Müzikle Tedavi, Türk-İslam Ve Diğer Devletlerde Müzikle Tedavinin Tarihi Yeri Ve Önemi

Müzikle Tedavi, Türk-İslam Ve Diğer Devletlerde Müzikle Tedavinin Tarihi Yeri Ve Önemi

 

                                                                              Necdet  Bayraktaroğlu

Em. Savcı, Araştırmacı Yazar

Müzik, insanların hayatında ve ruh sağlığında önemli bir yeri vardır. Halk arasında ruhun gıdası olarak ifade edilmektedir. İnsanlar arasında genellikle bir eğlence aracı olarak nitelendirilse de müzik, duygu ve düşünceleri seslerle anlatan, bir düzen ve estetik anlayışı içerisinde ifade eden sanattır. Diğer sanat dallarına göre, insanları daha çok etkileyen bir daldır. İnsanlar üzüntülerini, sevinçlerini, heyecanlarını, sevgilerini ve kahramanlıklarını vb müzikle ifade etmeye çalışmışlardır.  Müzik, ruhun çeşitli tepkilerini en iyi şekilde yansıtan bir sanattır. Bu özeliği nedeniyle, insanın ruhsal durumunu inceleyen psikoloji ile yakın bir ilişkisi bulunmaktadır. Müzik bu nedenle, tıp bilimindeki çeşitli alanlarda kullanılmaya başlanılmış, insanları duygusal olarak etkilediği için, dini duyguların güçlenmesinde ve hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. 

Kuş, su, rüzgar ve müzik sesleri, insanın beyin dalgalarına yakın tesir ettiğinden, dinlendirici özelliğe sahip bulunmaktadır. Bunlardan müzik, gönlü yumuşatan bir özelliğe sahip olduğu için tedavilerde asırlardan beri kullanılmaya başlanılmıştır. Bu konuda yapılan birçok araştırmada, bilgin, doktor ve müzisyenlerin depresyondan, kansere, tansiyon ve kronik ağrılara, ruh hastalıklarına, migren ve uyuşturucu bağımlılığına karşı tedavide müziğin kullanıldığı görülmektedir.

                İnsanlar ruhsal ve bedensel rahatsızlarına çare bulmak için yüzyıllardır çeşitli tedavi yöntemleri araştırmış ve kullanmışlardır. Müzikle tedavide, araştırmalar sonucu ortaya konulan bir tedavi şeklidir ve kişinin sağlıklı bir hayat sürmesini sağlamaktadır. Müzikle tedavi, müzikal seslerin fizyolojik ve psikolojik etkilerini değişik ruhsal hastalıklara göre ayarlanıp, düzenli bir yöntem altında yapılan tedavidir. Aynı zamanda, sosyal ilişkilerin geliştirilmesinde, kişilere güven duygusu verilmesinde, çocukların ifade yeteneğini ve düşünme kapasitesini geliştirmede, öğrenme güçlüğü çekenlerin durumunu artırmada, daha hızlı okumalarını sağlamada önem kazanmaktadır.

Müzikle tedavi ile ilgili çalışmalar, bu konuda uygulamalar Afrika, Amerika da, Asya ve Avrupa da olduğu gibi Eski Türklerde, Selçuklularda ve Osmanlılarda da olmuş, müzikle tedavinin insan üzerindeki etkileri ve olumlu değişikleri ve tıp biliminde ki yeri ortaya konulmuştur.

İlkel insanlar, kötü ruh ve cin adı verilen varlıkların insanları hasta ettiklerine inanıyorlardı. Bu kötü varlıkların verdikleri rahatsızlıklar sihirbaz, hekim gibi görevlilerin tedavi yöntem ve törenleri ile müzik, dans ve şarkılarla tedavi edilmeye çalışılıyordu. Afrika da ki bazı kabileler, halen geleneklerini ve adetlerini sürdürerek müziği çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanmaktadırlar.

Müziğin, ruhsal rahatsızlıklar üzerideki tedavi edici etkisi çok eski çağlardan beri başlamış, Orta Asya Türk kültürü içerisinde de çeşitli ilgili ve görevli kişiler tarafından uygulamaları yapılmıştır. Türklerde müzik, tarih ve bilim adamlarına göre 6000 yıldan beri devam etmektedir. Orta Asya döneminde kullanılan kopuz ve saz tedavi edici, iyi ruhları çağıran, kötü ruhları kovan çalgı olarak kullanılmıştır. Altaylar ve kuzeyinde Şamanlar, hasta tedavisinde ve dini törenlerde davulları kullanmışlardır. Davul çalarak ruhları hükmü altına alırlar, ölülerle ve cinlerle, irtibat kurarak hastalara şifa dağıtırlardı. Daha sonra Türklerde, müzikle tedavi eden Baksı adı verilen müzisyen hekimler tarafından Altay, Kırgız, Kazakistan, Moğolistan ve Kaşgar taraflarında, çeşitli hastalıklar için tedavi çalışmaları yapılmıştır.

İslam dinimiz de, musikiye layık olduğu değeri vermiş, onu ibadetle birleştirmiştir. Yüce Rab Kuran’ında, Hz. Davut’un sesinin güzelliğinden bahsetmekte, Peygamberimizde Kuran’ı Kerim’i güzel okumamızı istemekte “Kuran’ı, ezanı seslerinizle süsleyiniz” demektedir. Ezanımızı da ilk defa, çok güzel bir sese sahip olan Hz. Bilal Habeşi okumuştur. İslam medeniyetinde, özellikle tasavvuf (Sufiler) mensupları müzikle uğraşmış, akli ve asabi hastalıkların müzikle tedavisinde çalışmalar yapmışlardır.

                Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra iki kültürün kaynaşması sonucu farklı müzik türleri de doğmuştur. Türk-İslam kültürü içinde meydana gelen müzik saray, tekkelerde, mevlevihane, mehteran ve halk arasında gelişmesini sürdürmüştür. Anadolu’nun birçok köy, kasaba ve şehirlerinde akıl hastalarının tedavisi ile meşgul olan tekkeler var idi. Bunlardan önemlilerinden biride Karacaahmettir. Onun için: “Karacaahmed ulu veli / Akıllanır gelen deli” denilmiştir.

Türk ordusu savaşta düşmanla karşı karşıya geldiğinde, mehteranın büyük bir heyecanla çaldığı türküler ve Allahüekber diye hep bir ağızdan çıkan tekbir sesleri, komutanların ve askerlerin manevi gücünü artırmakta, canlandırmakta ve cesaretlerini en üst düzeye çıkarmaktadır.

 Anadolu da kurulan medeniyetler içinde, müzikle tedavi yöntemini uygulayanlar olmuştur. Bu medeniyetlerden en önemlileri Selçuklu ve Osmanlılardır. Başta Edirne olmak üzere Sivas (Divriği), Amasya, Kayseri, Manisa ve İstanbul da tedavi merkezleri kurulmuştur. Zekeriya Er Razi (854-932) Farabi (870-950), İbn-i Sina (980-1037) ve Gevrekzade Hasan Efendi gibi Türk bilginleri, kendi dönemlerindeki bilimsel metotları kullanarak yaptıkları müzikle tedavileri ile günümüz de gelişen modern tıbbına ışık tutarak, ruhsal hastalıkların tedavisinde ilmi esasları ortaya koymuşlardır.

Anadolu da müzikle tedavi konusunda yapılan çalışmaların ilk merkezleri şifahaneler olmuştur. Selçuklular zamanında, Türk büyüğü Nurettin Zengi tarafından Şam da yaptırılan Nurettin hastanesinde, müzikle ruh hastalığının tedavisi uygulanmıştır. Bu hastanede çalışmalar yapan İbn-i Sina Kitabu’ş –Şifa adlı eserinde müziğin tıptaki önemini şöyle açıklamıştır: “Tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini artırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, hastanın çevresini sevimli, hoşa gider hale getirmek, ona en iyi musikiyi dinletmek, onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir.”

Kayseri gevher Nesibe Hatun Tıp Medresesi ve Darüşşifası (1206), Anadolu Selçukluların ilk sağlık merkezi olan bu şifahane, Sultan Gıyasettin Keyhüsrev tarafından, tüberküloz hastalığından vefat eden kız kardeşi Gevher Nesibe Hatun’un vasiyeti üzerine inşa edilmiştir. Mimari yapısı, müzikle tedavi uygun şekilde yapılmış, ruh hastaları için 18 oda ayrılmıştır.

Sivas-Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, 1228 yılında Erzincan Beyi Fahrettin Behram Şah’ın kızı Turan Melik Sultan tarafından yaptırılmıştır. Ruh hastalarının müzikle tedavilerinin yapıldığı bu darüşşifa,1985 yılında Unesko tarafından “Dünya kültür mirası” listesinde ilk üç sıra içine konulmuştur.

Amasya Darüşşifası (1308), İlhanlı Hükümdarı Olcayto Mehmet zamanında Yıldız Hatun tarafından yaptırılan darüşşifa da, ruh hastaları müzik ve su sesiyle tedavi ediliyordu. Tanzimat dönemine kadar faaliyet gösteren darüşşifa, 1939 yılındaki depremle hasar görmüş, 1945 yılında onarım görerek, 1999 yılında belediye konservatuarı olarak kullanılmaya başlanılmıştır.

Ünlü Alim Farabi “Musiki-ul-kebir” adlı eserinde müziğin, fizik ve astronomi gibi diğer bilimlerle olan ilişkisini açıklamaya çalışmış, çeşitli makamların insan ruhuna nasıl etkilediğini araştırmış ve Türk Müziği makamlarının ruha olan etkilerini şöyle sınıflandırılmıştır: 1- Rast makamı: insana sefa (neşe-huzur) verir. 2- Rehavi makamı: İnsana beka (sonsuzluk fikri). 3- Kuçek makamı: Hüzün verir. 4- Büzürk makamı: Havf (korku) verir. 5- İsfahan makamı: Hareket kabiliyeti, güven hissi verir. 6- Neva makamı: Lezzet ve ve ferahlık verir. 7- Uşşak makamı: Gülme hissi verir. 8- Zirgüle makamı:  Uyku verir. 9- Saba makamı: Cesaret ve kuvvet verir. 10- Buselik makamı: Kuvvet verir. 11- Hüseyni makamı: İnsana sukunet verir. 12- Hicaz makamı: İnsana tevazu ve verir.

13. Yüzyılda yaşayan Türk-İslam bilgini Safiyüddün Urmevi, Türk müsiki sistemini ilmi şekilde incelemiş ve ortaya koymuş, ayrıca santur, nüzhe ve mugni gibi çalgıları da icat etmiştir. Günün belli vakitlerinde belli makamların icra edilmesi halinde insan ruhunu dinlendireceğini, insanı huzura kavuşturacağını şöyle açıklamaktadır: 1- Rehavi makamı: Fecirden önce 2- Hüseyni makamı: Tan yerinin ağardığı zaman 3- Rast makamı: kuşluk vaktinde 4- Zirgüle makamı: Öğle vaktinde 5- Hicaz makamı: Namaz arasında 6- Irak makamı: İkindi 7- Isfahan makamı: Gün batarken 8- Neva makamı: Akşam. 9- Büzürk makamı: Yatsı. 10- Zirefkend makamı: uyku vaktinde

Ayrıca bazı hekimler, makamların hangi milletlere, ne etki yaptığı astroloji bağlantısı göz önüne alınarak incelenmiş, milletler üzerindeki etkileri şu şekilde izah edilmiştir: 1- Hüseyni makamı: Araplara 2- Irak makamı. Acemlere 3- Uşşak makamı: Türklere 4- Buselik makamı: Rumlara iyi gelmektedir.

Eski Türk hekimlerinden Hasan Şuuri “Tadil-i Emzice” adlı eserinde, musikinin birçok hastalıklara ve ağrılara iyi geldiğinden bahsetmekte, farklı rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan makamların, günün hangi saatinde dinleneceğini bahsetmiştir. Nihavent makamı öğleden sonra etkili iken, rast makamı gece ve seher vaktinde tesirli olduğunu söylemiştir.

  Osmanlılar döneminde de müzikle tedavi, en başarılı dönemini yaşamıştır. Türk ruh hekimleri yaptıkları bilimsel çalışmaları ile ruh hekimliği alanında çağdaşlarına göre üstün düzeye çıkmış, hastaların müzikle tedavisi konusunda çok ileri gitmişlerdir.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından 1471 yılında yaptırılan, “Bimarhane-i Ebu’l- Feth Sultan Mehmet” adlı Darüşşifa da, müzikten faydalanılır ve ruh hastaları tedavi edilirdi. Bugün duvar parçaları kalan hastanenin hizmeti, 1824 yılına kadar sürmüştür.  Ünlü Seyyah Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “Bu hastanede 70 oda, 80 kubbe, 200 hasta bakıcı ve bir de başhekim bulunduğunu, yatakların ceviz ağacından yapıldığını, hastaların mükemmel yatak çarşafları ve ipek gömleklerinin bulunduğunu ve üstün icra gücüne sahip hanende ve sazendelerin onları eğlendirip neşelendirdiğini, bu hastaların musiki ahengi karşısında rahat olduklarını, ıstıraplarını unutarak musiki nağmeleri sayesinde tedavi edildiklerini “ söylemektedir.

 Batı ülkelerinde, ruhlarına şeytan girdi diye akıl hastaları, insanlık dışı ağır işkencelere maruz bırakılırken, yakılırken Sultan II. Bayezıd tarafından Edirne de Mimar Hayrettin’e 1488 yılında yaptırdığı darüşşifada, ruh hastalarına su ve müzikle tedavi yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu tedavi, ortasında suları fışkıran şadırvanın olduğu salonlarda çeşitli aletlerle müzik dinletmek suretiyle hastaların ruhi sıkıntılarının giderilmesi şeklinde yapılıyordu. Bu hastane hakkında Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, ruh hastalarının burada müzikle tedavi gördüğünü şöyle açıklamaktadır: “Müziğin insan ruhu üzerindeki olumlu etkisi konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip darüşşifanın hekimbaşısı, hastalarına önce çeşitli müzik makamları dinletiyor, kalp atışlarının hızlanıp ya da yavaşladığına bakıyor, yararlandıkları uygun melodiyi belirliyor, şikayetleri ve benzer hastalıkları bir araya getiriyor, darüşşifanın müzik ekibine haftanın belirli günlerinde konserler tertipliyor ve bu şekilde tedaviye devam ediyordu.”  Bu Darüşşifanın akustiği ve planlaması, müzikle tedavi yapılmasına uygun olarak inşa edilmiştir. Darüşşifada, ilaç ve müzikle tedavinin yanında, güzel kokularla (sümbül, reyhan, lale, karanfil, sebboy vs.) rehabilitasyon yapıldığı anlaşılmaktadır. Bugün Tıp Tarihi Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Süleymaniye Darüşşifası, Kanuni Sultan tarafından 1550-1557 yılları arasında Mimar Sinan’a yaptırmış, külliyenin bir bölümünü oluşturan şifahane de, hasta odaları ve müzikle tedavinin yapıldığı alanlar vardı. 1845 yılından sonra sadece akıl hastalarının tedavisi yapılmış, daha sonra Süleymaniye Doğum evi olarak hizmetini sürdürmüştür. Kanuni Sultan’ın saray hekimi olan Musa bin Hamun, diş hastalığı ve çocuk psikoloji hastalıklarını iyileştirmede müzikle tedavi yöntemini kullanmıştır.

Hekimbaşı Gevrekzade (18.yy) de İbn-i Sina’nın eserlerinden faydalanmış,“Emraz-ı Ruhaniyeyi Neganma-ı Musikiye” adlı eserinde çocuk hastalıklarına hangi hastalıkların iyi geldiğini şöyle açıklamıştır: 1- Irak makamı: Çocuktaki menenjit hastalığına 2-Isfahan makamı: Zeka, zihin açıklığı verir ve ateşli hastalıklardan korur. 3- Zirefkend makamı: Felç ve sırt ağrısına iyi gelir. 4- Rehavi makamı: Tüm baş ağrılarına, burun kanamasına, felç hastalıklarına 5- Büzürk makamı: Beyin, kulunç ağrılarına iyi gelir. 6- Zirgüle makamı: Kalp, beyin hastalığı, mide harareti, karaciğer ateşine iyi gelir. 7- Hicaz makamı: İdrar yolu hastalıklarına. 8- Buselik makamı. Kalça, baş ağrısı göz hastalıklarına. 9- Uşşak makmı: ayak ağrıları ve uykusuzluğa. 10- Hüseyni makamı: karaciğer, kalp hastalıklarına. 11- Neva makamı: Buluğ çağına ulaşmış çocuğa, kalça ağrısına, gönül sevincine iyi gelir.

Batı dünyası 20 yy. ortalarında müzikle tedaviyi önemsemiş, alternatif tedavi yöntemi olarak değil, geleneksel tıbba uygun ve kuralları içinde bilimsel bir tedavi yöntemi olarak uygulamaya başlamıştır. İlk olarak, İkinci Dünya savaşında yaralanan askerlerin tedavisinde müzikten yararlanılır. Daha sonra 1947 yılında, ABD Michigan Devlet hastanesinde müzikle tedavi başlatılır ve araştırmalara hız verilir. Depresyon, şizofreni, zeka geriliği, alkol ve madde bağımlılığı gibi rahatsızlıklarla mücadelede, yeni teknik ve pratik uygulamalarla müzikle tedavi yöntemi kullanılır. Yine Amerika Michigan Üniversitesindeki bir gurup doktor çalışmaları neticesinde, musikinin şifa verici olduğunu belirtip, 1977 de müzikle tedaviyi bilim dalı olarak kabul ederek Müzik Terapi Birliği kurmuşlardır. New York üniversitesi Nordoff-Robbins Müzikle Tedavi Merkezinden Dr. Clive Robbins, bu konuda şunları söylemiştir: “İnsanın beynindeki sinir ve kas fonksiyonlarında müziğe ve ahenkli sese belirgin bir yatkınlık vardır. Sessiz bir ortamda müzik, aklımızı harekete geçirmeye, dikkatimizi toparlamayı ve bazı beden fonksiyonlarımızın düzenlenmesine yardımcı olmaktadır.”

Yale Üniversitesi Tıp fakültesinde yapılan bir araştırmada, ameliyat sırasında uyanık olan hastalar müzik dinletildiğinde, dinlemeyenlere göre daha az sakinleştirici ve ağrı kesici kullandıkları anlaşılmıştır. Akıcı melodiler ve dikkat dağıtan ritimlerin, ameliyat sonrasında sancı ve ağrıları hafiflettiği görülmüştür. Stanford Üniversitesi Tıp fakültesinde ise, stresi azalma konusunda yapılan bir araştırmada, hastaların kendileri veya rehberleri vasıtasıyla beğenip seçtikleri müziği dinlediklerinde, ruh hallerinde iyileşme olduğu anlaşılmıştır. Müzik dinletilmeyen hastalarda ise sekiz hafta süresince hiç bir gelişme ve düzelme görülmemiştir. Avusturya Meidling Klinikte doktor olan Gerhard Kadir Tuçek, yoğun bakımda tedavi gören komada ki hastalara, her gün 20-30 dakika Türk Müziği ve Klasik batı Müziği dinlettiklerinde, hastaların çoğunda olumlu sonuçlar almıştır.

 Annesinden tatlı bir ninni dinleyen yavru, dinlediği ninni ve şarkı ile yatıştırıcı ve dinlendirici özelliği nedeniyle uykuya dalmaktadır. Anne karnında ve doğumdan sonra müzikle yakın büyüyen çocukların, toplumsal ilişkilerinin daha sağlam ve suça meyillerinin daha az olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle anne karnında iken dinlenen şeyler bebeğe tesir etmektedir.

Ülkemizde, Türk müziğinin ağır psikolojik hastalıklarda kullanılması ile ilgili çalışma, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırma Enstitüsü Türk musikisini Araştırma ve Tanıtma Merkezince yapılmaktadır. Türk müziğindeki nihavent ve rast makamlarının akıl hastaları ve felç hastaların tedavisinde, hüseyni makamının ise, otistik ve spastik hastaların tedavisinde faydalı olduğu ortaya konulmuştur. Türk musiki ile tedavide tar, ud, ney, kopuz, rebab, dombra ve kıl kopuzu gibi aletlerin yanında su sesi de kullanılmaktadır.

Doç. Dr. Oruç Güvenç, başta Berlin Urban Hastanesi, Avusturya ve diğer ülke hastanelerinde müzikle terapi uygulayarak, 400 den fazla Türk Müziği makamlarından bazıları ile hastalar üzerinde terapi yapılarak, iyileştirici tedavi içinde olmaktadır.

Bu günün Türk hekimlerine müzikle tedavi konusunda büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu güne kadar yapılan araştırmaların, nakledilen bilgilerin ne kadar büyük kıymette olduğu bilinmeli ve bu çalışmalar, tedaviler günümüz bilim anlayışı içinde incelenerek, değeri ve hakkı ortaya konulmalı ve daha da geliştirilerek tedavide başarılar gösterilmelidir. Ata bilginlerimizin yüzyıllar öncesinde yaptıkları araştırmaları, buluşları ve eserleri ile övünerek kendimizi kandırmamalıyız ve bu miras hazine bilgilerin üzerinde, miras yedi gibi oturmamalıyız. Bugün Avrupa ülkelerinin hayranlıkla dinlediği ve tedavide kullandığı Türk Müziğimizin kıymetini ve tedavideki önemli yerini bilmeliyiz ve daha ileri yöntem, teknikle tedavide kullanmalıyız. Büyük tarihçilerden Kraft Ebing, Avrupa’nın müzikle tedavi konusunda bilgileri ve uygulamaları Türklerden aldığını eserinde söylemektedir. Bugün Amerika ve Avrupa, müzikle tedavi ve psikiyatrik hastaların tedavi konusunda ki çalışmalarında, İbni Sina, Razi ve Farabi’lerin ilmi buluşlarından faydalanmışlardır. Yahya Kemal Beyatlı da, müzikle ilgili olarak bu konuda şöyle demektedir:

Çok insan anlayamaz eski musikimizden/ Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden/ Açar bir altın anahtarla ruh ufukların/ hemen yayılmaya başlar seda ve nur akını.

Müzik şifadır. Yaratılıştan beynimize uyumlu, güzel ses ve müzikleri hisseden bağlantılar konulmuş, her bir hücreye ve organa tesir etme özelliği verilmiştir. Yüce Allah şifa kaynağı olan Kuran’ımız Mülk Suresi 23 Ayetinde “De ki: Sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve gönüller (kalp ve dimağ) veren O’dur. Sizin şükrünüz ne az!” demektedir. Floridaki Akbar Kliniğinden Dr. Ahmet Kadi yaptığı araştırmada, güzel ve usulüne uygun olarak okunan ve dinlenen Kuran’ı kerim’in şifa verici tesiri olduğunu belirtmiştir. Allah insana kulak ve işitme duyusu vermiştir. İnsanda kendisine verilen bu kıymetli nimeti ile kendisini ruhen ve manen rahatlatacak, dinlendirecek ve gönlüne, beynine esintiler verecek güzel okunan Kuran’ı Kerim’i, ilahileri ve müziği dinleyerek şifa bulacak ve sonrada Allah’a şükrünü eda edecektir.

KAYNAKLAR

Bahaddin Ögel- Türk Kültür Tarihini Giriş-Kültür Bakanlığı Yay. Ank.1991

Yılmaz Öztuna- Türk Müsikisi Ansiklobedisi- Milli Eğitim Basımevi-İst.1976

Rahmi Oruç Güvenç-Türk Musiki Tarihi ve Türk Tedavi Musikisi- Metinler Matbaa- İst.1993

Ragıp Kazancıgil-Edirne Sultan II. Bayezıt Külliyesi- Trakya Üniversitesi Yay.-Edirne.1997

Şahin Ak- Avrupa ve Türk-İslam Medeniyetinde Müzikle Tedavi Tarihi Gelişim ve uygulamaları-ÖzEğitim Yay. Konya.1997

Süheyl Ünver-Musikinin Ruh Hastaları Üzerindeki Etkileri-İzmir. 1989

Bekir Grebene- Müzikle Tedavi-Sanem Matbaa- Ank.1978

Pınar Somakçı- Türklerde Müzikle Tedavi- Sosyal Bilimler Enstitü Dergisi-Sayı.15-2003

www.tarihgazetesi.net

“Dün, Bugün, Yarın…”

 

Tarihimizdeki Muhteşem Mektuplar

 

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile