Fırkalıları endişeye düşürmüştü. Bu mektuplaşmada Yunus Nadi, Gazi’ye, Serbest Fırka’nın onu kendisine mal etmeye çalıştığını belirterek, partiler karşısındaki duruma açıklık getirmesini istiyordu ve M. Kemal’e açıkça, eğer tutumunu değiştirmezse, iktidar partisinin kendi başının çaresine bakacağını belirtiyordu.[129] Gazi de buna karşılık olarak, tavrını Cumhuriyet Fırkası’ndan yana koyduğunu gösteren şu cevabı cevap vermişti:

“Ben Cumhuriyet Halk Fırkası’nın umumi reisiyim. Cumhuriyet Halk Fırkası Anadolu’ya ilk ayak bastığı andan itibaren teşekkül edip benimle çalışan Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin doğurduğu bir varlıktır. Bu teşekküle tarihen bağlıyım. Bu bağı çözmek için hiçbir sebep ve icap yoktur ve olamaz. Resmi vazifemin bitiminde Cumhuriyet Halk Fırkası’nın başında fiilen çalışacağım. Bu noktada tereddüte mahal yoktur.”[130]

  Bu sözler tehlike arz eden sözlerdi. Bunun üzerine Fethi Bey, derhal Ankara’ya dönerek Gazi ile görüşme ihtiyacı duymuştu. Ancak Gazi’nin Fethi Bey’e söyledikleri pek iç açıcı değildi:

“Ben iki fırkaya yardım edeceğimi söylemiştim. Görüyorsunuz ki, siz benim yardımıma muhtaç değilsiniz. Halk size doğru akıyor. Desteğe öteki fırka muhtaçtır…ben artık biraz tarafgirlik yapacağım. Yoksa Halk Fırkası yıkılacak.[131]

Gerek Fethi Bey’e söylenen bu sözler gerekse Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan mektup, Serbest Cumhuriyet Fırkası için sona doğru ilerleyişti. Çünkü o günkü ortamda Gazi’nin tavır alacağı bir siyasi oluşumun yaşaması mümkün olamazdı ve ayrıca böyle bir durumda Serbest Fırka’nın, tüm yönetim mekanizmasını elinde bulunduran iktidar partisiyle mücadele edebilmesi zordu. Nitekim bu gelişmelerden sonra, hükümet ve onu destekleyen basın, “kardeş bir siyasi teşekkül” olarak görme anlayışından vazgeçerek “bir düşman” yerine koyduğu Serbest Fırka ile şiddetli bir mücadeleye girişecekti.[132]

Ali Fethi Bey de gelişmelerden yakınmaktaydı. O da Mustafa Kemal Paşa’nın tarafsız konumunu değiştireceğini ve kendisinin karşısına geçeceğini düşünüyordu.[133]

15 Kasım meclis görüşmeleri Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın sonu oldu. Görüşmelerde tartışmalar Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın rejim düşmanlığı ile suçlanmasına kadar varmış ve fırkanın kapatılmasını istemeye kadar uzanmıştı.[134] Bu gelişmeler Fethi Okyar’ı bu koşullarda bir muhalefet partisinin yaşayamayacağı inancına yöneltmiş ve Mustafa Kemal Paşa ile karşı karşıya kalmamak için 17 Kasım 1930’da partisini feshetmek durumunda kalmıştır.

Böylece suni müdahalelerle doğmuş olan çocuk gelişemeden hayata gözlerini yummuştu. Henüz üç aylıktı…[135] Büyük bir hüsran, büyük bir hayal kırıklığı idi. Bu kararın alınışından sonraki hallerini Ağaoğlu şu kelimelerle anlatır: “Yeis ve matem içinde evlerimize dağıldık”.[136]

Partinin kapatılmasının ardından muhalefetteki rollerini çok ciddiye almış olan birkaç tanesi dışında, parti üyeleri tekrar Halk Fırkası saflarına döndü. Fethi Bey ise Londra Büyükelçiliğine atandı.[137] 1945 yılına kadar başka parti kurulmadı. 15 yıl boyunca CHP, tek siyasi parti olarak kaldı.[138] Ancak tek partinin olduğu bu dönemde Faşist idarenin bulunduğu Almanya ve İtalya’daki gibi diktatörlüğe gidilmediği, bu yöndeki girişimlerin ise yine Atatürk tarafından engellendiği görülmüştür.

 

SONUÇ:

            İşte bir siyasi fırkanın hikayesi…  Bir muhalefet partisi olarak karşı fırka başkanının emriyle kurulan, karşı fırkanın kanadını teşkil edecek olan, karşı taraf başkanının iktidar partisi ile müştereken yöneteceği, para karşı tarafça verilen, üyeleri karşı tarafça ayrılan ve gerek iktidar, gerek muhalefet adayları aynı elden tayin edilen bir hatta ileride “sağ mı sol mu olacağı henüz bilinmeyen bir siyasi parti… Halbuki bir siyasi parti, toplum içindeki siyaset ve menfaat çekişmelerinin zorunluğu ile, aşağıdan yukarı gelen tepkilerin, çabaların yoğunlaşması ile kurulur.[139] Fakat Fethi Bey’in Serbest Fırkası, Ağaoğlu’nun Serbest Fırka Hatıraları’ndan da izlenebileceği gibi, danışıklı, güdümlü bir girişimdir. Fırkanın kurucuları,  önceden belirlenmiş bir senaryonun isteksiz, adeta sevk edilmiş aktörleridir.[140] Bundan dolayı düşüncelerini bir siyasal partinin yapısını oluşturabilecek biçimde sistemleştirememişler ve hükümete yönelik eleştirilerini öncelikle, halkın en çok şikayetçi olduğu konular üzerinde yoğunlaştırma politikası izlemeye başlamışlardır. Bu ise, partinin kitlelerin belirli bir düşünce ve program doğrultusunda yönlendirilip, kontrol edilebilmesi yerine, çıkarları birbirinden farklı çeşitli kesimlerin Serbest Fırka’nın örgütlerinde etkili olmasına yol açmış, böylece yeni partiyi yıpratabilmek için iktidar partisine iyi bir fırsat sağlamıştır[141]

Diğer yandan kuruluş tarzı, temsil edeceği liberal düşünceye aykırı olmuştur. Girişimin toplumsal bir temelden yoksun bulunduğu, yüksek bir devlet makamının sevk ve icazetinin eseri olduğu görülmektedir. Ancak kurulduktan sonra toplumun önemli bir kesiminin beklentilerine karşılık geldiğinin anlaşılması, fırkanın kapatılmasını gündeme getirmiştir. SCF’nin kapatılmasından sonra, -sadece Ağaoğlu dışında- bütün üyelerinin fırkanın program hedeflerini savunmaktan büsbütün uzaklaşarak yeniden CHF bürokrasisinin hizmete girmeleri, deneyin gerçek niteliğini sergilemesi bakımından düşündürücüdür. Fırkanın siyasi ömrünün yaklaşık üç ay sürmesi, adının ve programının dikte ettirilmesi, toplumsal tabandan yoksun oluşu kurucu üyelerin bile atama yoluyla belirlenmesi, bütün bunlar, ülkemizde siyasi sürecin istikrarsızlığı konusunda ilgi çekici ipuçları vermektedir.[142]

Ayrıca, ölçülü bir muhalefet yapacağı düşünülerek kurulan SCF, halkın büyük ilgisi karşısında iktidara gelme ümidine kapılmış; lider kadrosu, içinde bulunulan dönemin koşullarını ve iktidarın tepkilerinin ne olacağını bilecek durumda olmasına karşın, büyük bir siyasal yanlışlık yaparak bu isteğini açıktan açığa dile getirmeye ve en kısa zamanda iktidara geleceklerini söylemeye başlamıştı. Bu ise Gazi’nin bile arzu etmediği bir gelişmeydi.[143] Gazi’nin Fethi Bey’e: “Ben sözümde duruyorum. Benim üzerimde bir de memleketi emniyet ve huzur içinde tutmak mesuliyeti var. Siz hemen birkaç ay içinde iktidara geçmek için uğraşıyorsunuz. Hiç beklemeye tahammül göstermiyorsunuz. Bugün iktidarda olanları düşünüp yerine geçecek olursanız bu memleketi emniyet ve huzur içinde ayakta tutabilecek misiniz? Bana bir kere bu kanaati vermelisiniz” dediği anlatılır. Bu sözlerden de anlaşılıyor ki, Cumhurbaşkanı ani bir değişikliğe hazır değildir.[144] Ayrıca bu politika, daha önce de belirttiğimiz gibi, CHF’nin yeni partiyle açıkça mücadeleye başlaması için de kapı açmıştır.[145]

CHF Gazi’nin bu fırkaya destek olmasını engellemek ve Serbest Fırka'yı Gazi'den koparıp yalnız bırakmak için her türlü çaba göstermiştir. Bunu gerçekleştirmek için Halk Fırkası tarafları yazarları Serbest Fırka'yı "İrtica" ile suçlamışlardır. Bu suçlama da Gazi'yi çok düşündürmüştür. Ancak yine de Serbest Fırka salt bu sebepten dolayı kapanmamıştır. Türkiye'nin o günkü siyasi şartlarında Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın uygun bulmayacağı bir siyasi fırkanın kurulamayacağı bir gerçektir. Ne var ki, tüm bu gelişmelere karşın Gazi, Serbest Fırka'nın kapatılmasını istemiş ve böyle bir isteği fırkanın yöneticilerine bildirmiş değildir. Öte yandan ne Fethi Bey ne de Ahmet Ağaoğlu'na dair bir açıklamada da bulunmamaktadır. İsmet İnönü de, Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya Serbest Fırka'yı neden kapattırdığını sorduğunda, onun "Kendileri kapatıyorlar, ben karışmıyorum, görüyorsun" dediğini belirtmiştir.[146]

Sonuç olarak 1924- 1925 yıllarında faaliyette bulunan ve doğal bir kuruluş süreci yaşayan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile 1930’da faaliyette bulunan ve suni bir kuruluş süreci yaşayan Serbest Fırka denemeleri göstermiştir ki, meclis içinde kurulan muhalif partiler, kısa bir süre içerisinde kitleselleşmeye başlamış, bu da CHF iktidarının dayandığı meşruiyet temellerini yani tüm toplumsal kesimleri (imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle)  temsil etme ve ülke kurtarmış olma/devlet kurmuş olma (Müdafaa-i Hukuk temeli) düşüncesinden kaynaklanan iktidarı elinde tutma hakkını derinden sarsmıştır. Bu sarsıntı tek parti iktidarını hem kendinin yeniden yapılandırmaya ve pekiştirmeye, hem de kendini ideolojik olarak daha donanımlı bir hale getirmeye zorlamıştır.[147]

Bir başka deyişle Serbest Fırka birçok yönden kendisinden sonraki dönemler üzerinde etkili olmuştur. Örneğin, bir yandan CHF’ye önemli bünyesel değişiklikler yapma ve yenilenme fırsatı verirken, bir yandan da Demokrat Parti’nin tabanının çok önceden biçimlenmeye başlamasını sağlamış ve ayrıca, politikaya kazandırdıkları Adnan Menderes gibi kimseler yoluyla da bu partinin kuruluşuna zemin hazırlamıştır.[148]

*Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Yüksek Lisans Öğrencisi

 

KAYNAKÇA

Gazeteler:

Yeni Asır                                 İzmir

Anadolu                                   İzmir

Hizmet                                     İzmir

Hakimiyet-i Milliye                  Ankara

Milliyet                                     İstanbul

Vakit                                        İstanbul

 

Basılmış Eserler:

AĞAOĞLU, Ahmet, Serbest Fırka Hatıraları, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994.

AHMAD, Feroz, Demokrasi Sürecinde Türkiye, Ahmet Fethi Yıldırım, Hil Yayınları, İstanbul, 2010.

AKŞİN, Sina, Çağdaş Türkiye (1908-1980), Cem Yayınevi, Ankara, 1989

ARI, Kemal, Türk Devrim Tarihi 2, Zeus Yayıncılık, İstanbul, 2013

AVŞAR, Abdülhamit, Bir Partinin kapatılmasında Basının Rolü Serbest Cumhuriyet Fırkası, Umut Matbaacılık, İstanbul, 1998

AYBARS, Ergün, Atatürk ve Modernleşme, Zeus Kitabevi, İzmir, 2006

AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam, Kemal (1922-1938), Cilt III, 16. basım, Remzi Kitabevi, İstanbul

AYDEMİR, Şevket Süreyya, İkinci Adam, (1936-1950), Cilt II, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2010

BAYKARA, Tuncer, Türk İnkılap Tarihi ve Atatürk İlkeleri, Akademi Kitabevi, İzmir, 1996

BİLA, Hikmet, CHP 1919-1999, Doğan Kitapçılık, İstanbul, 1999

DEMİREL, Ahmet,  Tek Partinin İktidarı, İletişim Yayınları,  İstanbul, 2013

DEMİREL, Ahmet,  İsmet İnönü Defterler (1919-1973), Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2001

GOLOĞLU, Mahmut, Devrimler ve Tepkileri: 1924-1930, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007

GÖZCÜ, Alev, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Siyasal Söylemleri Işığında İktidar- Muhalefet İlişkileri ve Kamuoyu, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir, 2006

GÜNEŞ, Günver, “Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın Aydın' da Teşkilatlanması ve 1930 Belediye Seçimleri Üzerinde Oluşan Tartışmalar”,Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Dergisi, XXV, 39, 2007

 

İLMEN, Süreyya, Dört Ay Yaşamış Olan Zavallı Serbest Fırka, 3. Kitap, Muallim Fuad Gücüyener Yayınevi, İstanbul, 1951

İNÖNÜ, İsmet, Hatıralar, Cilt II, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1987

 

İPEKÇİ, Abdi, İnönü Atatürk'ü Anlatıyor, Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık, 1997

 

KARPAT, Kemal,Türk Demokrasi Tarihi (Sosyal, Kültürel, Ekonomik Temeller), Timaş Yayınları, İstanbul, 2013

KOÇAK, Cemil, İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, İletişim Yayınları, İstanbul, 2006

LEWİS, Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, TTK Basımevi, Ankara, 1991

MANGO, Andrew, Atatürk; Modern Türkiye’nin Kurucusu, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2013

OKYAR, Osman- SEYİTDANLIOĞLU, Mehmet, Fethi Okyar’ın Anıları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara

SERTEL, Zekeriya, Hatırladıklarım, Gözlem Yayınları, İstanbul, 1977

SOYAK, Hasan Rıza, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2006

TUNÇAY, Mete, TÜRKİYE Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1999

UYAR, Hakkı, Tek-Parti Dönemi ve Cumhuriyet Halk Partisi, Boyut Yayıncılık, İstanbul, 1998.

YETKİN, Çetin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, Karacan Yayınları

ZÜRCHER, Eric Jan, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Çev. Yasemin Saner, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013



[1]Kemal H. Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, Timaş Yayınları, İstanbul, 2013, s. 150

[2]Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013, s. 264

[3]Ergün Aybars, Atatürk Ve Modernleşme, Zeus Kitabevi, İzmir, 2006, s. 133

[4]Abdi İpekçi, "Atatürk'ün Demokrasi Tecrübesi", Milliyet, 28 Kasım 1961

[5]Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam (1936-1950),  Cilt II, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2010, s.387; Andrew Mango, Atatürk; Modern Türkiye’nin Kurucusu, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2013, s.540

[6]Zürcher, a.g.e, s. 264

[7]Karpat, a.g.e, s. 151; Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkileri: 1924-1930, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007, s.299

[8]Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Mustafa Kemal (1922-1938), c. III,  16. basım, Remzi Kitabevi, İstanbul, s. 364; Abdi İpekçi, "Atatürk'ün Demokrasi Tecrübesi", Milliyet, 28 Kasım 1961.

[9]Abdi İpekçi, "Atatürk'ün Demokrasi Tecrübesi", Milliyet, 28 Kasım1961.

[10]Aybars, a.g.e, s. 133

[11]Zürcher, a.g.e, s. 264

[12]Osman Okyar- Mehmet Seyitdanlıoğlu, Fethi Okyar’ın Anıları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, s. 63-64

[13]Karpat, a.g.e, s. 151

[14]Kemal Arı, Türk Devrim Tarihi 2, Zeus Yayıncılık, İstanbul, 2013, s. 191

[15]Aybars, a.g.e, s. 133

[16]Zürcher, a.g.e, s.  264

[17]Arı, a.g.e, s. 191

[18]Abdülhamit Avşar, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Umut Matbaacılık, İstanbul, 1998, s. 67

[19]Cemil Koçak, İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, İletişim Yayınları, İstanbul, 2006, s. 627

[20]Zürcher, a.g.e, s. 264; Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, TTK, Ankara, 1991, s.279

[21]Arı, a.g.e, s. 191

[22]Avşar, a.g.e, s. 67

[23]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 64-65

[24]Arı, a.g.e, s. 191

[25]Mango, a.g.e, s.541

[26]Ahmet Demirel, İsmet İnönü Defterler (1919-1973), I. Cilt, 1. baskı, İstanbul, 2011, s.150.

[27]Arı, a.g.e,  s.192

[28]Mango, a.g.e, s.540

[29]Arı, a.g.e, s. 192

[30]Avşar, a.g.e, s. 53

[31]Arı, a.g.e, s. 192

[32]Avşar, a.g.e, s. 57-58

[33]Avşar, a.g.e, s. 57

[34]Ahmet Demirel, Tek Partinin İktidarı, İletişim Yayıncılık, İstanbul, 2013, s. 108; Demirel, İsmet İnönü Defterler (1919-1973), s.150.

[35]Aydemir, İkinci Adam (1936-1950), s.383

[36]Demirel, Tek Partinin İktidarı, s. 108; Demirel, İsmet İnönü Defterler (1919-1973), s.150.

[37]Okyar- Seyitdanlıoğlu,  a.g.e, s. 111

[38]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 127

[39]Anadolu, 15 Ağustos 1930

[40]Anadolu, 25 Ağustos 1930

[41]Demirel, Tek Partinin İktidarı, s. 108

[42]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 69- 70

[43]Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek- Parti Yönetimi’nin Kurulması, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1999, s. 259

[44]Arı, a.g.e,  s.192

[45]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 70

[46]Çetin Yetkin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, Karacan Yayınları, s. 253

[47]Aydemir, Tek Adam, Mustafa Kemal (1922-1938), s. 370

[48]Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Gözlem Yayınları, İstanbul, 1977, s. 191

[49]Aydemir, Tek Adam, Mustafa Kemal (1922-1938), s. 370-371

[50]Karpat, a.g.e, s. 152

[51]Aydemir, İkinci Adam (1936-1950), s.390

[52]Sina Akşin, Çağdaş Türkiye 1908-1980, Cem Yayınevi, Ankara, 1989, s.108-109

[53]Yetkin, a.g.e, s. 112

[54]Yetkin, a.g.e, s. 113

[55]Avşar, a.g.e, s. 131

[56]Yetkin, a.g.e, s. 114

[57]Arı, a.g.e, s. 193

[58]Arı, a.g.e, s. 193

[59]Alev Gözcü, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın Siyasal Söylemleri Işığında İktidar- Muhalefet İlişkileri ve Kamuoyu, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir, 2006

[60]Bila, a.g.e, s. 62

[61]Avşar, a.g.e, s. 131

[62]Süreyya İlmen, Dört Ay Yaşamış Olan Zavallı Serbest Fırka, 3. Kitap, Muallim Fuad Gücüyener Yayınevi, İstanbul, 1951, s. 37

[63]Abdi İpekçi, "Atatürk'ün Demokrasi Tecrübesi", Milliyet, 28 Kasım 1961; Yeni Asır, 7 Eylül 1930.

[64]Abdi İpekçi, "Atatürk'ün Demokrasi Tecrübesi", Milliyet, 28 Kasım 1961

[65]Abdi İpekçi, "Atatürk'ün Demokrasi Tecrübesi", Milliyet, 28 Kasım1961.

[66]Abdi İpekçi, "Atatürk'ün Demokrasi Tecrübesi", Milliyet, 28 Kasım 1961

[67]Günver Güneş, “Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın Aydın' da Teşkilatlanması ve 1930 Belediye Seçimleri Üzerinde Oluşan Tartışmalar”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Dergisi, XXV, 39, 2007, s.120

[68]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 73

[69]Avşar, a.g.e, s. 108

[70]Anadolu, 2, 3 Eylül 1930; Hizmet, 3,4 Eylül 1930; Yeni Asır, 4 Eylül 1930

[71]Anadolu, 4 Eylül 1930

[72]Günver Güneş, a.g.m, s.121

[73]Avşar, a.g.e, s. 108

[74]Hizmet, 4 Eylül 1930

[75]Hizmet, 4 Eylül 1930

[76]Hizmet, 4 Eylül 1930

[77]Hizmet, 5 Eylül 1930

[78]Hizmet, 4 Eylül 1930; Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 74

[79]Avşar, a.g.e, s. 110-111

[80]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 74

[81]Avşar, a.g.e, s. 111

[82]Hizmet, 6 Eylül 1930; Yeni Asır, 6 Eylül 1930

[83]Hakimiyet-i Milliye, 6 Eylül 1930; Vakit, 6 Eylül 1930; Hizmet, 6 Eylül 1930

[84]Hakimiyet-i Milliye, 6 Eylül 1930; Vakit, 6 Eylül 1930; Hizmet, 6 Eylül 1930: Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2006, s.413

[85]Yeni Asır, 6 Eylül 1930

[86]Vakit, 6 Eylül 1930; Hakimîyet-i Milliye, 6 Eylül 1930

[87]Avşar, a.g.e, s. 113

[88]Yeni Asır, 6 Eylül 1930; Hizmet 6 Eylül 1930; Vakit, 6 Eylül 1930

[89]Avşar, a.g.e, s. 113

[90]Arı, a.g.e, s. 193

[91]Bila, a.g.e, s 62

[92]Arı, a.g.e, s.194

[93]Bila, a.g.e, s. 62

[94]Aydemir, Tek Adam, Mustafa Kemal (1922-1938), s. 375

[95]Vakit, 6 Eylül 1930

[96]Arı, a.g.e, s. 193; Hizmet, 8 Eylül 1930

[97]Hizmet, 8 eylül 1930

[98]Avşar, a.g.e, s. 118

[99]Yeni Asır, 8 Eylül 1930

[100]Yeni Asır, 8 Eylül 1930

[101]Avşar, a.g.e, s. 118

[102]Günver Güneş, a.g.m, s.121

[103]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 75

[104]Bila, a.g.e, s. 62

[105]Avşar, a.g.e, s. 115

[106]Avşar, a.g.e, s. 115

[107]Avşar, a.g.e, s. 117

[108]Anadolu, 12 Ağustos 1930

[109]Anadolu, 12 Ağustos 1930

[110]Arı, a.g.e, s. 194

[111]Hakkı Uyar, Tek Parti Dönemi ve Cumhuriyet Halk Partisi, Boyut Yayıncılık, İstanbul, 1998, s.120

[112]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 76

[113]Hizmet, 5 Eylül 1930

[114]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 76

[115]Tunçay, a.g.e, s. 273

[116]İlmen, a.g.e, s. 74

[117]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 77

[118]Uyar, a.g.e, s. 120

[119]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 77

[120]Tuncer Baykara, Türk İnkılap Tarihi ve Atatürk İlkeleri, Akademi Kitabevi, İzmir, 1996, s. 124

[121]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 77

[122]Soyak, a.g.e, 422-423

[123]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 77

[124]Karpat, a.g.e, s. 153

[125]Avşar, a.g.e, s. 123

[126]Avşar, a.g.e, s. 123

[127]İsmet İnönü, Hatıralar, c. II, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1987, s. 229.

[128]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 178

[129]Avşar, a.g.e, s. 125

[130]Anadolu, 11 Eylül 1930, Hizmet, 11 Eylül 1930; Aydemir, İkinci Adam (1936-1950), s.392

[131]Avşar, a.g.e, s. 125

[132]Avşar, a.g.e, s. 125

[133]Arı, a.g.e,, s. 194

[134]Okyar- Seyitdanlıoğlu, a.g.e, s. 87

[135]Aydemir, İkinci Adam (1936-1950),  s.393

[136]Aydemir, Tek Adam, Mustafa Kemal (1922-1938), s. 378

[137]Mango, a.g.e, 543

[138]Feroz Ahmad, Demokrasi Sürecinde Türkiye, Hil Yayınları, İstanbul, 2010,  s. 17

[139]Aydemir, İkinci Adam (1936-1950), s.383

[140]Ahmet Ağaoğlu, Serbest Fırka Hatıraları, İletişim Yayıncılık, İstanbul, 1994, s. 10

[141]Avşar, a.g.e, s. 195

[142]Ağaoğlu, a.g.e, s. 10

[143]Avşar, a.g.e, s. 196

[144]Tunçay, a.g.e, s. 272

[145]Avşar, a.g.e, s. 196

[146]Abdi İpekçi, İnönü Atatürk'ü Anlatıyor, Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık, 1997, s. 32

[147]Uyar, a.g.e, s. 122

[148]Avşar, a.g.e, s. 199

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile