Yeni Bir Ayrışma Formülü: Dindarlar Cumhuriyete Karşıdır

Yeni Bir Ayrışma Formülü: Dindarlar Cumhuriyete Karşıdır

 

Prof. Dr. İsmet ÇETİN

 

Türkiye’de homojen bir yapı içinde varlığını sürdüren ve bir arada yaşama iradesi sergileyen kitleler; ayrılıkçı, bölücü, birbirlerini ötekileştirici, müşterekten çok farklılıkları arayan gruplardan daha fazladır. Bir arada yaşama iradesi gösteren çeşitli inanç gruplarının en büyük grubunu Kızılbaş/ Alevi kesimi oluşturmaktadır. Türk siyasî yapısı içinde birlikte hareket etmelerinden dolayı siyasî partilerin hedef kitlelerinden birisi, çoğu zaman da en önemlisi olarak görülür ve siyaset alanının buna göre politikalar üretmelerine vesile olurlar.

Türkiye’de tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecinde, özellikle 1950’li yıllardan itibaren büyük şehirlere olan göçler, toplumda bir dalgalanmaya sebep olmuştur. Bu süreçte daha çok DP’yi destekleyen Alevi gruplardan bazı kesimler, 1960’lı yıllardan sonra, özellikle gençlik hareketlerine bağlı olarak gelişen fikrî çalışma ve çatışmalarla geleneksel toplumsal yapıda bir çözülmeye sebep olmuş, Sosyalist/Marksist çizgiye kaymaya başlamıştır.  Özellikle inanç alanının boş bırakılması, bu alandaki eğitimin geleneksel anlayışa bırakılması bu kesimi inanç ve inançlarını yaşama biçimi itibariyle ayrışmaya götürmüştür.  Malatya senatörlüğü yapan Hamdi Özer’in bir konuşmasında bahsettiği “İdeolojik kızıllık, inanç kızıllığına dönüşüyor” mealindeki ifadesi, bu alanda yaşanan sapmayı işaret etmektedir. Bu dönemlerde başlayan geleneksellikten uzak hayat tarzı, büyük şehirlere göçle yeniden gruplaşmalara, her kesimin, her bölgenin, her köyün ayrı kompartımanlarının olmasına yol açmıştır.

Son yıllarda yaşanan farklılıkların öne çıkarılması, küçük küçük bölgesel, inanç, etnik, tarikat, cemaat ayrışmalarını körüklemiştir. Toplumsal birlik için tehlike olan bu ayrışma millî birlik için de tehlikeli olmaya başlamıştır.Tehlike yavaş yavaş Türkiye devletinin kuruluş macerası ve kuruluş ideolojisi çevresinde dolaşmaya başlamıştır. Uzun zamandan beri  toplumsal barışın hüküm sürdüğü bu topraklarda,  toplumsal çatışmalar yaratılmaya çalışılmış olmasına rağmen bir arada yaşama iradesi üstün gelmiştir. Bugün her kesimin diline doladığı Alevilik problemi devlet yapısı içinde yeniden alevlendirilmeye gayret edilmektedir. Toplumsal huzurun kendi mecraında sürüp zamanda, önce devletle problemleri varmış izlenimi uyandırılan Alevî kesim yerine yavaş yavaş Sünnî kesim konmaya başladı. Türk devletinin kurucu ideoloji tartışılmaya başlandı ve Sünni-mütedeyyin kesimler sanki Türkiye Devleti’nin kuruluşuna muhalifmiş kanaati oluşturulmaya çalışılmakta. Uzun ve engin bir tarihi içinde  var olan problemler, uygulamalar yeniden gündeme getirilmek suretiyle devletin kuruluşu, kuruluş dönemi politikaları yargılanmaya başlandı. Dindar/Sünnî/ mütedeyyin grupların yüzyıla yaklaşan devlet hayatı içinde mutsuz oldukları dillendirilirken, bunun karşısında Türkiye devletinin kuruluş ideolojisi olan Türkçülük yerine ulusalcılık gibi dar bir kavram ikame edilmeye, laiklikten harf değişikliğine kadar Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkan bir kitle konulmaya gayret edildi. Toplum, devlet yapısı içinde Türkiye Cumhuriyet ve bunun kazanımlarına taraf olan batıcı, Alevi, ulusalcı gibi grupların oluşturduğu kesim ile Sünni/ dindar grupların oluşturduğu muhalif grup yaratılmaya çalışılıyor.

Onlarca yıl süren bu siyasî/ fikrî ayrılıkçı akımlar,  özellikle Alevi kesimin de taraf olduğu bir kutuplaşmaya doğru göz kırpmaktadır. Zira siyasî iktidarca “mağdur”, “mahrum” ve “mazlum” olarak görünen (!) Aevîlik ve Alevilerin problemlerinin çözümü maksadıyla  2009 yılında başlattığı “Alevî Açılımı”  son zamanlarda adeta yön değiştirmiş, iktidarın da inisiyatifi dışında yeni bir anlayışın ürünüymüş gibi, kuruluşundan itibaren Cumhuriyet’e sahip çıkan, laikliğin yegane tarafı ve savunucusu, özgür düşüncenin son kalesi gibi takdim edilerek yeni bir yapılanmaya yönlendirilmiştir. Bunun zıddı ise gazete sayfalarında yüksek fikirlerini ifade eden Fas serpuşlu, burma bıyıklı, kravatsızlık modasına uymuş, kirli sakallı,  cesareti kendinden menkul gür sesli enteller boy göstermeye başladılar. Sıkı Osmanlı taraftarı, hele bugünlerde Türkiye’nin kuruluşundan beri itina ile koruduğu değerlerine muhalif, kimi zaman harf değişikliğini yerden yere vuran, kimi zaman dönemin politikalarını günümüze taşıyıp cımbızla laf çekip taşıyan bu zât-ı muhteremler, kendini Müslüman kimliğiyle ifade eden kesimi Cumhuriyet karşıtıymış gibi takdim edip adeta iç çatışmayı körükler bir yolu açmaktadırlar. Cumhuriyet’e sahip çıkanlar ile çıkmayanlar, Kurtuluş savaşını destekleyenler ile desteklemeyenler, Osmanlı karşıtı olanlar ile olmayanlar, Osmanlıca’yı savunanlar ile savunmayanlar, bir tarikatın mensubu veya sempatizanı olup, tarikat taassubuyla Cumhuriyet’in kuruluşuna da kazanımlarına da karşı olanlar… Ortaya konan karşıtlıklar saymakla bitmez.

Tarih bilen ve tarihe, dolayısıyla geçmişine saygısı olan herkes bilmelidir ki; Osmanlı Devleti’nin sona erip yerini Türkiye Cumhuriyeti’ne bıraktığı zaman savaşan da, şehit olan da, gazi olan da, askerden firar eden de bu toprağın insanıydı.  Bilinmeli ki her kesimden insan, kendini Müslüman ve Türk kabul eden herkes bu toprakları savunmak için fedakarlık yaptı.

Söylemeye dil varmıyor. Bahsettiğim zevat öyle ileri gidiyor ki, moda tabirle “algı operasyonu” yapıp, Sünnî kesimi neredeyse Cumhuriyet dönemine muhalif bir topluluk olarak anlatmaya başlayacaklar. Diğer taraftan da Alevi kesim her fırsatta Cumhuriyet’e sahip çıkıyor. Bunun sonucu bu zatlar ihanet içinde bulunup ya yeni bir çatışma alanı yaratmak isteniyor, ya da gaflet halindeler. Her iki halde de…

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde hayatta olan, halkı vaazlarıyla savaşa teşvik eden, düşman askerlerinin Yozgat’a kadar geldiğini söyleyerek millî mücadeleye taraf olan bir  Nakşî şeyhi olup Kaynar Hoca lakabıylada bilinen Abdurrahim Fahimi’nin şiirlerinden örnekler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda toplumun nasıl bir “millî şuur” çevresinde toplandığına şahitlik etmeye yeter.

Fahimî, Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki toplumsal duyguyu, millî mücadeleyi ve bu mücadelenin toplum nezdindeki yerini aşağıdaki mısralarla ifade etmektedir. Abdurrahim Fahimî’nin mısralara döktüğü arzu, bir yakarış, bir duadır.

 

Bu dua manzûm olarak Alacahan’da Abdurrahim Fahimî’nin inşâdıdır

Yâ İlâhî Zât-ı pâkin hakkı’çün

Cümle esmâ-hem sıfâtın hakkı’çün

Nûr-ı vechin kâinâtın hakkı’çün

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

Yüz sahaf hem dört kitâbın hakkıçün

Cümle ahkâm-ı beyyinâtın hakkı’çün

Hem hadîs-i Mustafâ’nın hakkı’çün

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

 

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

Arşı kürsi levh-i mahfûz hakkı’çün

İlm-i Yezdânında meknûn hakkı’çü

Devr-i eflâkında şeb rûz hakkı’çün

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

Nuh Nebî âdem ……hakkı’çün

Ol Halil’in hem kelîmin hakkı’çün

Enbiyâ-yı murselînin hakkı’çün

Asker-i İslâm’a nusret vir Hud

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

Cümle erkân-ı hükûmet rif’atin

Kurdular Cumhuriyet İskender-i zemîn

Havf çeker serkeşler oldular le’îm

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

Ol habîbin Mustafâ’nın hakkı’çün

Çar-yâr-ı bâ-safâ’nın hakkı’çün

Ehl-i beyti âl-i âbânın hakkı’çün

Asker-i İslâm’a nusret vir Hud

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

Bâb-ı ‘ilmin Murtazâ’nın hakkı’çü

Fâtıma-yı hayrü’n-nisâ’nın hakkı’çün

Hem şehîd-i Kerbelâ’nın hakı’çün

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

Âşıkûn ârifûnun hakkı’çün

Âlimûnun âmilûnun hakkı’çün

Hem şehîdûn gâziyûnun hakkı’çün

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

Çokluğuyla oldu a’dâlar gurûr

Eylediler mülk-i İslâma ‘ubûr

Tard edip küffârı kıl mülkü tuhûr

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i ‘adâ kahr ola ya Rabbenâ

 

Cümle İslâmın ümidi sendedir

Ehl-i imân her taraf berkindedir

Kuvvet-i nusret senin indindedir

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

İyilerin nârı dahliyle gül-‘izâr

Vünd-i gurûru ayvazla târ-mâr

Eyleyen sensin asâyı meyl-i mâr

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

Kün buyurdun halk olundu kâinât

Kabza-i kahrında cümle mümkinât

El-amân dir mü’minîn-i mü’minât

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

Âlem-i sâhib-zamandır bî-cidâl

Heybet-i adâyı kıldı misl-i dâl

Şöhrette hâkim ol Gazi Kemâl

Her zamanda nâsır olsun zü’l-Celâl

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i a’dâ kahr ola yâ Rabbenâ

 

El açup geldi kapuna yâ Hudâ

Kılma mahrûm bu Fahimî’ni nevâ

Mücrimim hem pür-hatâyım pür hatâ

Asker-i İslâm’a nusret vir Hudâ

Cünd-i ‘adâ kahr ola ya Rabbenâ

Esseyid e’ş-şeyh Aburrahim

 

 

Fahimî, Cumhuriyet ve Cumhuriyetin kurucularıyla ilgili düşüncelerini de şu mısralarla dile getirmektedir:

Hükm-i cumhûriyyeti kıldı ayân Gâzi Kemâl

Satvet-i hükmden oldu eşkiyâlar kadd-i dâl

Zulm-i istibdâd ile irmişdi bu milke zevâl

Hüsn-i tedbîrât ile ıslâh kıldı her yanı Kemâl

Söylenür dillerde ‘adl-i şânı cumhûriyetin

 

 

Baş vekâletde oturmuş Pâşâ-yı ‘İsmet-metîn

Olmuş ol ‘ilm-i fetânet gencine sâhib-emîn

‘Akl-ı tedbîrât ile olmuş Felâtun-ı zemîn

Hüsn-i tedbîrât ile ıslâh kıldı her yanı Kemâl

Söylenür dillerde ‘adl-i şânı cumhûriyetin

 

Yürüdi a’dâ bu mülki in’idâma kasd idüp

Zulm-i ifsâd etdi Yûnâniler hem neşr idüp

Nâ-ümîd kalmışdı mahlûk mülk-i mâldan vaz gelüp

Kuvvet-i cünd ile matrûd kıldı ‘adâyı Kemâl

Söylenir dillerde ‘adl-i şânı cumhûriyetin

 

Her taraf baş çeküp gaddâr idi zâlimleri

Ârzulardı cümle mazlûm kabre girsün tenleri

‘Adl-i cumhûriyyet uyardı bu iki ma’sûmları

Hüsn-i tedbîrât ile islâh itdi her yanı Kemâl

 

Söylenir dillerde ‘adl-i şânı cumhûriyyetin

Bildirir ahvâl-i halkı re’se meb’ûsânımız

‘Adl içün kânûn yaparlar zâlim olmaz nâmımız

Gün-be gün ider terakkî mülk-i han-mânımız

Hüsn-i tedbîrât ile ıslâh itdi her yanı Kemâl

Söylenir dillerde ‘adl-i şânı cumhûriyyetin

 

 

Hayr-hâhla olalar bu mülke din hâdimin

Nicesi satvetlerinde ola a’zâm-ı zâlimîn

Hak vire cündine kuvvet ola mansûr Gâzi’nin

Hüsn-i tedbîrât ile ıslâh kıldı her yanı Kemâl

Söylenir dillerde ‘adl-i şânı cumhûriyyetin

 

Ey Fahimî kıl du’âlar Hak Te’âlâ dergâhına

Gideler cümle vekâlet istikâmet râhına

Yaşayıp mülk ile millet ire hayr-ı hâsına

Hüsn-i tedbîrât ile ıslâh kıldı her yanı kemâl

Söylenir dillerde ‘adl-i şânı cumhûriyetin

Prof. Dr. İsmet ÇETİN'in "Kızılelma" kitabını incelemek için TIKLAYINIZ...

Prof. Dr. İsmet ÇETİN ile Kızılelma Sohbetini okumak için TIKLAYINIZ...

 

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile