Kâzım Karabekir Paşa’nın Ölümü, Cenaze Töreni Ve Ardından Yazılanlar

KÂZIM KARABEKİR PAŞA’NIN ÖLÜMÜ,

CENAZE TÖRENİ VE ARDINDAN YAZILANLAR

Dr. Ali GÜLER

Ölümü

Kâzım Karabekir Paşa, 26 Ocak 1948 Pazartesi saat 10 sıralarında, Ankara’daki evinde,küçük kızı Timsal’in doğumunun 7. yılını kutlama sevinci yaşanırken, kalp krizi geçirdi ve hayata gözlerini yumdu. 65 yıl, 6 ay 4 gün süren onurlu ve çileli bir hayat son bulmuştu.

Ailenin dostu olan İnönülerin kızı Özden Toker Hanım, o günü şu şekilde anlatacaktı: “Gözümün önünde bir küçük kız çocuğu canlandı. Sarışın, taş bebek gibi güzel. O gün yaş günü idi. Bu en mutlu gününde başına en büyük felaket gelmiş, sevgili babasını kaybetmişti. Ablaları Hayat ile Emel’in de acıları büyüktü; zavallılar, kendilerini unutmuş,annelerini teselli etmeye çalışıyorlardı. Ama bu acı haberi, küçük kardeşleri Timsal’den saklamışlardır.

Duyar duymaz, babamla beraber acılı dost evine koşmuştuk. Küçük Timsal’i alıp evimize, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ne getirmiştik. İçimiz kan ağlamasına rağmen onu avutmuş, yaş gününü kutlamıştık. Hatta o gece aynı odayı paylaştığımızı, beraber yattığımız hatırlıyorum. Yanımda ne güzel tatlı tatlı uyuyordu. Ne yazık ki, ertesi gün sabah acı haberle uyanmasına mâni olamayacaktım…[i]

Aynı gün Anadolu Ajansı, Paşa’nın ölümünü kamuoyuna şu şekilde duyurdu: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkam General Kâzım Karabekir'in vefat ettiğini bildirmekle fevkalâde müteellimdir (üzgündür). General Kâzım Karabekir bugün saat 10’da kalp rahatsızlığından vefat et­miştir.

Bütün ömrünü vatan hizmetlerine vak­fetmiş olan Sayın Karabekir'in ölümü dolayısıyla Büyük Türk milletini ve Türkiye Büyük Millet Meclisini taziyet eyleriz.

Cenaze merasimi Ankara'da28/1/1948 Çarşamba günü öğle vakti yapılacak­tır.[ii]

Anadolu Ajansının haberinin sonunda “sıhhi heyet raporu”da yayımlanmıştır. Cumhurbaşkanlığı Baştabibi Prof. Dr. Zeki Hakkı Pamir, TBMM Başkanlığı Baştabibi Dr. Raif Barbaros tarafından düzenlenen rapor şöyledir: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanı General Kâzım Karabekir'in 25/1/1948 Pazar günü saat 17’de başlayan ve kısa fasılalarla tekrarlayan angina pektoris nöbetleri[iii] sonucunda yapılan tedavilere rağmen had kalp zaafı[iv] ile 26/1/1948 Pazartesi saat 10’da vefat et­miş olduğunu bildirir müşterek raporumuzdur.[v]

Aynı gün Amerikan Büyükelçisi M. Wilson Dışişleri Bakanı Necmettin Sadak'ı makamında ziyaret ederek, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı General Kâ­zım Karabekir'in vefatı dolayısıyla ge­rek hükûmeti ve gerek kendi namına taziyetlerinin hükûmetimize bildirmesini rica etmiştir.[vi]

Büyük Millet Meclisinin saat 15’te yap­tığı toplantıda Başkan Vekili Raif Ka­radeniz, Büyük Millet Meclisi Başkanı,İstanbul Milletvekili General Kâzım Karabekir'in vefatı haberini aşağıdaki cümlelerle milletvekillerine duyurmuş ve milletvekilleri ayakta beş dakikalık bir saygı duruşunda bulunmuşlardır:

Arkadaşlar,bugün size çok acı 'bir haber vermekle müteellimim (üzgünüm).

Hayatı boyunca kendisini vatan hizme­tine vakfetmiş ve bu uğurda büyük ba­şarılar ve feragatler göstermiş olan de­ğerli Meclis Başkanımız Sayın General Kâzım Karabekir, dün öğleden sonra baş gösteren bir kalp krizi neticesi bu sabah saat 10’da vefat etmiştir.

Hükûmetten tezkeresi gelmiştir (Al­lah rahmet eylesin sesleri). Her birerlerinize Başkanlık makamının taziyetlerini sunarım.

Hatırası İçin hepinizden beş dakika ayakta saygı duruşu rica ediyorum.

Beş dakika ayakta saygı duruşu yapıl­dıktan sonra yine Raif Karadeniz; “Ara­mızdan ebediyen ayrılan aziz ölünün hatıralarına hürmeten müsaade 'buyu­rursanız bugünkü birleşimi cuma gü­nüne bırakmak istiyoruz.” demiştir. “Doğru, doğru” sesleri üzerine, cuma günü toplanılmak üzere oturuma son verilmiştir.[vii]

Cenaze Töreni

Büyük Millet Meclisi Başkanı, İstanbul Milletvekili General Kâzım Ka­rabekir'in cenaze töreni 28 Ocak 1948 günü yapıl­mıştır.

Sabahın erken saatlerinden itibaren bayraklar yarıya indirilmiş, şehrin so­kakları cenazeyi ve merasimi takip ede­cek halkla dolmuştu.

25 Nisan ve 30 Ekim 1920’deki her iki Kurtuluş Gününde Kars Kalesi’ne çektirdiği atlastan şanlı Türk bayrağı, vasiyeti üzerine evinden alınarak tabutunun üzerine konmuştu.Türk bayrağına sarılı tabut saat 12’de cenaze arabası ile Numune Hastanesinden alınarak hususi bir şekilde Hacı Bayram Camii musalla­sına getirilmiştir. Merhumun cenaze na­mazını Diyanet İşleri Başkanı A. Hamdi Akseki kıldırmış ve namazdan sonra tezkiyede bulunmuştur.

Bundan sonra cenaze Anafartalar Cad­desi’nden dört yol ağzına kadar halkın elleri üzerinde taşınmış ve orada askerî kıtaya tevdi edilmiştir. Askerî kıta, ta­butu eller üzerinde taşıyarak Büyük Millet Meclisi önüne kadar getirilmiş, orada bekleyen top arabasına konmuş­tur.

Saat 14’te top arabasının iki yanında cenazeye refakat edecek 6 general yerlerini almışlar ve müteakiben cenaze merasimi Büyük Millet Meclisi Başkan Vekillerinden Feridun Fikri Düşünsel'in Meclis balkonundan merhum General Kâzım Karabekir'in hayatını ve mem­lekete hizmetlerini belirten hitabesiyle başlamıştır.

Cenaze alayının önünde bando olmak üzere, alay sancağı, Harp Okulu Piyade Taburu, Yedek Su­bay Okulu Piyade Taburu, Cumhurbaş­kanlığı Muhafız Taburu, Cumhurbaşkan­lığı bandosu, çelenkler cenazeyi taşıyan top arabasının önünde yer almışlardı. Top arabasını programa göre sıra ile merhumun istiklal madalyasını taşıyan Büyük Millet Meclisi Genel Kâtibi, mer­humun ailesi efradı, Protokol Umum Müdürü, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, sağda Başbakan, solda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilleri, arkada Cumhurbaşkanlığı Genel Kâtibi ve onu takiben Cumhurbaşkanlığı Başyaveri, Cumhurbaşkanlığı Hususi Kalem Mü­dürü, Cumhurbaşkanlığı yaverleri, Protokol Umum Müdürü Kordiplo­matik, Protokol Umum Müdür Mua­vinleri takip etmişlerdir. Bunlardan sonra 'Bakanlar Kurulu, Ge­nelkurmay Başkanı, Büyük Millet Mec­lisi üyeleri, Yargıtay, Danıştay, Sa­yıştay Başkanları. Cumhuriyet Baş­savcısı, Diyanet İşleri Başkanı, An­kara Üniversitesi Rektörü, Başbakanlık Müsteşarı, Dışişleri Bakanlığı Umumi Kâtibi, generaller, bakanlık müsteşarları ve umum müdürleri, fakülte de­kanları, Ankara Valisi, Belediye ve Umumi Meclis temsilcileri, bankalar ve müessese­ler temsilcileri, Büyük Millet Meclisi memurları ve daha arkada bir piyade taburu, bir süvari taburu ve halk gel­mekteidi.

Cenaze alayı İstiklal Caddesi’ni, Atatürk Bulvarı’nı takiben Opera binası önünde­ki dörtyol ağzına geldiği zaman cena­ze, top arabasından cenaze arabasına alınmış ve merasim burada resmen ni­hayet bulmuştur.

Hava Şehitliği’nde Jandarma Subay Okulu bö­lüğü tarafından askerî merasim yapıl­mıştır.

            Defin esnasında Başbakan Hasan Saka, Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Faik Ahmet Barutçu, bakanlar, Mec­lis ve Grup Başkan Vekilleri, milletve­killeri, Genelkurmay Birinci ve İkinci Başkanları, generaller, Cumhurbaşkan­lığı Umumi Kâtibi, Başyaveri ve Hususi Kalem Müdürü, merhumun eski silah arkadaşları, dostları ve kalabalık bir halk kütlesi hazır bulunmuştur.[viii]

Mezarı

            Eşi İclâl Karabekir Hanım, onun Hava Şehitleri Kabristanı’ndaki mezarı üzerine, 8 mermer direkli ve üstü açık kemerli, kubbesiz olarak Ankara kırmızı taşı ile bir türbe yaptırıp çemberlerle de çevirtti. Bir lale biçiminde yontulup kesilen ak mermerde, 12 satır hâlinde kabartma olarak şunları yazdırttı: “Şark Fatihi, General, Kâzım Karabekir 1882-1948, Meşrutiyet Hareketleri, Balkan ve Cihan Harbi’nin Unutulmaz Kahramanı, Millî Mücadele’nin Öncüsü ve Muzaffer Kumandanı, Yetimler Babası, B. M. Meclisi Başkanı Ruhuna Fatiha.

 6 Kasım 1981’de 12 Eylül 1980 İhtilali’nin Millî Konseyi tarafından çıkartılan 2549 sayılı Kanu’na göre Ankara Atatürk Orman Çiftliği’nde hazırlanan “Devlet Mezarlığı”nda ayrılan yeni kabre konulmak üzere 30 Ağustos 1988 Salı günü saat14’te açılan ilk kabrinden kemikleri dinî törenle alındı. Aynı gün Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Kâzım Özalp, Salih Omurtak, Ahmet Naci Tınaz ve Kâzım Dirik Paşaların kemikleri de ilk kabirlerinden alınarak törenle Devlet Mezarlığı’na ayrılan yerlerine konuldu. Yapılan devlet töreninde Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve diğer devlet erkânı da hazır bulundu.  Devlet Mezarlığı’ndaki 13 Numaralı mezar Merhum Kâzım Karabekir Paşa’nın son yattığı yerdir.[ix]

Kâzım Karabekir Vakfı

  1948’de Paşa’nın ölümünden sonra aile yaz kış Erenköy’deki evde yaşamaya devam eder. Karabekir Paşa’nın yokluğuna alışamayan İclâl Hanım’ın gözleri hep yaşlıdır. Âdet olduğu gibi eş dost aileyi yalnız bırakmazlar. Ancak 1954 yılında İclâl Hanım 54 yaşında geçirdiği beyin kanaması ile hayata gözlerini kapar.

            1984 yılında İkiz kızlardan Emel Karabekir Özerengin vefat eder. 2003 yılında Paşa’nın ikiz kızlarından Hayat Karabekir Feyzioğlu, Emel Hanım’ın kızı Gülden Gazioğlu ve Paşa’nın küçük kızı Timsal Karabekir Yıldıran tarafından “Kâzım Karabekir Vakfı” kurulur. Vakfın temel amacı, “Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın muzaffer ve kahraman komutanı, büyük devlet adamı Kâzım Karabekir Paşa’nın adını ve anısını sonsuza kadar yaşatmak”tır. Bu amaca uygun olarak da Erenköy’deki köşk 2005’te müze hâline getirilmiştir.[x]

           

Yeni Meclis Başkanı Ali Fuat Cebesoy

TBMM’nde Karabekir Paşa’yı Anlatıyor

Büyük Millet Meclisi 30 Ocak 1948 günü Başkan Ve­kili Feridun Fikri Düşünsel'in başkan­lığında toplandı. Kâzım Karabekir Paşa’nın vefatı üzerine boşalmış olan TBMM Başkanlığı için seçim yapıldı. Seçime katılan 290 milletveki­linden 285’inin oyu ile Konya Milletve­kili Ali Fuat Cebesoy Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçildi. Başkan Vekili Feridun Fikri Düşünsel, General Ali Fuat Cebesoy'u tebrik et­tikten ve kendilerine başarılar dilekten sonra, kürsüye gelen yeni Başkan Ali Fuat Cebesoy şu konuşmayı yaptı:

“Muhterem arkadaşlarım, Gösterdiğiniz güven ve sevgiye teşek­kürler ederim, yüksek Meclisinizin de­ğerli Başkanı General Kâzım Karabe­kir'in ani ölümü hepimizi içten kederlendirmiştir. 40 yıllık silah ve politika arkadaşım rahmetli Karabekir'den açı­lan yere muhterem arkadaşlarımın gü­ven ve sevgileri neticesi olarak seçil­diğim şu anda yüreğimi kaplayan hü­zünle karışık iftihar duygularımı ifade etmek isterim. Millî rejimimizin temeli olan millî hükümranlık prensibini daha mütekâmil formüller içersinde tatbik ey­lemek gayretlerini başarı ile devam et­tirmekte bulunan Büyük Meclisin çok partili parlamento hayatını, milletimizin refah ve saadeti yolunda en müessir tedbir olarak benimsediği bir zamanda başkanlık ödevinin uhdeme tevdi buyrulmasını, şahsım için büyük bir bahti­yarlık saymaktayım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi son 25 yıl zarfında gerçekleştirdiği inkılapların siyasi istikbalimiz bakımından en manalısını 1945 yılından bu yana aldığı ted­birlerle başarmaktadır.

İkinci Cihan Harbi sonunda rahat ve hu­zura susamış olan milletler, gerçek ba­rışa kavuşmuş olmaktan henüz uzaktır. Batı demokrasilerinin inandığı umdele­rin, milletlerarası münasebetlere hâ­kim, kılınması, Türkiye Cumhuriyeti’nin de uğrunda öteden beri çalıştığı ülkü­dür. Dünyanın bu karışık ve nazik du­rumunda Büyük Meclisin üzerine aldığı sorumluluğun ehemmiyeti bir kat daha art­mış bulunmaktadır.

Türk milletinin arzu ve temayül­lerine tercüman olmayı, değişmez şiar edinmiş bulunan Büyük Meclisin Baş­kanlığını, böyle bir zamanda başarı ile yapabilmek, güven ve sevgilerinizin ek­siksiz devamına bağlıdır. Ben ve ar­kadaşlarım bu güven ve sevgiyi aramaktan bir saniye geri kalmayacağız. Ve baş­kanlık ödevini tarafsız bir şekilde yap­mayı esassayacağız. (Alkışlar).”[xi]

 

Cumhurbaşkanı İsmet İnönüKarabekir’i Anlatıyor

            İsmet Paşa ölümünün ardından Kâzım Karabekir Paşa için şu satırları yazdı: “Türk milletinin büyük bir evladını şükran duygularımızla sararak ebedî karargâhına yerleştirdik. Derin teessürlerimiz içinde onun kahraman menkıbelerini yürekten saygılarımızla anıyoruz. Karabekir, son kırk senenin askerî ve siyasi en ehemmiyetli hadiselerinde faal ve değerli bir yer tutmuştur. Şahsi vasıfları temiz bir ruhun ve cesur bir karakterin bütün faziletlerini göstermiş, fikir ve hükümlerinde daima kendine güvenir ve sebatlı olmuştur. Kuvvetli bir iradenin muvaffakiyetlerini hak ettiği gibi, güçlüklerini de hayatının her devrinde metanetle karşılamıştır. Tarihimiz, Kâzım Karabekir'in Millî Mücadele’deki hizmetlerini vefalı sayfalarında daima iftihar ile yâd edecektir. Şark Cephesi Komutanı sıfatı ile millî kurtuluşumuzun tehlikeli bir seferini başından sonuna kadar gerçek bir maharet ile idare ederek kati zafere götürmüştür. Tarihimiz içinde büyük Türk komutanlarından biri olarak yüce bir ihtiram yerinde yaşayacaktır.

Şark Cephesi Komutanının İstiklal Savaşı’ndaki siyasi hizmetleri herhangi bir askerî harekette olandan daha ziyade tesirli idi. Birinci Cihan Harbi’nin felaketli neticesinin ilk gününden başlayarak, hiç sarsılmayan bir iman ile meydana atılmış olan pek kıymetli vatanseverlerden biriydi. Onun komutasındaki geniş bölgeler bütün dertlerini savaş müddetince susturarak, iç ayaklanmalara karşı bir azim ve huzur örneği olmuşlardır. Kâzım Karabekir'in zaferleri Garp ve Cenup sınırlarımızda ve içerde türlü şekilde saltanat hareketlerine karşı gerçekten bunalmış olduğumuz bir zamanda yetişmiştir. Orduda ve memlekette hasıl olan şevk ve sevinç bütün bütün kurtuluş hareketimize yepyeni bir hamlenin bütün ümit ufuklarını açmış, yüreklerimiz taşkın bir minnetin heyecanı ile dolmuştu. Karabekir adı, İstiklal Savaşı’nın büyük abidelerinden biri olarak milletin takdirinde ebedî bir şeref yeri tutacaktır. Karabekir, siyasetin bütün tecellilerini görmüştür ve kırk seneyi geçen vazife ve siyaset hayatının her safhasında, yüksek vatanseverliğin en ön safında bulunmuştur.

Büyük Millet Meclisi Başkanımız Kâzım Karabekir'in vakarlı ve tecrübeli varlığı bizim için bir kuvvet kaynağıydı. Onu kaybetmiş olmakla yüreğimizin içinde pek sert bir acı duyuyoruz. Aziz bir emanet olarak şerefli ailesi ile beraber büyük milletinize de sabır ve teselli niyaz ederiz.

Büyük komutanın, devlet ve siyaset adamı ve kemal sahibi bir insan olarak yüksek, vasıfları ve hiç bir güçlük karşısında yılmayan iman ve iradesi hafızamızda canlı olarak yaşayacaktır.”[xii]

 

Yurt Dışından Gelen Taziye Mesajları

Büyük Millet Meclisi 2 Şubat 1948’de saat 15’te Ali Fuat Cebesoy'un Başkanlığında toplanmıştır.

Merhum General Kâzım Karabekir'in vefatı münasebetiyle Birleşik Amerika Temsilciler Meclisi Başkanından, Bir­leşik Amerika Ayan Meclisi Başkanından, Yunan, İran ve Irak Parlamento­ları Başkanlarından gelen taziye tel­graflar okunmuş ve Meclis Başkanlığın­ca münasip cevaplar yazılacağı beyan edilmiştir.[xiii]

 

Paşa’nın Mezarına Kars Kalesi’ndenToprak Getirildi

8 Şubat 1948 tarihinde Kars Kalesi’nden alınan toprağı, mer­hum General Kâzım Karabekir’in kab­rine koymak üzere özel olarak Kars’tan gelen heyetin üyeleri saat 10’da Atatürk'ün muvakkat kab­rini ziyaretle bir çelenk koymuşlardır. Bundan sonra heyetle birlikte Kars mil­letvekillerive yüz kadar Karslı, Gene­ral Kâzım Karabekir'in kabrine gide­rek, Kars Kalesi’nin toprağını kabrin toprağına karıştırmışlar ve kabre bir çelenk koymuşlardır.

Bu törende heyetten Lâtif Öksüz, Kubilay Yurtsever ve Kars Milletvekili Hüsamettin Tugaç birer konuşma yapmışlardır.[xiv]

 

Paşa’nın ArdındanYazılanlar

Paşa’nın ardından “Bir kahramanı kaybettik...” başlıklı bir yazı kaleme alan M. Faruk Gürtunca, Kâzım Karabekir Paşa’nın tarihî rolünü şu şekilde anlattı:

“Kâzım Karabekir'in Millî Mücadele’deki bu şerefli hizmetine, milletimi­zin 1918 senesinde uğradığı büyük felaket karşısında onu tekrar şanlı mev­kiine yükseltmek için yurttaşlarımızın giriştiği çetin mücadelede aldığı yüksek vazifeleri başarmağa, bütün hayatı hazırlamıştı. Ta mektep sıra­larından itibaren Karabekir pek, ciddi ve millet davalarına candan ilgi gösteren bir ruhla hayata atılmıştır. Askerlik hayatında Osmanlı İmparatorlu­ğu’nun sarsıntı devrinin milletin genç ve münevver evlatlarına yüklediği ağır külfetleri omzuna alan şanlı neslin en ilerisinde yürümüş, Rumeli'de çete mücadelelerinde ateşli vazifeler almış, Edirne Muhasarasında(kuşatması) yüksek kabi­liyetini göstermiş ve sonra Umumi Harp’te Çanakkale'de Kerevizdere gibi Cenup (Güney) grubunun en tehlikeli noktasında o grubun ruhu mesabesinde olan bir fırkaya kumanda etmiştir. Ondan sonra, Irak'ta Mareşal Fon Der Gol­c’ün ölümünde cephe kumandanlığını uhdesine almıştır. Buradaki hizmetleri, onu daha büyük bir işle görevlendirmeğe sevketmiş, Erzurum ve Erzin­can'ın düşmandan istirdadı gibi Birinci Dünya Harbi’nin en güzel mazhariyet­lerinden birine ermiş ve işte o zaman general olmuştur. Bu, General Kara­bekir'in bir gün anlattığına göre kendisine bir muzafferlik psikozu ver­miştir.

İşte bu hâleti ruhiye ile yaşayan ve derinliğinde milletimizin zafere olan imanını ve istihkakını duyan Karabekir, Birinci Umumi Harb’in memle­kete getirdiği çöküntü karşısında çok büyük bir elem duyuyor. Vaziyeti en derin bir hassaslıkla tetkik ediyor ve şu kanaate varıyor ki, İstanbul hükû­metlerinin o sırada daldığı hayaller ve teslimiyetlerden sıyrılarak bir zaman­lar yüksek zaferler neşe ve imkânlarını tattığı Şarka giderek oradan haki­kati görmeyen Garp dünyasına karşı mücadeleye girişmek lazımdır, kendisi kolordusunun bulunduğu Tekirdağ'dan kalkarak İstanbul'a geliyor, İstan­bul'da, o sırada bütün milletin ümitlerine penah olan kudretli bir ruh var­dır: Mustafa Kemal. Onunla Şişli'deki evde görüşüyor, Kâzım Karabekir, Mustafa Kemal'e bütün düşüncelerini anlatıyor, Anadolu’ya geçip millete itimat ederek kati bir mücadeleye girişmek hakkındaki bütün imanını, müstakbel Atatürk'e anlatıyor ve iki imanlı Türk bu asil fikirde birleşerek Kâzım Karabekir ne yapıp yapıp kendisini şarka tayin ettiriyor ve gidiyor. Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkıp sonra Havza'ya ve oradan Amasya'ya gittikten sonra İstanbul hükûmetiyle çetin ve sert bir telgraf muhaberesi yapıyor ve sonunda bağlar kopuyor. Müstakbel Atatürk, ordudan istifa ediyor ve Üçüncü Ordu Müfettişliğinin verdiği bütün salahi­yetler Mustafa Kemal Paşa’dan Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa’ya intikal ediyor. O anda Mustafa Kemal Paşa’nın yanında bulunan Esbak (Eski) Baş­vekil Sayın Rauf Orbay'ın anlattığına göre, Mustafa Kemal Paşa bir tefek­küre dalmıştır: Bundan sonra askerî otoritesi kalmamıştır, işler ne olacak ve nasıl gidecektir? Aynen Rauf Beyden: Bu sırada kapı açılıyor, Kâzım Karabekir, sivilliğe intikal etmiş olan Mustafa Kemal Paşa'nın karşısına hazır ol vaziyette dikiliyor:

Paşam diyor, bütün kuvvetlerimle emrinizdeyim. Daima emirlerinize harfiyen riayet olunacaktır. İşte müstakbel büyük önderin karşısında Kâzım Karabekir'in imanlı ruhunun necip durumu.

Karabekir, bundan sonra ordunun başında millî dava için hazırlıklar yapıyor ve Mustafa Kemal Paşa Erzurum Kongresi’ni millî ölçüde bir hüviyet hâline korken daima onunla buluşup her şeyi beraber mütalâa ediyorlar. Kâzım Karabekir, Sivas Kongresi’nde vücut bulan temsil heyeti üyesi olarak Millî Mücadele’nin siyasi cep­hesinde de faal vazifeler alırken Türkiye Büyük Millet Meclisinin teşekkü­lünü müteakip yüksek bir millî ödevle vazifelendiriliyor ve tarih, ona ikinci defa şark ufuklarımızda bu sefer daha şanlı ve daha büyük bir zafer kazanmak imkânını veriyor. Kâzım Karabekir Paşa kumandasındaki Türk kuvvetleri, Türk vatanına göz diken Taşnak ordularını mahıv ve perişan ede­rek Kars ve Ardahan'ı istirdat ediyor (kurtarıyor). MükâfatenTürkiye Büyük Millet Meclisi, kendisini (ferik-general) yapıyor. Bu hâl, iki büyük başın kumandaları altında Garp’te milletimizin makûs talihini yenmeğe uğraşan ordularımıza birçok imkânlar temin ediyor, işte merhum Kâzım Karabekir'in enerji ve imanla dolu mevcudiyetinin Millî Mücadele’mizdeki millî ve askerî gayret­lerinin bir hülâsası.”

Merhumun bu askerî ve millî hamle ve hareketlerinden başka bir de inkı­lapçı ve milliyetçi hüviyeti vardır, KâzımKarabekir, Sayın General Ali Fuat Cebesoy'un dediği gibi Meşrutiyet’ten bir hayli evvel, hürriyet mücade­lesine katılıyor. 1908 Meşrutiyet’inin ilanından bir sene kadar önce İstanbul'a gelerek İstanbul'da Konya Milletvekili Muhterem üstat Fatin Gökmen ve diğer arkadaşlarıyla birlikte Sultan Hamid'in hafiyeleri karşısında ve en korkunç ihtimalleri göz önüne alarak inkılâp ve hürriyet için çalışıyor. Meş­rutiyet ilânından sonra 31 Mart’ın kanlı günleri geliyor, Meşrutiyet cani pen­çeler altında boğulmak üzeredir. İstanbul'a yürüyen Hareket Ordusunda İkinci Fırkanın Kurmay Başkanı olarak mühim bir rol oynuyor. Sonra uzun müddet yalnız askerliği ile meşgul oluyor, evinde çalışıyor ve demin tas­vir ettiğimiz gibi bütün fikrî ve amelî imkânları kullanarak Türk ordusu­nun Balkan Harbi fecaatlerinden sonra derlenmiş toparlanmış, gençleştirilmiş ordumuzun muzaffer simalarından biri oluyor. Seneler geçiyor, Millî Mücadele bittikten sonra Kâzım Karabekir, hür ve inkılapçı ruhuyla mem­lekette birkaç partili demokrasi hayatının memleketin inkılap ve hürriyet ihtiyacına uygun olduğukanaatiyle bazı arkadaşlarıyla siyasi bir parti kuru­yor ve bunda da imanla çalışıyor.

Fakat hadiseler, bu tecrübenin inkişafına (gelişmesine) müsaade etmiyor. Bundan sonra Kâzım Karabekir uzun bir müddet siyasi hayattan çekiliyor, fakat dün bütün askerlik arkadaşlarının da dediği gibi o, kanaatlerinin adamı, iman ve içtihadının tam bir merbutu olduğu hâlde hiçbir zaman acılaşan, menfileşen bir insan olmuyor. Daima yurdun âlimenfaatleri üzerinde titreyen, daima hürriyet ve milletin ikbali davalarına bağlı ve onun üzerinde titiz olmakta devam ediyor. Her vakit Millî Mücade­le’nin hatıralarına, kardeşlik ve rabıtalarına, vicdanının derinliklerinde sadık ve bağlı kalıyor. Zaten onda hiçbir şahsi gaye yoktur. Fikirlerinde, iddialarında hiçbir vakit kendisine bir meziyet atfetmemiş, bir övünme hissi yer almamış, daima kendi kanaatince hak ve hakikat gördüğü emel ve mefkûrelere hizmet için uğraşmıştır. En sıkıntılı günlerinde onda her vakit de­mokrasinin mesut bir inkişafı en samimi bir ideal olarak yasıyor. Aziz başkanım, müsterih ol, bütünTürk milleti de seninle beraber aynı imanı tekrar ediyor ve bu şanlı, şerefli milletin her ferdi şunu tekrarlıyor: Kars ve Ardahan Türkiye'nin beli, boğazlar boğazadır. Aziz Türk büyüğü Kâzım Karabekir,

Müsterih ol, bu yüce millet senin hakiki hizmetlerini bütün asil kalbiyle takdir ediyor, senin ölümünden dolayı gözyaşları döküyor. Atatürk'e mülaki ol Kâzım Karabekir.” [xv]

Cumhuriyet gazetesinde çıkan şu değerlendirme de Paşa’nın özellikle İstiklâl Harbimizin Doğu Cephesinde oynadığı rolü çok güzel anlatmaktadır:

“İstiklal Harbi kahramanlarından birini daha, ecel vakitsiz alıp götürdü. Vakit­siz diyorum. Çünkü Kâzım Karabekir, 66 yaşında, zinde, sıhhatli ve âdeta genç bir İnsandı.

Kazım Karabekir, Millî Türk Talebe Birliği Başkanının taziyet mektubunda söylediği gibi, “Büyük milletimize has bütün yüksek değer ve vasıfları şahsın­da toplayan bir millî kahraman” idi.

O, Birinci Dünya Harbi sonunda düşman işgalinden kurtardığı doğu toprakları­mızı koruyan kuvvetlerimizin kuman­danı iken Mütareke Devri’nin karan­lık günleri başlamıştı. Atatürk Sam­sun'a ayak bastıktan sonra, Erzurum'a gidince Kâzım Karabekir tereddütsüz onunla iş birliği yapan kumandanları­mızdan biri ve belki de birincisi olmuş­tur.

23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra Millî Mücadele, artık bir istiklal harbi şeklini almıştı. Her ta­raftan düşmanlarla çevrilmiş bir mem­leketin, arkasını emniyetle dayayacak bir cephe olmadığı takdirde, harpten muzaffer çıkmasına imkân, yoktu. Şark Cephemizin öte tarafında, o zamanki menfaatleri icabı bize dost olan, daha doğrusu dost görünen Sovyet Rusya vardı. Fakat araya Ermeni hükûmeti girmişti. Ermeniler de bize karşı düş­manlık gösteriyorlardı. Kâzım Karabe­kir'in kumandasındaki Şark Ordumuz bu düşmanı ortadan, kaldırmak üzere taarruza geçti; kumandanının yüksek sevk ve idaresi, subay ve askerlerinin sayesinde seri bir hamle yaparak 29 Eylül 1920’de Sarıkamış'ı, 20 Ekim’de Kars'ı kurtardı ve 7 Kasım’­da da Gümrü'ye girdi. Ermeni ordusu­nun belkemiği kırılmıştı. 2-3 Aralık gecesi Gümrü Antlaşması imzalandı. Bu, İstiklal Harbi’mizin ilk zaferi idi. Şark Ordusu, 1921 Şubatında Gürcistan'a kar­şı da taarruza geçerek 23 Şubat’ta Arda­han'ı ve arkasından Artvin'i kurtardı. Bu zaferlerin İstiklal Harbi’miz üzerinde maddi ye manevi büyük tesirleri oldu. Merhum Kâzım Karabekir'le beraber, Büyük Millet Meclisi’nde İstanbul’u temsil etmek şerefine nail olduğum senelerde Birinci İnönü Zaferi hakkında yazdığım bir yazıda, bu savaşın İstiklal Harbi’mizin temel zaferlerinden ilki ol­duğunu kaydetmiştim. Rahmetli bu ya­zım münasebetiylebana şöyle bir sitem­de bulunmuştu:

- İstiklal Harbi’nin ilk zaferi 10 Ocak 1921’de kazanılan Birinci İnönü Zaferi değil; 29 Eylül-7 Kasım 1920’de ka­zanılan Şark Cephesi Zaferleridir. As­kerlikle ilgili ve harp tarihimizi bilen bir muharrir olduğunuz hâlde, neden hakikati değiştiriyorsunuz?

Aziz dostumun müteessir olduğunu an­ladım ve kendisine dedim ki:

- İstiklal Harbi’nin ilk zaferini, o ka­ranlık günlerde, şarkta sizin kazandığı­nızı biliyorum. Tarihî hakikatleri değiştirmek ve hakkınızı inkâr etmek fikrin­de değilim. Ben Garp Cephesinde kaza­nılan ilk zaferin Birinci İnönü Zaferi ol­duğunu söylemek istedim. Bir daha bu mevzuda yazı yazarken ilk zaferin Şark Cephesinde kazanıldığını belirtirim.

Nankör politika hayatına atıldıktan sonra uğradığı tarizler ve haksızlıklardan müteessir olduğunu bildiğim kahraman kumandan, bu sözlerime memnun ol­muştu.

Politika hayatı hakikaten nankördür, hatta soysuzdur. Dün yapılan büyük hizmetleri çabucak unutur. Ekseriya gü­nün havasına, hâlin rüzgârına uyar. Kâ­zım Karabekir'in hayatında, politikanın buna hoş cilvelerini görürüz. O 1939’da İstanbul mebusu olarak tekrar politika hayatına girdiği zaman, mensup bulun­duğu partinin müfritleri tarafından büyük bir hücuma uğramıştı. Bir parti grubu içtimaında, ona neler söylenme­mişti. Hatta müfritler, onun Cumhuri­yet Halk Partisinden çıkarılıp atılma­sını bile istemişlerdi. Gene politikanın acayip cilvelerinden biri olarak aynı müfritler, sekizinci devrede onu Büyük Millet Meclisi Başkanlığına seçtiler.

Bir millî kahraman olarak tarihimize geçen Kâzım Karabekir'in vakitsiz ölü­münü bir millî matem sayarım.

Onun Kars'ta yıktırdığı bir Rus anıtı vardır. Bunun yerine Kâzım Karabe­kir'in bir heykeli dikilmesini teklif ede­rim. Onun kurtardığı bütün şark top­raklarımızda yaşayan vatansever, vefa­kâr, kadirşinas yurttaşların himmetiyle böyle bir abidenin dikileceğine eminim.”[xvi]

 

 

 


[i] “Özden Toker’in Konuşması”, Kâzım Karabekir Paşa’yı Anma Töreni (25 Ocak 1994),AtatürkAraştırma Merkezi, Ankara, 1997, s. 9.

[ii] Ayın Tarihi, 26Ocak 1948

[iii] “Angına pektorıs, göğüs ağrısı, angina, anjin dö puatrin” de denilen Angina, kalbin yeterli oksijen alamadığını gösteren bir belirtidir. Bu durum, kalbi besleyen koronerd amarların daralması ve/veya tıkanmasından ya da kalbin aşırı çalışmasından kaynaklanır. Dolayısıyla kalbin normalden daha fazla oksijene ihtiyacı vardır. Angina pektoris kalp kasının oksijen ihtiyacı ile kalbi besleyen damarlardaki kan akımı arasında uyumsuzluk sonucu ortaya çıkan ağrıdır.
Angina pektoris terimi, tıbbi olarak "göğüste sıkışma, boğulma hissi" demektir. Genellikle göğsün ortakısmında başlayan baskı, sıkışma, yanma tarzında bir ağrıdır ve vücudun üst kısımlarına doğru yayılabilir. Kişi ağrıyı, "sanki göğsümün üstüne birisi oturmuş" veya "Göğsümü sanki mengene sıkıyor." diye tanımlar. Bazı kişiler angina ağrısını, sadece çene, omuz veya kol gibi kalpten uzak bölgelerde hisseder. Angina, aynı zamanda kalp krizi gibi yorumlanabilir. Kalp krizinde hissedilen ağrı ve angina ağrısı birbirine çok benzer. Fakat angina ağrısı 5 dakikadan fazla sürmez. Bakınız:http://www.medicinehospital.com.tr/ansiklopedi/terim/1305/gogus-anjini- angina- pectoris.html

[iv] Hâd perikardit”, Dışkalp zarında görülen kuru iltihaplanma. Bakınız: http:// www.aktifsaglik.com/142-Kalp-Zari-Iltihaplanmasi.html

[v] Ayın Tarihi, 26Ocak 1948.

[vi] Ayın Tarihi, 26Ocak 1948.

[vii] Ayın Tarihi, 26Ocak 1948.

[viii] Ayın Tarihi, 28Ocak 1948.

[ix] M. F. Kırzıoğlu, KâzımKarabekir, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991, s. 40-42.

[x]İnsan ve Asker Kâzım Karabekir, Editör: R. Çavaş, Metinler: Pınar Feyzioğlu Akkoyunlu,Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2009, s. 133.

[xi] Ayın Tarihi, 30Ocak 1948.

[xii] Ayın Tarihi,29 Ocak 1948.

[xiii] Ayın Tarihi,2 Şubat 1948.

[xiv] Ayın Tarihi,8 Şubat 1948.

[xv] Ayın Tarihi, 30Ocak 1948.

[xvi] Cumhuriyet,28 Ocak 1948.

 

KAYNAK: http://www.haberacisi.com

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile