Ermeni Sorunu, Ermeni Terörizmi ve Ermeni İddialarının Asılsızlığı

ERMENİ SORUNU, ERMENİ TERÖRİZMİ

VE ERMENİ İDDİALARININ ASILSIZLIĞI

                                                                                                                        *Feridun ESER

Geyve Anadolu İmam Hatip Lisesi

Felsefe Öğretmeni

                                                                                                         

Giriş:

            Her yıl 24 Nisan günü, dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşamakta olan Ermeniler için “soykırımı anma günü”dür. Amerika, Kanada, Rusya ve Fransa gibi ülkelerde oldukça etkili olan Ermeni lobileri, Osmanlı Devleti’ni “soykırımcı devlet” olarak tanıtarak, Türkiye’yi ve Türk halkını uluslar arası alanda küçük düşürmeye, mahkum etmeye çalışmaktadırlar.

 

1. Ermeni Ulusal Kimliği ve Tarihçesi:

            Ermeni kimliği ve tarihçesi hakkında yazılı kaynakların hemen tamamına yakını çoğunlukla Ermeni olmayanlar tarafından yazılmıştır ve bu kaynaklarda pek çok tutarsızlıklar vardır. Yani Ermenilerin kökeni ve geçmişi hakkında kayda değer bilimsel, objektif bilgiler pek azdır. Bilinen bazı gerçekler şunlardır: Bugün Ermenistan diye nitelendirilen bölge, -buna bizim Doğu Anadolu’da dahil- M.Ö. “Armenia” diye adlandırılmakta idi. Armenia, “yukarı ülke” anlamına gelen bir terimdir; millet adı değildir. Ermeniler kendilerini “Hayasalılar” olarak adlandırırlar. Bu gerçeğe baktığımızda, Ermeniler, kendi etnik isimleri olan Hayasalıların ülkesi anlamına gelen “Hayasdan” terimi yerine Armenia terimini kullanmaktadırlar. Burada ki ilginçlik şudur: Yaşadıkları coğrafyaya, milletlerinin ismini verememişler, bölgenin adını millet ismi olarak kullanmışlardır.

            Ermeniler, Armenia olarak bilinen bölgeye M.Ö. 4.yy.da gelmişlerdir. Bu bölgede kendilerinden evvel Urartular yaşamakta idi ve Urartular, bölgede güçlü bir medeniyet kurmuşlardı. Bu gerçek, Ermenilerin, bölgenin yerli halkı olmadığını gösterir. Bölgeye Balkanlardan gelerek yerleşen Ermeniler, tarih boyunca burada güçlü, bağımsız bir devlet kuramamışlar; bölgeye hakim olan Bizans, Sasani ve Arapların egemenliğini tanımışlardır. Özellikle Bizans ve Sasani egemenliği altında ezilmişler, hatta kitleler halinde sürgüne yollanmışlardır.

            Türkler, 11.yy.dan itibaren bölgeye yerleşmeye başlamışlardır. Anadolu, kısa sürede, Türk egemenliğine girince, Ermeniler tarihlerinin -adeta- altın çağını yaşamaya başlamışlardır. Nitekim, Selçuklular dönemi Ermeni tarihçilerinden Matheaus, “Ermenilerin, Türk idaresi altında rahata ve hürriyete kavuştuğunu” yazmıştır.

2. Türk İdaresi Altında Ermeniler:

            Türkler, tarih boyunca idareleri altındaki hiçbir millete dini, siyasi, ekonomik herhangi bir baskı uygulamamışlardır. Ubicini, Mikoscha, Dadyan, Lamartine gibi yabancılar bu gerçeği açıklıkla dile getirmekte; Türklerin, idareleri altındaki milletleri özgür bıraktıklarını, dillerine, dinlerine, ticaretlerine… karışmadıklarını söylemektedirler. İngiltere’nin İzmir konsolosu Charles Blunt, 1860 yılında hazırladığı bir raporda, Osmanlı ülkesindeki Hıristiyanların, Müslümanlara göre daha iyi bir sosyo ekonomik durumda olduklarını yazmıştır.

            Ermeniler, bilhassa Osmanlı idaresi altında diğer azınlıklara göre daha fazla ayrıcalıklar elde etmişler, onlara daha fazla serbestlik tanınmıştır. Çeşitli devlet kademelerinde ve nisbeten önemli mevkilerde görev alan Ermeniler olmuştur. Türk milletinin duyduğu güvenin bir ifadesi olarak Ermeni halkına “Millet-i sadıka” denilmiştir. Osmanlı idaresi altında en ayrıcalıklı, en rahat millet, Ermeniler’di. Günümüz Ermeni tarihçilerinden Prof. Levon Dabağyan, “Ermeniler, milli varlıklarını Türklere borçludurlar. Eğer Anadolu, Bizans hakimiyetinde kalsa idi, Ermeni adı tarihten silinebilirdi.” demektedir.

3. Ermeni Sorununun Doğuşu:

            Osmanlı Devleti, 18.yy.dan itibaren zayıflamaya ve gerilemeye, otoritesini yitirmeye başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin bu zayıflığını fark eden rakip Batılı devletler, onun bu zafiyetini çok iyi değerlendirmişler ve azınlıkları, Türk idaresine karşı kışkırtmaya başlamışlardır. Rusya, Balkanlarda Sırp, Yunan ve Bulgarları örgütlendirerek Türklere karşı ayaklandırmışlar ve bu milletler kısa sürede bağımsızlık elde etmişlerdir. Balkanlardaki Sırp, Yunan ve Bulgarların Osmanlı’dan ayrılarak devlet kurma deneyimleri, yine başta Rusya olmak üzere, İngiltere ve Fransa tarafından Ermenilere örnek gösterilmiştir. Batılı devletlerin asıl amacı, Ermenilerin bağımsız bir devlet kurmaları değildir; onların amacı, Osmanlı Devleti’nin parçalanması, yıkılmasıdır. Ermeni tarihçi Kaprielyan, “ihtilal vaad ve telkinlerini Rusya’ya borçlu olduklarını” itiraf etmiştir.

            Ermeni ayrılıkçı hareketi, önce sosyal- kültürel alanda okullar, kulüpler, dernekler kurarak, gazete ve dergiler çıkararak başlamıştır. Sayıları gittikçe artan Ermeni okulları, kulüp ve derneklerinde Ermeni milliyetçiliği, bağımsızlık ve ayrılık fikirleri bilhassa Ermeni gençlerine sistematik bir biçimde benimsetilmiştir. Yaklaşık 50 yıl süren bu sürecin sonunda, “Türk kanı akıtılmadan, Osmanlı Devleti yıkılmadan bağımsız Ermenistan kurulamaz” fikri güçlenmeye başlamış; 1877’de kurulan Hınçak ve 1890’da kurulan Taşnak Sütyun örgütleri ile Ermeni ayrılıkçı hareketi, teröre dönüşmüş ve bir facia başlamıştır.

4. Ermeni Terör Örgütleri ve Katliamlar:

            Rusya, Fransa ve İngiltere gibi Osmanlı Devleti’nin amansız düşmanları, Ermeni çetecilerini silah, mühimmat, para ve lojistik açıdan destekleyerek sistemli ayaklanma ve katliamların fitilini ateşlemişlerdir. Ermeni terörü, aldığı yurt dışı destek ile hızla tırmanmaya, şiddetlenmeye, yayılmaya başlamış, Türk soykırımına dönüşmüştür.

            Ermeniler, 1882- 1909 yılları arasında (27 yılda) Anadolu’nun genelinde 38 isyan çıkarmışlardır. Ermeni eylemleri, sadece Doğu Anadolu ile sınırlı kalmamış; Bayburt, Trabzon, Gümüşhane gibi Karadeniz bölgesine, Adana, Hatay gibi Akdeniz bölgesine, Yozgat, Ankara, Kayseri gibi İç Anadolu bölgesine hatta İzmit, İstanbul, Adapazarı gibi Marmara bölgesine de yayılmıştır. Yaklaşık 30 senede Anadolu’nun 2/3’si Ermeni eylemlerine sahne olmuştur.

            Ermeni komitacılarının saldırılarında gazla yakılarak öldürülen, evleri, köyleri yakılan, ırzlarına geçilen, balta ve satırlarla parçalanan, işkence ile öldürülen özelde Türklere, Doğu Anadolu’daki tüm Müslümanlara, Kürtlere yönelik acımasız bir soykırım uygulanmıştır. Ermeniler, sadece canları hedef almamıştır; Ermeni saldırılarından Türklere, Müslümanlara ait okullar, köprüler, camiler ve kütüphanelerde zarar görmüştür. Gözü dönmüş Ermeni komitacıları, Türklere ait, Türkleri hatırlatan her türlü binaya, müesseseye karşı da yıkıcı saldırılarda bulunmaktan geri durmamışlardır. Ermeni çetecilerin hedefi, özellikle Doğu Anadolu’daki Türk varlığını ortadan kaldırmak, bağımsız bir Ermenistan kurmak idi. O dönemlerde Rusya’nın Erzurum konsolosu olarak görev yapan General Mayewsky, “Ermenilerin soykırıma uğradığı iddiasının yanlış olduğunu, gerçekte soykırıma maruz kalan tarafın Türk tarafı olduğunu” dile getirmiştir.

Ermeni katliamları, I. Dünya Savaşı yıllarında artınca Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu’da yaşayan, Ermeni olaylarıyla ilgisi olan Ermenileri güneye, Suriye, Irak, Lübnan taraflarına zorunlu olarak göç ettirme (tehcir) kararı almış ve bu kararı acilen uygulamaya başlamıştır. Osmanlı Devleti’nin bu uygulamayı yapmaktaki amacı, bölgedeki vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumak idi. Osmanlı Devleti, aslında bu göçü başlatmak için geç bile kalmıştı. Tehcirde çeşitli sebeplerle ölen Ermeni sayısı, ancak 50.000 civarındadır ve sadece Doğu Anadolu’daki Ermeniler göç ettirilmiştir; Anadolu’nun batısındaki Ermenilere dokunulmamıştır. Tehcir ettirilen Ermeni sayısı 440.000 civarındadır; buna karşılık Ermeni saldırıları nedeni ile bölgeyi terk eden Türklerin sayısı ise Rus belgelerine göre 500.000 civarındadır. Sadece göç ettirilen Ermenilere ait rakamı verip, bunu vurgulamak meseleye tek yönden yaklaşmaktır; bölgeyi terk etmek zorunda kalan Türk nüfusuna da dikkat çekilmelidir. Acılar tek taraflı yaşanmamıştır.Tehcir, Ermeni terörünün şiddetinin artması, askeri ve toplumsal güvenliğin tehlikeye düşmesi, komitacı saldırıların zamanda ve mekanda yayılmasından dolayı gerçekleştirilmiştir.

Tehcir uygulaması, Ermeni olaylarının, 1880’lerde başladığı düşünüldüğünde, oldukça geç kalınmış bir uygulamadır. Tehcir, öldürmeye değil yaşatmaya yönelik bir politikadır. Tehcir kararı, hem Türklerin hem Ermenilerin güvenliği için en uygun karardır.

            1915 zorunlu göçünün ardından Anadolu’da yaşanan Ermeni şiddeti bir hayli azalmış; bitme noktasına gelmiştir. Ancak I. Dünya Savaşı sonunda,  Fransızların ve İngilizlerin Anadolu’yu işgal etmeye başladığı süreçte Ermeniler bu işgal kuvvetlerine yardımcı olmuşlar, öncülük- rehberlik etmişlerdir. Türk halkı, işgalcilerden çok, işgalcilere yardımcı olan gönüllü Ermeni askerlerinden, onların taşkınlıklarından zarar görmüştür.

            Peki bütün Ermeniler, Türklere yönelik bu şiddet hareketlerine katılıyorlar mıydı? Elbette ki hayır. Ermeni komitacılar, kendileri gibi düşünmeyen, kendilerine destek vermeyen Ermenilere yani kendi soydaşlarına karşı bile saldırgan hareketlerde bulunmuşlardır. Ermeni çetelerine yardım etmeyen, Türklerle barış içinde yaşama taraftarı olan bazı Ermenilerin evleri ve işyerleri yakılmış, öldürülenler olmuştur. Çeteciler, kendi soydaşlarına bile rahat vermemişlerdir. Nitekim Kurtuluş Savaşı yıllarında Mustafa Kemal’in başlattığı bağımsızlık mücadelesine destek veren, Türklerle beraber yaşama isteğinde bulunan Ermeniler de olmuştur. Bu Ermeniler, Türk- Ermeni Dostluk derneği (Karabetyan Cemiyeti) adlı bir dernek kurmuşlardır.

            Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile son bulan Ermeni olayları, 1973 yılında tekrar hortlamıştır. Yurt dışında yaşayan Ermeniler ASALA, JCAG ve NAR adlı yeni terör örgütleri ile özellikle yurt dışındaki Türk kurum ve kuruluşlarına, Türk diplomatlarına yönelik saldırılar düzenlemeye başlamıştır. 1973 yılında başlayan, yeni dalga Ermeni terörü denilen bu saldırgan Ermeni eylemleri, aralıklarla 11 sene sürmüş,  1984 yılında aniden kesilmiştir. Ermeniler, bu tarihten sonra lobi faaliyetleri ile Türkiye’ye karşı uluslararası alanda mücadele etmeye başlamışlar; Ermeni terörü yerini lobi faaliyetlerine bırakmıştır.

Ermeni lobileri, pek çok ülkede Türkiye karşıtı eylemler düzenlemekte, Türkleri soykırım yapmakla suçlamakta, Türkiye’den toprak ve tazminat talep etmektedirler. Amaçları, Türkiye’yi uluslararası baskı altına almaktır.

Enteresandır ki, günümüzde Ermeni faaliyetlerine destek veren ve destekleyen devletler, Osmanlı Devleti döneminde, Ermenileri kışkırtan ve Ermeni sorununu başlatanlar devletlerdir. Dünden bugüne değişen pek bir şey olmamıştır; dün Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına, yıkılmasına destek veren devletler, bugünde Türkiye Cumhuriyeti’ni baskı altına almaya, sindirmeye çalışmaktadırlar.

5. Ermeni İddiaları ve Asılsızlığı:

            I. Ermeni Anavatanı İddiası:

            Ermeniler, Doğu Anadolu’nun kendi anavatanları olduğunu iddia etmekte ve buradan toprak talep etmektedirler. Bu talep, açıkça Türkiye’nin parçalanmasına yönelik bir taleptir; Türkiye’nin varlığına yönelik bir tehdittir. Oysa Ermeniler, anavatanları olduğunu iddia ettikleri bu topraklara dışarıdan, Balkanlardan gelmişlerdir. Tarih boyunca da bölgede bağımsız bir devlet kuramamışlardır. Vatanları olduğunu iddia ettikleri Doğu Anadolu’ya egemen olamamışlar; bölgeyi vatanlaştıramamışlardır. Ermeniler, tarih boyunca Anadolu’ya hakim olan büyük devletlerin egemenliği altında yaşamışlardır. Oysa 11.yy.da Selçukluların Anadolu’ya yerleşmeye başlamaları üzerine, Batılı yazar ve tarihçiler, Anadolu’ya “Turchia” demeye başlamışlardır. Bu da bölgenin 1000 senedir Türk vatanı olduğunu göstermektedir.

            II. Ermeni Nüfus Çoğunluğu İddiası:

            Ermeniler, Osmanlı Devleti döneminde özellikle Doğu Anadolu’da nüfus üstünlüğünün kendilerinde olduğunu iddia etmektedirler. Ermenilerin bu iddiası, kendilerine destek veren Batılı ülke araştırmacı, gözlemci ve tarihçileri tarafından bile kabul görmemektedir. Coinet,  Troder, Wambert gibi Batılı ülke vatandaşları ve bugün ABD’de yaşamakta olan tarihçi Prof. J. Mc Carthy Ermenilerin bölgedeki nüfuslarının % 25’i geçemediğini tespit etmişlerdir. Bu da göstermektedir ki, Ermenilerin nüfus üstünlüğü iddiası da gerçek dışıdır.

            III. Soykırım İddiası:

            Ermeniler, I. Dünya Savaşı yıllarında, özellikle 1915 göçü sırasında soykırıma tabi tutulduklarına iddia etmektedirler. İddialarına göre 1.500.000 Ermeni, Türkler tarafından öldürülmüştür. Oysa Ermeni nüfusunu tespit eden birçok Batılı elçi, tarihçi ve gözlemcinin sunduğu verilere bakılırsa, o yıllarda Anadolu’nun tamamında yaşayan Ermenilerin sayısı – en fazla/ en abartılı rakam- 1.330.000’dir. Buna göre 1.330.000 Ermeni’nin yaşadığı bir coğrafyada, 1.500.000 Ermeni’nin öldüğünü iddia etmek, akla ve mantığa aykırıdır. Ve bu iddiada bulunanlar, Türklerin verdiği kayıpları da asla dile getirmezler. Prof. J. Mc Carthy, 1887’den 1920 yılına kadar süren olaylarda, çoğunluğu Türk olmak üzere 2.500.000 Müslüman’ın öldüğünü ifade etmektedir. O dönemin Avrupa Ermenileri Milli delegasyonu başkanı Bogos Nubar ise ölen Türk sayısının 1.400.000 civarında olabileceğini ifade etmiştir. Bu veriler açıkça göstermektedir ki, gerçekte soykırıma uğrayanlar Türklerdir; Ermeni iddiaları asılsızdır, iftiradır. Ermeniler, kendi yaptıkları katliamların üstünü, düzdükleri iftira ve karalama kampanyaları ile örtmeye çalışmaktadırlar. Bu, suçluluk psikolojisinin yansımasıdır.

            Ermenilerin yoğun isteği üzerine, I. Dünya Savaşı yıllarında Anadolu’yu işgal eden İtilaf Devletleri kurdukları bir komisyonla Ermeni soykırımı iddialarını, henüz olaylar sıcakken araştırmışlar, bu amaçla bir mahkeme kurmuşlar; ancak soykırıma ait bir delil bulamamışlardır. Dolayısıyla daha o yıllarda soykırım iddiasının asılsız olduğu ortaya çıkmıştır; soykırım iddiası hukuken ispatlanamamıştır, geçersizdir. Buna rağmen, sorunun dün kışkırtıcılığını yapan devletler, bugün meclislerinde ispatlayamadıkları bir iddiayı yasalaştırarak kabul ediyorlar. Bu durum, onların ne kadar tutarsız hareket ettiklerini de göstermektedir.                                                                                                       

KAYNAKÇA:

- Cemal ANADOL; Tarihin Işığında Ermeni Dosyası, İstanbul, Turan Kitabevi, 1982

- Yavuz ERCAN; “Ermeniler ve Ermeni Sorunu”, (Editör: Hasan Celal GÜZEL), Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, 2. Baskı, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2001

- Nejat GÖYÜNÇ; “Osmanlı Devletinde Ermeniler Hakkında”, Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu,  (Editör: Hasan Celal Güzel), 2. Baskı,  Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2001

- Yusuf HALAÇOĞLU; Ermeni Tehciri, Babıali Kültür Yayıncılığı, 17. Baskı, İstanbul, 2010

- M. Sadi KOÇAŞ; Tarihte Ermeniler ve Türk- Ermeni İlişkileri, 4. Baskı, Kastaş Yayınları, İstanbul, 1990

 

www.tarihgazetesi.net 

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile