Gizli Arşiv Belgelerine Göre Kazım Karabekir Paşa’nın Ata Yurdu Gafariyat’ı (Karaman/Kazım Karabekir İlçesi) Ziyareti / 29 Ekim-8 Kasım 1943

Gizli Arşiv Belgelerine Göre Kazım Karabekir Paşa’nın Ata Yurdu Gafariyat’ı (Karaman/Kazım Karabekir İlçesi) Ziyareti / 29 Ekim-8 Kasım 1943

Dr. Ali GÜLER 
 
 
Giriş: Türkiye’de Muhalif Olmak Ya Da Devlet Meselesi Haline Gelen Bir Ziyaret
 
Prof. Dr. Mustafa Balcıoğlu yeni çıkan “Muhalif” isimli kitabında, bir dönem Atatürk’le birlikte yıkılan bir imparatorluğun enkazı içinden yeni bir devlet çıkarmak için yol arkadaşlığı yapan, zamanla siyaseten Atatürk’le ters düşerek “muhalif” konumuna gelen Hüseyin Avni, Refet Bele, Ali İhsan Sabis, Çolak Selahattin gibi isimler hakkında devletin gizli (çift aylı, üç aylı, kırmızı damgalı) takibat raporlarını yayınladı.[1] Devlet “muhalif”leri milletvekili de olsa, meclis başkanı da olsa takip etmiş, her türlü faaliyetini kayıt altına almıştır. Af çıktığında biraz gevşese de takibat bitmemiştir. Bu eserdeki belgeler “bizim devlet pek çok konuda eksik iş yapsa da bir şeyi çok iyi yapar. İyi kayıt tutar.” Sözünü doğrular mahiyettedir. 
 
Faaliyetleri devletin ilgili birimleri tarafından takip edilen bu isimler arasında hemşehrimiz Kazım Karabekir Paşa da bulunmaktadır. Kitapta hakkında en çok belge bulunan isim Karabekir Paşa’dır. Tamamı Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan bu belgelerden Paşa’nın hayatı ile ilgili başka bir yerde bulunması zor olan bazı önemli bilgileri öğrenmek imkanı da ortaya çıkmıştır. Karabekir Paşa’nın anıları ve günlüklerinden daha ayrıntılı bilgiler bu raporlarda yer almaktadır. Herhalde, Kur’anı Kerim’in “sizin şer zannettiğiniz işlerde hayır vardır” ilahi buyruğu bu olsa gerekir. Burada ele alacağımız husus Paşa’nın “Ata Yurdu” olan Gafariyat’a yaptığı yaklaşık bir haftalık ziyarettir. Paşa’nın memleketinin o zamanki (1943) adı Gafariyat idi. O dönemde idari bakımdan köy statüsünde olan Gafariyat, İlisıra (şimdi Yollarbaşı) Nahiyesi’ne bağlı idi. Halk arasında “Kasaba” da denilen Gafariyat zamanla Paşa’nın atalarının memleketi olmasından dolayı “Kazımkarabekir” ismini aldı ve Karaman İli’nin ilçesi oldu.
  
Karabekir Paşa’nın 4 Ekim 1943 Pazartesi günü tuttuğu notlardaki şu kayıttan Karaman ziyaretine Ekim ayının başlarında karar verdiği anlaşılmaktadır: “Ziraat Bankasında, Dâhiliye Vekili (İçişleri Bakanı) Bay Hilmi Uran’a rast geldim. Karaman seyahati için kolaylık gösterilmesi için yazmasını söyledim. Konya Valisine yazacaklar.[2]
 
Belgelere göre, Hilmi Uran’ın bu hususta Konya Valiliğini, Karabekir’in tasavvur ettiği seyahat hususunda uyardığı anlaşılmaktadır. Fakat Dâhiliye Vekilinin, Karabekir’in beklediği şekilde bir yazı kaleme almadığı da Konya Valisi Nizamettin Ataker’in, şu yazısından meydana çıkmaktadır:
 
27-10-943
Dâhiliye Vekâletine (İçişleri Bakanlığı’na) 
Harekât
İstanbul mebusu Kazım Karabekir’in babasının medfûn bulunduğu (defnedildiği) Karaman Kazasının Gafariyat Köyü’ne, 30 Birinci Teşrin (Ekim) günü geleceği ve Mandason İstasyonunda inip, birkaç gün mezkûr (söz konusu) köyde kaldıktan sonra, Karaman’a gelerek oradan avdet edeceği (döneceği) ve köylüler tarafından tertip edilen kalabalık bir istikbal (karşılama) heyeti ile Mandason İstasyonunda karşılanıp, kurbanlar kesileceği ve köy medhalinden, (girişinden) köy odasına ve yatacağı eve kadar halılar döşenmek suretiyle, merasim (tören) yapılacağı, adı geçen Kaza Kaymakamlığının iş’ârından (haber vermesiyle) anlaşılmış ve geldiği takdirde, temasları ve mebuslarımıza gösterilen alakadan fazla bir alaka gösterilmemesi hususu, ve taşkın nümayişlere meydan verilmemesi hakkında, adı geçen Kaza Kaymakamlığına icab eden direktiflerin verildiğini arz ederim.
Konya Valisi Nizamettin Ataker[3] 
 
Buna göre; Karabekir Paşa, babasının “medfûn bulunduğu”, Gafariyat Köyüne gelecektir. Halbuki, Karabekir’in babasının mezarı burada değil, Mekke’dedir. Diğer cedleri burada medfûndur. Köylüler, Karabekir’e büyük bir merasim hazırlamışlar, fakat İçişleri Bakanlığı böyle bir gösteriye izin vermemiştir. Diğer taraftan temasları Karabekir’e hissettirilmeden kayıt altına alınacaktır.  Karabekir, daha evvel, 10 Eylül 1923 tarihinde ziyaret ettiği cedlerinin toprağını görmek için eşiyle ve yardımcılarıyla birlikte, 29 Ekim 1943 Cuma günü, Haydarpaşa’dan Mandason’a hareket etmiş, bir gün sonra Mandason’a ulaşmışlardır.  7 Kasım 1943 tarihine kadar, burada misafir kalmışlardır.[4] Konya Valiliği bu gezi ve Konya’daki temasları hakkında, 17 Kasım 1943 tarihinde, Dâhiliye Vekâletine şu bilgiyi vermiştir.  
 
17-11-1943 
Özü: İstanbul Saylavı (Milletvekili) Kazım Karabekir H.
Dâhiliye Vekâletine
Zâta mahsus (Kişiye Özel)
30-10-943 gün ve Hususi Kalem 2462 kapalı tel karşılığıdır.
Vilayetimizin, Karaman Kazası’nın, Gafariyat Köyü’ne geleceğini bildirdiğimiz İstanbul Mebusu General Kazım Karabekir, 30-10-943 günü Mandason İstasyonu’nda 102 kişilik bir heyet tarafından istikbal edilerek (karşılanarak), ayrıldığı 7-11-943 tarihine kadar gezi ve temasları hakkında, İlısıra Nahiye Müdürünün raporu ilişik olarak takdim kılınmıştır.
7-11-943 tarihinde, Mandason İstasyonundan, vilayetimize gelerek Kalenderhane Mahallesi’nde Avukat Mehmet Emin’in evine misafir olmuş ve Hava Haber Verme Komutanı Albay Zeki ve Vilayetimizin (B) 75 fişine kayıtlı, Vehbi Çelik, Hadimli Kocabıyık namı ile maruf Hasan Hüseyin ile temasta bulunarak, 8-11-943 tarihinde vilayetimizden ayrıldığını saygılarımla arz eylerim.
Konya Valisi y.[5]
 
Bu belgenin alt kısmına el yazısıyla “Sayın Başvekile arz edildi” notu düşülmüştür. Bu yazıdan, Karabekir Paşa’nın Konya’da (B) 75 rumuzuyla fişlenen vatandaşla da temas ettiği anlaşılmakta ve keyfiyet Başbakan Saraçoğlu’na, dolayısı ile hükümete haber verilmektedir.[6]
 
Kazım Karabekir Paşa’nın Ata Yurdu Gafariyat’a yaptığı ziyaret baştan sona takip edilmiş ve nerelerde kaldığı, kimlerle görüştüğü, neler yaptığı, kendisine kimlerin eşlik ettiği ayrıntılı bir şekilde İlisıra Nahiye Müdürü Şeref Oğuz tarafından raporlanarak ilgili makamlara iletilmiştir. Sayın Prof. Dr. Mustafa Balcıoğlu’nun eserinde Nahiye Müdürü Şeref Oğuz’un konuyla ilgili ayrıntılı iki raporu bulunmaktadır. Raporlardan birisi 2 Kasım 1943[7], diğeri 8 Kasım 1943[8] tarihlidir. Ve “Karaman Kaymakamlık Yüksek Makamı”na hitaben yazılmıştır. “Gizli ve zâta mahsus” kaydıyla yazılan raporların “Özü: İstanbul Saylavı (Milletvekili) General Kazım Karabekir Hakkında”dır. Aşağıda vereceğimiz bilgiler bu iki rapora, dolayısı ile Sayın Balcıoğlu’nun eserine dayanmaktadır. 
 
Paşa’nın Gafariyat/Karaman ziyareti 30 Ekim 1943 günü Mandason İstasyonu’nda trenden inişiyle başlayıp,  7 Kasım 1943 günü aynı istasyondan trene binerek Karaman’a, ertesi gün de (8 Kasım 1943) Karaman’dan trenle Konya’ya hareketiyle sona ermiştir.
 
Gezi Öncesi Gaferiyat’taki Hazırlıklar
 
 28. 10. 1943 Perşembe günü saat 20’de, Gafariyat Köyü’nün, köy odasında Muhtar Ahmet Özkaya’nın başkanlığında, nahiye Halk Partisi Başkanı Hasan Uluer, aza Mahmut Yılmaz, aza Ali Günaydın, halktan Kamil Şen, Veli Kirtiş, İsmail Kirtiş, İbrahim Türkoğlu, Mehmet Baykur, Bardas Köyü okulu öğretmeni Cafer Baykur ve Konya Seferberlik Müdürü Ekrem toplanarak, Kazım Karabekir’in karşılanma merasimi programının nasıl olması gerektiğini konuştular.
 
Toplantıya katılanlar, bütün köylünün karşılamaya çıkarılması ve kesilecek kurbanları hazırlamak için, köyün dört mahallesinde üçer kişilik heyet hazırlanmasını kararlaştırdılar. 
 
Bunu haber alan Nahiye Müdürü Şeref Oğuz, derhal köy muhtarını hükümete davet ederek, “Saylav Kazım Karabekir’in vaki davetleri üzerine, ecdat yurdunu ziyaret maksadıyla, hususi bir mahiyette teşrif buyurduklarını, binaenaleyh samimi olan bu ziyaretin de samimi olarak karşılanması lazım geldiğini, halkı tavika ve heyecana düşürmeğe mahal olmadığını ve esasen General’in, bu gibi alâyişten de hoşlanmayacağını” söyledi. Ardından “Saylav Kazım Karabekir’in geleceği yollara halı serdirilmesini, 10, 20 araba ile istikbal edilmesini, şurada, burada kurban kesilmemesini ve Genaral’in diğer saylavlar gibi karşılanmasını emretti ve bunun haricinde bir şey yapılırsa, kendisini mesul edeceğini” söyledi. Muhtar, cevaben “makamdan aldığı emre göre hareket edeceğini” beyan ederek ayrıldı.
 
29. 10. 1943 Cumhuriyet Bayramı günü saat 22’de, Cumhuriyet Alanı’nda şenlik yapılmaktayken, Muhtar Ahmet Özkaya, seferberlik Müdürü Ekrem, Kamil Şen, Öğretmen Cafer Baykur, Veli Kirtiş ve İsmail Kirtiş alanı terk ederek Veli Kirtiş’in evinde toplandılar. Bunu haber alan Nahiye Müdürü dairesine gelerek, muhtarı Veli Kirtiş’in evinden çağırttı. Muhtar gelince, “Saylav’ın istikbali ile birinci derecede makamımın alakadar olacağını, iş böyle iken, müdürlükten habersiz toplantılar yapılması sebebini” sordu. Muhtar, “Nahiye Müdürlüğü tarafından verilen, direktif dairesinde hareket olunacağını ve bunun haricinde hiçbir şey yapılamayacağını, yalnız ertesi gün istikbale iştirak edecek şahıslarla, nakil vasıtalarını kararlaştırmak için toplandıkları” cevabını verdi. Bunun üzerine Nahiye Müdürü de “emir hilafına bir harekette bulunulursa, müsebbipleri haklarında şiddetle, kanuni takibata girişeceğini” kesin bir dille anlattı.
 
Konya Seferberlik Müdürü Ekrem Bey de Karabekir Paşa’yı karşılamak için Gaferiyat’a gelmişti. Ekrem Bey, Muhtar Ahmet Özkaya’nın, Birinci Dünya Savaşı’nda askerlik arkadaşı idi. Bir taburda subay olarak birlikte hizmet etmişlerdi. Bundan dolayı birbirleriyle çok samimi tanışıyorlardı. Ekrem Bey aynı zamanda, Kazım Karabekir’in de maiyetinde bulunduğu için General’in buraya geleceğini, muhtardan haber alarak, General Kazım Karabekir’i ziyaret maksadıyla gelmişti.
 
Konya Vilayeti Seferberlik Müdürü Ekrem Bey, Paşayla görüştükten sonra 1. 11. 1943 günü saat 9’da Gafariyat’tan ayrılmış ve Konya’ya dönecektir. 
 
Paşa Mandason İstasyonu’nda Karşılanıyor
 
3. 10. 1943 Cumartesi günü kadın ve erkek 50 kişilik bir karşılama heyeti, on araba ile saat 11’de Kasabadan Mandason İstasyonu’na ulaşmak için hareket etti. Kasaba Köyü’nden ayrıca katılan 4 ve Karalgazi Köyü’’nden katılan eden 3 araba da dâhil olduğu halde, 17 araba ile Mandason İstasyonuna varıldı.
 
Mandason İstasyonu’nda karşılama heyeti 12 kadın ve 70 erkek, 20 çocuk olmak üzere toplam 102 şahıstan ibaretti.
 
 Güvenlik ve düzenin sağlanması için Karakol Komutanı Fevzi Yıldırım ile Yardımcısı Mustafa Tarakçı da istasyona gelmişti. Sonradan gelen, Kaza Merkez Karakol Komutanı Gedikli Dalyan Çavuş da heyete katılarak, gereken tedbirler alındı.
 
Tren bir arıza yüzünden, 2.30 saat gecikmeyle geldiğinden, Milletvekili Kazım Karabekir, saat 7.20 de trenden indiler. Yanlarında eşi bayanla, hizmetçileri küçük Fatma vardı. General başta Nahiye Müdürü olmak üzere, bütün karşılamaya gelenleri selamladı.  Nahiye Müdürü Şeref Oğuz’un eşi tarafından, General’in eşine bir buket ve muhtarın kız çocuğu tarafından da Paşa’ya bir buğday başağı demeti takdim edildi. General, köylünün hatırlarını sorarak, tahsis edilen otomobiline, karşılamaya gelenler de arabalarına binerek, istasyondan hareket edildi. İstasyondan dönüşte, Karalgazi Köyü’nde misafire süt ikram edildi. Saat 21.30’da kasabaya gelinerek, misafir doğruca ikametleri için hazırlanan Veli Kirtiş’in evine indi. İkametgâhın önünde, Veli Kirtiş tarafından bir kurban kesildi. Başka hiçbir alayiş ve tezahürat yapılmadı. Hemen istirahata çekilen Paşa, ilk gece hiç kimseyi kabul etmedi.
 
Karakol Komutanı Dalyan Çavuş, aynı gecede, misafire gelen otomobil ile kazaya geri döndü.
 
Paşa’nın Ata Yurdunda İlk Günü
 
Nahiye Müdürü, 31. 10. 1943 Pazar günü, saat 11’de Kazım Karabekir’i ziyaret etti. Paşa, “atalarının Kasabalı olduğunu ve bu münasebetle, ata yurdunu ziyarete geldiğini, mezarlıklardaki kitabeleri tetkik ederek, ceddinin kabirlerini bulmaya çalışacağını ve akrabalarını araştıracağını ve aynı zamanda, hemşehrilerinin dertlerini dinleyerek, bunlara ve köyün fakirlerine yardım elini uzatacağını” beyan buyurdular.
 
Paşa, Saat 11.30’da, müdürlük makamında Şeref Oğuz Bey’i ziyaret ederek, “köyde salgın halinde korkunç bir hastalığın hüküm sürdüğünü ve bunun için ne gibi tedbirler alındığını” sordu. Nahiye Müdürü, “keyfiyetin, daha evvel yüksek makamlarına arz edildiğini” söyledi. Telefonla, Kaymakam Namık Erverdi evinden bulundu ve doktor istediler. Nahiye hükümet binasından birlikte çıkılarak yeni yapılan ve henüz ikmal edilmeyen okul binası görülmeğe gidildi. Paşa orada mektebin yapılış tarzını beğenerek, “bu inşaat için hükümetin de yardımını temin edeceğini” söyledi ve müteakiben yemek için geri döndü.
 
Paşa, aynı gün saat 14.00’te yanında Nahiye Müdürü ve bayanlar da olduğu halde, köyün muhtelif semtleri ve toprak işleri atölyelerini gezdi.
 
Bu ziyareti sırasında Paşa’nın belirli bir kabul saati olmayıp, yemek ve uyku zamanları haricinde, ziyaretine varan her köylüyü kadın ve erkek kabul etmekteydi.
 
Paşa’nın Ata Yurdunda İkinci Günü
 
Kazım Karabekir Paşa, 1. 11. 1943 günü saat 10’da okul sınıflarını eşi ile birlikte gezerek, öğrencinin okuyuş şekillerini incelemiş ve her çocuğa birer kalem, birer defter ve birer kalıp sabun dağıtmıştır.
 
Paşa, saat 11.30’da, eşi ile birlikte evinde Nahiye Müdürü Şeref Oğuz’u ziyaret etmiştir. Paşa, Nahiye Müdürlüğü’nden köyde en fakir ve yardımsız kimselerin listesini istedi. Kendisine toplam 16 ailenin isimleri verildi.
 
Aynı gün saat 14’ten sonra Paşa, eşi ile birlikte kasabadan Muhtar Ahmet Özkaya, Kamil Şen, Öğretmen Cafer Baykur, Mehmet Tuna ve Abdullah Arıkan’ın evlerine giderek, iade-i ziyaret etti.
 
Paşa bu kapsamda, Halk Partisi’ne de bir ziyarette bulundu.
 
Aynı gün saat 17’de Hükümet Tabibi gelerek Paşa’yı ikametgâhında ziyaret etti. Yaptığı muayeneler ve teşhisi hakkında izahat verdikten sonra hemen Karaman’a döndü.
 
Paşa’nın Ata Yurdunda Üçüncü Günü: “Fakirlerin Babası Karabekir”
 
Kazım Karabekir Paşa, eşi ile birlikte 2. 11. 1943 günü saat 10’da, Cumhuriyet Alanı’na gelerek, iki davar kestirip, bir gün evvel listesini aldığı, 16 fakir aileye ikişer kilo etle, ikişer lira para dağıttı.
 
Aynı gün saat 16’da, nahiyeye gelen Konya Vilayeti Jandarma Alay Komutanı, saat 17’de Paşa’yı ziyaret ederek, 15 dakika, Konya hakkında bazı bilgileri içeren sohbette bulundu.
 
Kazım Karabekir Paşa, kendini ziyaret eden okur-yazarlara kendi eserlerinden olan, Türk harfleri ile yazılı “Umumî Harp Nasıl Oldu” adlı ve Arap harfleriyle yazılı “İbret” adlı bir mektep temsili kitaplarından hediye etmiştir.
 
2. 11. 1943 Salı günü saat 11’de, Akarköy İmamı Mehmet Ünver’le Özyurt Köyü eski İmamı Mehmet Önal, Kazım Karabekir’i misafir bulunduğu Veli Kirtiş’in evinde ziyaret ederek, Özyurt ve Akarköy’e davet etmişlerdir. Bu sırada orada bulunmayan Nahiye Müdürü Şeref Oğuz Bey ayrıca Paşa ile görüştüğünde, “böyle bir davet gerçekleştiğini işittiğini ve kendilerinin bu davetlere icabet edip etmeyeceğini” Paşa’ya sordu. Paşa,”çok samimi olan bu davetleri kabul ettiğini ve 5. 11. 1943 Cuma günü, bu iki köye gideceğini ve arzu ederse, eşiyle birlikte Nahiye Müdürü Şeref Bey’in de bu geziye katılabileceğini” söyledi.
 
Ata Yurdunda Dördüncü Gün: Paşa Nişanlı ve Evlenecek Kızlara Yardım Yapıyor
 
Kazım Karabekir Paşa, 3. 11. 1943 Çarşamba günü saat 12’de, Gafariyat Köyü’nden Mehmet Tuna’nın tertip ettiği ziyafete icabet etti. Öğle yemeğini yanında eşi ve Veli Kirtiş’le ailesi Hatice bulunduğu halde, Mehmet Tuna’nın evinde yediler. Nahiye Müdürü bu davete çağrılmadığı için katılmamıştır.
 
Aynı gün saat 15’de, Kazım Karabekir, Cumhuriyet Halk Partisi “Parti Odası”nı ziyaret etti. Köy muhtarı Ahmet Özkaya’nın verdiği bir listeye göre nişanlı ve evlenecek olan 8 fakir kız oraya çağrıldı. Paşa bunların her birerlerine 25’er lira para dağıttı. Ve “bu paraların kendilerine, ufak bir yardım olmak üzere verildiğini” söyledi. Bu kapsamda, yine fakir ve ihtiyar olan iki şahsa onar lira para verildi.
 
Müteakiben Paşa’nın eşi de Halk Partisi Odası’na gelerek, Paşa’ya katıldı. Köy okul öğrencileri tarafından yapılan yarışmalar ve Gafariyat Köyü’nde oturan, Bozkırlı birkaç kişinin oynadıkları milli oyunlar seyredildi. Paşa’nın arzusu üzerine köy ihtiyar heyeti tarafından getirilen yerli ve milli çalgılar dinlendi. Bu sırada Karabekir Paşa, “iyi kaval çalan bulunup bulunmadığını” sordu. Köylüler “kaval çalan olmadığı” cevabını verdiler. Paşa, oyun oynayan Bozkırlılarla ve saz çalanlara bahşiş verdi.
 
Kazım Karabekir Paşa aynı gün saat 19’da Gafariyat Köyü’nden Abdullah Arıkan’ın evinde verdiği ziyafete eşiyle birlikte katıldı. Veli Kirtiş ve ailesi de birlikte idi. Saat 20’ye kadar Abdullah Arıkan’ın evinde kaldılar. Nahiye Müdürü çağrılmadığı gerekçesiyle bu davete de katılmadı.
 
Aynı gün saat 20.10’da, Paşa ve eşi, Nahiye Halk Partisi’ne geldi. Misafir şerefine tertip edilen, aile toplantısında hazır bulundu. Bu toplantıda davetlilere şeker, çay, püsküvit ikram edilmiş, Piyango çekmek ve tombala oynamak suretiyle vakit geçirilmiştir. Bu toplantıda köyün ileri gelenleri, köy ve parti kurulları, idare heyetlerinde bulunan kişiler, aileleriyle birlikte hazır bulunmuşlardır. Nahiye Müdürü Şeref Bey de eşiyle birlikte bu toplantıya katılmıştır. Bu toplantı çok samimi bir ortamda geçmiş, siyasete ve idareye dair hiçbir sohbet cereyan etmemiştir. Paşa, salonu terk edeceği zaman, “Parti kurumuna bu toplantıyı tertip ettiklerinden ve hoş bir gece geçirilmesine vesile olan bu toplantıdan dolayı memnuniyetlerini” belirterek, teşekkür etmiş ve hatıra olmak üzere de imzasını taşıyan bir fotoğrafını Nahiye Partisi’ne vermiştir.
 
Paşa’nın Ata Yurdunda Beşinci Günü
 
Kazım Karabekir’le eşi 4. 11. 1943 Perşembe günü saat 10’da Gafariyat Köyü’nden Kamil Şen’in üzeri açık ve tek atlı yaylı arabasına Kirtiş Veli ile birlikte binerek, Veli Kirtiş’in, “Tavuk Damı” olarak bilinen bağ ve bahçesine gittiler. Burada bir gezinti yaparak, saat 11’de geri döndüler
 
Aynı gün Nahiye Müdürü Şeref Oğuz’un eşi ile birlikte katıldığı bir öğle yemeği yendi. Yemeği Gafariyat Köyü’nden Abdullah Özcan misafir şerefine vermişti. Saat 12’de, Kazım Karabekir, eşi ve Veli Kirtiş’le karısı Hatice Kirtiş ve kız kardeşi Ayşe Bektaş’la beraber geldiler. Yemek yendikten sonra, hane sahibi Abdullah Özcan, Paşa’ya “akrabası olduğunu ve ölen eşinin Kazım Karabekir’in soyundan bulunduğunu” söyledi. Paşa da “babası Mehmet Paşa’nın ailelerine mensup kimseleri, buradan alıp götürdüğünü ve belki kadın tarafından burada kalan akrabaları olacağını tahmin ettiklerini” söyledi. 
 
Paşa, Saat 1.30’da, yalnız olarak Nahiye Halk Partisi’ne gitti. Orada, köylüyü serbest kabul ederek dileklerini sordu. Muhtar Ahmet Özkaya, yaptığı konuşmada; “Gaferiyat Köyü’nün geniş ve ziraate elverişli bir köy olduğu cihetle, İlısıra Köyü’nde bulunan selektör makinesinin bu köye naklini yahut diğer bir makinenin köylerine gönderilmesinin teminini, Ziraat Vekâleti emrinde bulunan sürme, ekme ve biçme makinelerinin ücret mukabilinde halka yardım etmelerini ve birçok fedakârlıkla inşa edilen ve henüz tamamlanamayan okul binasına hükümet tarafından yardım teminini ve köylüye verilmekte olan tohumluğun vaktinde verilmemesi yüzünden çiftçilerin istifade edemediklerini” ileri sürerek, “bu tohumlukların, Eylül ayı içinde verdirilmesini” rica etti. 
 
Nahiye Müdürü ise “muhtarın son dileğine karşı, tohum dağıtılmasına 20 gün evvel başlandığını ve kazadan emir alınır alınmaz, bütün muhtarlara tebligat yapıldığı halde, hiçbirisinin tohum almak arzusunu göstermediklerini, şu halde halkın tohumluğa ihtiyacı olmadığını” Paşa’ya arz etti. Muhtar, tekrar söz alarak “çitçinin alım merkezlerine, buğdayın kilosunu 20 kuruşa verdiği halde, tohumluğun 28 kuruşa dağıtılmakta olduğunu ve pahalı olan tohumluğu hiçbir kimsenin almak istemediğini” söyledi. Kazım Karabekir Paşa, “bu işler benim elimde değildir. Bununla birlikte bir milletvekili sıfatıyla, icap eden makamlarla temas ederek, arzularınızı yerine getirilmesine çalışacağım” dedi ve dilekleri cebinden çıkardığı bir deftere not etti. 
 
Ondan sonra, Paşa’nın soyu hakkında bir malumat edinmek üzere, birkaç bulunmuş eski tapu Paşa’ya gösterildi. Karabekir Paşa, bu tapuların tarihlerini inceleyerek not aldı. Daha sonra, köyün Doğu yönündeki duvarla çevrili, mezarlığa gidilerek orada Kazım Karabekir, ecdadının mezarı olarak, bazı ihtiyarlar tarafından gösterilen, üç kabri ziyaret etti ve elindeki bir film makinesiyle, iki film çekti.[9] Paşa hazır bulunan 10 kadar köylüye birer Fatiha okumalarını söyleyerek tazimle, Fatiha okudular ve gösterilen bu kabirlerin bir krokisini aldı. İleride para gönderip, bu mezarları yaptıracağını söyledi. Paşa dönüşte köy içini gezerek, yeni yapılan iki beton çeşmenin fotoğrafını çekti.[10]
 
Aynı gün saat 19’da, Kamil Şen tarafından, Paşa’nın şerefine bir ziyafet verildi. Nahiye Müdürü de eşiyle birlikte bu ziyafete katıldı. Paşa her zaman olduğu gibi eşi ile Veli Kirtiş ve karısı Hatice Kirtiş ve kız kardeşi Ayşe Bektaş ile birlikte Kamil Şen’in evine geldiler. Bu ziyafette, Gafariyat Köyü’nden Abdullah Arıkan ve Mehmet Tuna da eşleriyle bulunmaktaydılar. Yemek yendikten sonra, hane sahibi “bir eğlenti olmak üzere, müsaade buyrulursa, Düdük Oyunu yapacaklarını” Paşa’ya arz etti. Paşanın oluru alındıktan sonra, Veli Kirtiş, Mehmet Tuna, Abdullah Arıkan, Kamil Şen, bu oyunu göstermek üzere, yere oturdular ve Mehmet Tuna’nın manevi evladı Mehmet de cezalı sıfatıyla, ortaya geçti ve oyuna iştirak edenler, düdüğü öttürmek suretiyle bacaklarının altından kaçırıyorlar ve cezalı Mehmet de düdüğü arıyordu. Paşa’nın, “bu oyunu beğenmedim, çünkü düdük ağızdan ağza gidiyor, bu sıhhat noktasından doğru bir şey değildir. Bir daha bu oyunu oynamayınız ve şimdi de bırakınız” demesi üzerine, oyun bırakıldı. Ondan sonra ikinci bir teklifle, Yüzük Oyunu oynanmaya başlandı. Bu oyun, bir tepsi üzerinde bulunan, 9 fincandan birisinin altına bir yüzük saklanıyor ve iki grup olan oyuncular, yüzüğü bulmaya çalışıyorlar ve bu esnada kazanılan sayı adedi, tespit olunarak tepsi, yüzüğü bulan tarafa teslim ediliyordu. Bu toplantıda, bir sohbet geçmedi. Yalnız Paşa, “Nahiye’ye geldi geleli dünya olaylarından bir haber alamadığından müteessir olduğunu, bu devirde radyonun en mühim ihtiyaçlardan bulunduğunu, hatta hali vakti olan her ferdin, birer radyo tedarik etmesini” tavsiye ettiler. Nahiye Müdürü Şeref Oğuz Bey, “köyün, gayet güzel bir radyosu olduğunu fakat her nasılsa bir arıza yüzünden tamir için Konya’ya gönderildiğini ve bir gün evvel hususi adam göndererek, söz konusu radyo tamir edilmişse radyoyu alıp getirmesini, şayet tamir edilmemişse de emanet bir radyo bulunmasını köy muhtarına söylediğini ve yarın, mutlaka bir radyoya kavuşacaklarını” anlattı.
 
Saat 22’de, Kamil Şen’in evinden çıkılarak Paşa,  misafir konağı olan Veli Kirtiş’in evine, diğer davetliler de kendi evlerine gittiler.
 
Altıncı Gün Paşa Civar Köylere Gidiyor: Özyurt ve Akarköy’de Bir Milletvekili
 
5. 11. 1943 Cuma günü, yolların çamurlu olması sebebiyle, Karamandan istenilen otomobil gelmemişti. Hazırlanan iki açık arabadan birisine Paşa ve eşi ile Veli Kirtiş ve karısı Hatice Kirtiş ve Kamil Şen, diğerine de eşiyle birlikte Nahiye Müdürü binerek, saat 10’da Gafariyat Köyü’nden hareketle, saat 11’de Özyurt Köyü’ne varıldı.  Köyün girişinde köy muhtarı ve köyün eski imamı Mehmet Önal, otuz kadar erkek köylü ile Paşa’yı selamladılar ve köy odasına indirdiler. Orada, bütün köylü kadınları ve çocukları gelerek Kazım Karabekir Paşa’yı ziyaret ettiler. Paşa, köy çocuklarına, ayrım gözetmeksizin onar kuruş para dağıttı. Ardından köy muhtarından fakir ve çalışamayan kimselerle yine fakir, evlenecek, nişanlı kızların listesini istedi. Muhtar, derhal bir liste tanzim ederek, Paşa’ya verdi. 
 
Ondan sonra, Kazım Karabekir Paşa, “köylüyü çağırmalarını ve bir dilekleri varsa, dinleyeceğini” söyledi. Mehmet Önal; “Paşam köylü, ifade-yi meram edemezler, müsaade buyurursanız dileklerini bendeniz arz edeyim” dedi ve söze başlayarak, “köy salmalarının bize yüklediği yükün altından kalkamıyoruz. Bir taraftan devlet vergisi, diğer taraftan köy vergisi altında eziliyoruz. Gerek devlet vergisi ve gerekse köy salması çok ağır teklif edilmektedir ve dünya ahvâli dolayısıyla, hükümet tarafından halk ihtiyacına tahsis olunan ihtiyaç maddeleri, köylüye az miktarda verilmektedir. Bu maddeler, ihtiyaçlarımızı karşılamıyor. İşte bu dertlerimize bir çare bulun. Başka dileğimiz yoktur” dedi. Bundan sonra Paşa, muhtardan köy defterini ve bütçesini istedi ve muhtar da istenilen defter ve bütçeyi takdim etti. Paşa, bütçeyi inceledikten sonra, bütçedeki geçen yılın ve bu yılın salmalarını ve imecelerini gözden geçirdi. Daha sonra Şeref Oğuz Bey’e dönerek; “Müdür, salmalarda her yıl mukayese edilmeyecek derecede önemli farklar görüyorum, bu artıştaki sebep nedir? Köylünün mali vaziyeti, nazar-ı dikkate alınmıyor mu? Bu bütçeleri kim yapıyor?” Demesi üzerine Nahiye Müdürü şu cevabı verdi: “Bütçeler, köy ihtiyar heyeti tarafından tanzim edilmekte ve derneğe de tasdik ettirildikten sonra, kaymakamlığın onayına arz edilmektedir. Yalnız bütçenin tanziminden evvel, ihtiyar heyetine, yıl içinde programa alınan işler için, tahsisat konulması ve bunun da bütçe tanziminden evvel, müdürlüğümüze gösterilmesi için lazım gelen direktifler verilmektedir. Binaenaleyh kanuni mevzuat dışında yapılmış bir iş yoktur. Her yıl salma farkları ise bütün Türkiye’de olduğu gibi, hayat pahalılığının doğurduğu değişiklikten ileri gelmektedir. Geçen sene, 15 lira aylığa kanaat eden köy bekçisi, bu yıl 30 lirayı beğenmiyor. Keza 18 lira ücretle çalışan muhtar, 40 lira ücret istemektedir. Sonuçta imamlık ücretine kanaat etmeyen şikayetçi Mehmet Önal, teklif edilen daha fazla bir ücreti de kabul etmeyerek, vazifesini terk ettiği cihetle, hariçten imam bulunarak, yıllığı 340 liraya istihdam edilmektedir. Hocam, nefsinden feragat ederek aza kanaat edip, köyünün imamlığını yapmış olsaydı, bütçe bu kadar kabarmazdı ve belki de muhtar ve bekçi de hocamdaki bu fedakârlığı görerek, onlar da aza kanaat ederlerdi” dedi.
 
Bundan sonra Paşa diğer defterlere de bakarak, “bu ne kadar fazla defter ve matbuadır? Bu kadar defter, ancak devlet maliyesinde kullanılır. Böyle cahil muhtarların ellerine, bu kadar çok defter verilirse, muhtarlar şaşırır kalırlar” dedi. Nahiye Müdürü de cevap olarak, “bu defterlerin çok görünmesi, formalitenin değişmesinden ileri gelmektedir. Yüksek Vekâlet, her yıl köyler için daha basit ve kullanışlı basılı evrak kabul etmekte ve her yıl bu uygulamada daha iyiye doğru yürünmektedir. Binaenaleyh gördüğünüz defter ve basılı evrakların birçoğu eski yıllara aittir” dedi.
 
Saat 1.30’da, köy odasında yemek yenildi. Yemekten sonra köy bekçisini gören Paşa, “bekçinize elbise getirtmiyor musunuz, bekçiyi perişan bir vaziyette görüyorum” dedi. Nahiye Müdürü de “bekçi elbiselerinin aynı olması için, vilayet köy bürosu almaktadır. Sipariş yaptık ve elbise paralarını gönderdik. Henüz elbiseler gelmedi” şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Paşa, “paranın ne zaman gönderildiğini” sordu. Müdür, “hatırımda kaldığına göre, Mayıs ayı içinde gönderdiğimizi sanıyorum” dedi. Paşa bunları cep defterlerine not etti.
 
Kazım Karabekir Paşa, köy içindeki bir cami harabesini incelemek üzere, köy odasından çıkarak, harabe mahalline geldi. Harabenin kapısındaki bir kitabeyi not etti, birkaç film çekti. Oradan, Mehmet Önal’ın evine giderek, evin içini ziyaret ettikten sonra, oturmadan geri dönen Paşa, harabe yanında toplanan altı nişanlı kıza 20’şer lira ve iki fakir ihtiyara da onar lira para verdi. Daha sonra bunların fotoğraflarını da çeken Karabekir Paşa, “ben bu fotoğraflarınızı İsmet Paşa’ya göstereceğim ve köylerimizde ne kadar sefil ve fakir kimseler olduğunu arz edeceğim ve ona göre tedbirler alacağız” buyurdular ve müteakiben yine aynı veçhile, iki araba ile Akarköy’e hareket olundu.
 
Paşa ve beraberindekiler saat 15.30’da, Akarköy’e vardı. Köy girişinde, kadın ve erkek ve çocuk olarak, 150 şahıs sıralanmış bir vaziyette, Paşa’yı selamlamak için toplanmıştı. Safın başında bulunan 3 mantolu gelinden biri, Kütahya saksısı içinde bir buketi, Paşa’nın eşine takdim etti ve bu 3 gelinden sonra safın başında bulunan bir köylü, bir tiftik keçiyi, yere yatırarak, kurban kesti. O sırada arabalardan inildi, Paşa, köylüyü selamlayarak, “nasılsınız, iyi misiniz” diye sordu. Köylü hep bir ağızdan “var ol, sağ ol Paşam, iyiyiz” dediler. Bir oğlan çocuğu, gayet uzun saplı ve saplar, renkli ipekli kumaş parçalarıyla bağlanmış, küçük bir buğday destesini Paşa’ya sundu. Kadınlar, bayanları alıp muhtarın odasına götürdüler. Paşa yanındakilere muhtar ve imam Mehmet Ünver mihmandarlık yaparak, Akarköy’den Abdullah Kabak’ın halılarla döşenmiş evine götürdüler. Karabekir, biraz oturduktan sonra, “bir milletvekili sıfatıyla köylünün dileklerini dinleyeceğini ve elinden geldiği derecede yardım edeceğini” söyledi. Mehmet Ünver, “Paşam, köylünün ne dileği olacak, işte, halimizi ve vaziyetimizi görüyorsunuz. Köy salması ve çiftçi malları koruma bütçesi, bizi çok hırpalıyor. Bilhassa, kır bekçisi tutmak suretiyle, birçok masrafla karşılaşıyoruz. Bizim köy, hiç bekçi istemez. Herkes kendi ekinini ve bağını muhafaza eder” dedi. 
 
Bu sırada Nahiye Müdürü söze karışarak, “çiftçi mallarını koruma kanunu gereğince, köyleri teşkilatlandırmak mecburiyetindeyiz. Ne zaman, bu kanun kaldırılırsa, Hoca’nın bu istekleri yerine gelir. Dolayısıyla, bu nahiyeye geldiğimden beri, bu köy halkının hayvanlarını boş ekili arazi arasına salıverdiklerinden dolayı, mahsullerinin yarısını kaldırmadıklarına şahidim. Her sene, ekinlere yapılan zarar ve ziyandan dolayı 100’den fazla şikâyet ve müracaatla karşılaşmıştım. Hamdolsun, çiftçi mallarını koruma kanunu çıktıktan sonra tayin edilen korucular ve kanun mucibince verilen cezalarla, bu zararları önledik. Hoca’nın, çitçi koruma kanunu hükümlerine göre, yılda birkaç kuruş, kır bekçisi ücreti veriyorsa, elde ettiği mahsülden, belki yüz misli istifadesi ve menfaati vardır” dedi.
 
Paşa da “Bay Müdür, mümkünse bu köyde korucu adedini biraz azaltınız ve iyi eleman bularak, vazifeyi bir, iki korucuya gördürünüz” dedi. Bu tartışmalar üzerine, İmam Mehmet Ünver sesini kesti ve “başka bir dileği olmadığını” söyledi ve halktan da bir kimse ses çıkarmadı.
 
Karabekir Paşa, kahvesini içtikten sonra fakir ve yardıma muhtaç kimselerle, yine fakir ve nişanlı evlenecek kızların bir listesini muhtardan istedi ve köy içini gezmek üzere odadan çıktı. Köy ortasında bulunan, eski ve tamir edilmiş camii gezerek, dıştan bir fotoğrafını çekti. Cami önüne biriken çocuklara, onar kuruş para dağıttı. Söz konusu cami duvarının dibine, çok fakir ve üstü başı pejmürde çocukları dizerek, fotoğraflarını çekti. Ondan sonra sokak ortasında gelmiş olan, üç gelinlik kıza, onar lira ve iki fakire de beşer lira para verdi. 
 
Müteakiben vaktin gecikmesi dolayısıyla, Paşa, “nahiye merkezine geri dönmenin zamanı geldiğini” söyledi. Bunun üzerine Muhtar da “Paşam, hazırlık yaptık, bir köylü çorbası içmenizi rica ediyoruz” dedi. Paşa da “yemeği biraz evvel, Özyurt Köyü’nde yedik. Akşam da nahiye merkezinde davetliyiz. Zahmet etmişsiniz. Fakat hatırınız için varsa, biraz meyva yiyelim” dedi. Abdullah Kabak’ın evine gelindi. Paşa’nın eşiyle diğer bayanlar da oraya geldiler. Köylünün çıkardığı, kavun ve üzümden biraz yediler.
 
Paşa ve beraberindekiler saat 17’de, gelindiği şekilde iki araba ile Akarköy’den ayrıldılar. Paşa, köyün alt kısmında, köylünün müştereken ektikleri, sebze bahçesinin üst tarafında, bahçeyi sulamak için köylü tarafından açılan bir çukuru görerek arabanın durmasını emretti. Aşağı inerek, söz konusu çukuru inceledikten sonra, Şeref Bey’e hitaben “Müdür, bu çukur sivrisinek üretir. Esasen, köylerde salgın haline gelen sıtma hastalığının yegâne kaynağı buralardır. Bu gibi çukurların açılmasına, müsaade etmeyiniz” dedi. Nahiye Müdürü de “bu işin gözden kaçırılmadığını ve bu çukurun kaldırılmasını veyahut da yerine savaklı bir beton havuz inşasını, muhtara söylemiştim. Muhtar da bu direktifim üzerine, bu yıl köy bütçesine tahsisat koymuş ve bir beton havuz inşasını iş programına almıştır. Nahiye merkezine döner dönmez meseleyi inceleyeyim, derhal emriniz çerçevesinde bu işin önüne geçeyim” dedi. Paşa ve beraberindekiler tekrar arabalara binerek, nahiye merkezine saat 18.30’da ulaştı. Karabekir Paşa, misafir olduğu Veli Kirtiş’in evine indi.
 
Aynı gün akşamı muhtar misafir Paşa şerefine bir ziyafet veriyordu. Nahiye Müdürü ve eşi saat 19’da, muhtar Ahmet Özkaya’nın evine geldi. Misafirler, henüz gelmemişlerdi. Nahiye Müdürü’ne “köye ait radyonun tamir ettirilemediğini ve Konya’dan emanet bir radyo getirildiğini” haber verdiler. Müdür Bey, hemen söz konusu radyoyu getirterek, muhtarın odasına kurdurttu. Saat 19.30’da da Paşa eşiyle, Veli Kirtiş ve karısı Hatice ve kız kardeşi Ayşe Bektaş birlikte geldiler. Karabekir Paşa, odaya girer girmez, radyoyu görünce neşelenerek, “çok şükür bugün radyoya kavuştuk. Artık taze haberler alabiliriz” dedi ve yeni posta geldiğinden, son tarihli gazeteleri alıp, okumaya başladı. Bu sırada, radyonun provası yapılmış ve antenleri takılmış ise de haber vakti geçtiğinden yemek yenildi. Ardından da Paşa Radyo Gazetesi’ni dikkatle dinledi. Radyo Gazetesi biter bitmez Paşa, “yarın yolculuk var, Karaman’a gideceğiz, bu akşam erken yatalım” diyerek ziyafet mahallinden ayrıldı.
 
Ve Paşa Ata Yurduna Veda Ediyor
 
Belgelere göre Kazım Karabekir Paşa 6. 11. 1943 Cumartesi günü İstanbul’a dönmek için otomobille Gaferiyat’tan Karaman’a, oradan da trenle Konya’ya hareket edecekti. Fakat sabahleyin programı değiştirmek zorunda kaldılar. Paşa Karaman’a gitmek için acele ediyordu. Yolların çamurlu olması yüzünden, otomobil gelmediği için Paşa arabalarla, Mandason İstasyonuna giderek, oradan ara treni ile Karaman’a inmek istediğini söyledi. Bütün köylü, tohum saçmak ve ekin ekmek için işe dağılmış olduğundan, araba da bulunamıyordu. Birçok araştırma neticesinde, Kamil Şen’in açık yaylısı Paşa’ya tahsis edildi. Bundan başka iki açık araba daha bulunmuştu. 
 
Paşa, saat 9’da, Cumhuriyet Alanı’na geldi. Parkın iki köşesine hatıra olmak üzere, iki akasya ağacını eliyle dikti ve kendi film makinesini bir başkasına vererek ve kendi diktiği fidanların yanına durarak, iki film çektirdi.[11]Ondan sonra, Öğretmen İbrahim Uluğ’u yanına çağırarak, kültür hakkında bazı konuşmalar yaptı.
 
Hareketten biraz evvel, köy namına bir halı, Kazım Karabekir Paşa’ya ve tiftikten mamul bir atkı da eşine hediye edildi. Ayrıca Paşa’ya akrabalık iddiasında bulunan, Kasabalı Ömer Bey tarafından da bir halı seccade takdim olundu. Veli Kirtiş de bir teneke yağ ile 15 kilo civarında badem içi ve kuru üzüm ile 16 kilo kadar da ince elekten elenmiş temiz un hediye etti. 
 
Hareket sırasında Kamil Şen, Veli Kirtiş ve karısı Hatice Kirtiş, Paşa ve eşi ile yaylı arabasına bindi. İkinci arabada Nahiye Müdürü Şeref Oğuz eşiyle beraber yer almıştı. Üçüncü arabaya da Zühtü Güzel ve eşi ile Paşa’nın hizmetçisi küçük Fatma ve yeni aldığı manevi evlatlarından biri beş, diğeri yedi yaşında iki kız çocuğu binmişlerdi. Paşa’ya ait eşyalar da bu arabaya konulmuştu. Karakol Komutanı Fevzi Yıldırım’la Gafariyat Muhtarı Ahmet Özkaya ve Kasabalı Mevlüt Bayram atlı olarak, saat 10’da Gafariyat Köyü’nden hareket edildi. Mandason İstasyonu’na gelindi ve orada bir müddet beklendikten sonra 1 saat 30 dakika gecikmeyle, Konya’dan gelen marşandizin, posta furgonuna (vagonuna) binildi. Köyden gelen Veli Kirtiş’in ve Zühtü Güzel’in eşleri, Karakol Komutanı Gafariyat Muhtarı Ahmet Özkaya ve Mevlüt Bayram, Karabekir Paşa’ya ve eşine veda ederek ayrıldılar. Nahiye Müdürü Şeref Oğuz ve eşi, Veli Kirtiş, Zühtü Güzel ve Kamil Şen ve bir de Kasaba’dan Paşa’nın hizmetçisi küçük Fatma’nın babası, Paşa ile birlikte Karaman’a geldiler.
7. 11. 1943 Pazar günü, tekrar General ile birlikte Karaman’a gelen Nahiye Müdürü ve beraberindekiler, Karaman İstasyonu’nda birleşerek, Konya’ya giden, posta trenine Kazım Karabekir’le birlikte binerek, Mandason’a kadar beraberce geldiler. Paşa yolda, “tren yolculuklarının fenalığından ve izdihamdan” şikayet ederek, “hükümet merkezine vardığımda, ilk işinin Münakalat vekili (Ulaştırma Bakanı) ile görüşmek olacağını ve Karaman mıntıkasından iyi intibalarla ayrıldığını” söyledi. Trenin, Mandason’a varışında, Nahiye Müdürü Şeref Oğuz ve eşi, kasabadan Veli Kirtiş, Zühtü Güzel, Kamil Şen ve General’in hizmetçisi Küçük Fatma’nın babası Paşa ve eşine veda ederek ayrıldılar. 
 
Kazım Karabekir Paşa; eşi ve hizmetçisi küçük Fatma ve iki küçük manevi evladıyla birlikte, Konya’da inmek üzere trenle gittiler. Nahiye Müdürü ve diğer uğurlayanlar da nahiye merkezine döndüler.
 
Kazım Karabekir Paşa ve eşi ata yurdu Gafariyat’a yaptığı bu gezi sırasında beraberinde getirdiği hizmetçisi küçük Fatma’nın babasına ve anasına, İstanbul’dan giyecek eşya getirip, hediye etmiş ve Fatma’nın babasına 100 lira para vermiştir.
 
Nahiye Müdürü Şeref Oğuz ikinci raporunun sonunda Paşanın bu ziyareti hakkında şu genel değerlendirmeyi yapmaktadır: “General Kazım Karabekir, nahiyemize vürudundan (gelişinden) avdetine (dönüşüne) kadar, cereyan eden ahvâlin, bundan ibaret bulunduğu ve başkaca şüpheli bir vaziyet görülemediğini saygılarımla arz ederim.[12]
 
Sonuç: 1943’ün Gaferiyat’ı ve Ziyaretin Anlattıkları
 
Nahiye Müdürü Şeref Oğuz tarafından tanzim edilen ve Ankara’da Başbakan Şükrü Saraçoğlu tarafından da görüldüğü anlaşılan bu ayrıntılı raporlarda yer alan bilgiler hem dönemin tarihi, hem de köylünün durumu bakımından büyük önem taşımaktadır. Devletin halk ile ilişkilerinin ipuçlarını da veren bu bilgiler ve Paşa’nın ziyareti hakkında Prof. Dr. Mustafa Balcıoğlu’nun şu değerlendirmelerine aynen katılıyoruz: 
 
“1- Nahiye Müdürü Şeref Oğuz’un, Türkçeye tam manasıyla hâkim olduğu üslubundan anlaşılmaktadır.
2- Karabekir Paşa, seyahati esnasında, köylülere verdiği sözü tutmuş, köylülerin sorunlarını meclise taşımıştır.
3- Önceki dönemde olduğu gibi, bu devirde de Hükümet, Karabekir Paşa’yı şüpheli olarak telakki etmektedir.
4- Karabekir Paşa ve eşinin, köylülerle iletişiminin mükemmel düzeyde olduğu görülmektedir. Elit-halk arasındaki ikilemin, Karabekir Paşa’ya çok uzak olduğu, bu seyahatte de meydana çıkmıştır. Rapor; Karabekir’in manevi dünyasını da anlamak için çok önemli bir veri kaynağıdır. 
5- Rapor; İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’deki köy hayatı, sosyal sınıflar, bürokrasi, teknoloji, sıhhat, dini hayat, eğitim, folklor açısından değerli veriler sunmaktadır.
6- Raporda; İkinci Dünya Savaşı ortasında, Türk köylüsünün misafirine yaklaşımı açısından zengin örnekler bulunmaktadır.
7- Türkiye’de tek parti iktidarının nasıl işlediği, rapordan çok bariz bir şekilde izlenebilmektedir.
8- Köylülerin misafirlerini nasıl karşılayacaklarına, ne kadar sevineceklerine Ankara’dakilerin karar verdikleri de raporun içeriğinden ortaya çıkmaktadır. 
9- Sadece, askere alma zamanı hatırlanan Türk köylüsünün yoksulluğu, Türk çocuklarının pejmürde hali de meydana çıkmaktadır.”[13]
 
 

 


[1] Mustafa Balcıoğlu, Muhalif, Erguvanî Yayınları, Ankara, 2014, 1-308 s.

[2] Kazım Karabekir, Günlükler (1906-1948), C: II., Yayına Hazırlayan: Yücel Demirel, İstanbul, 2009, s. 1336.

[3]Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), Fon: 121-10-0-0, Kutu: 2, Dosya: 8, Sıra: 1.

[4] Kazım Karabekir, Günlükler, s.1340,1341.

[5]BCA, Fon 121 10 0 0, Kutu 2, Dosya 8, Sıra 1.

[6] M. Balcıoğlu, Muhalif, s. 147-151.

[7]BCA, Fon: 121-10-0-0, Kutu: 2, Dosya: 8, Sıra: 1, M. Balcıoğlu, Muhalif, s. 151-155. Bu raporun ilk sayfasının klişesi için bakınız: Belge: 1

[8]BCA, Fon: 121-10-0-0, Kutu: 2, Dosya: 8, Sıra: 1, M. Balcıoğlu, Muhalif, s. 157-168.

[9] Paşa’nın bu çektiği fotoğraflar için bakınız: Fotoğraf-1 ve Fotoğraf-2.

[10] Paşa’nın eşi ile birlikte 1942’de yapılmış olan çeşmenin önündeki çekilmiş resmi için bakınız: Fotoğraf-3

[11] Bu fotoğraf için bakınız: Fotoğraf-4

[12]BCA, Fon: 121-10-0-0, Kutu: 2, Dosya: 8, Sıra: 1. M. Balcıoğlu, Muhalif, s. 168. 

[13] Bu iki ayrıntılı raporun tamamı ve değerlendirme için bakınız: M. Balcıoğlu, Muhalif, s. 151-168.

http://www.haberacisi.com/

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile