İsmet İnönü ve CHP

           

İsmet İnönü ve CHP

                                                                                              Mustafa GÜNCÜ*

1914 yılı dünya geniş milliyetçi faaliyetler ve aynı zaman da bir kısım emperyalist ideolojilerden dolayı büyük bir çıkmaza girmiş ve devletler arasında savaş kaçınılmaz en son çare olarak görülmüştür. Bu durum devletlerin birbiriyle ittifaklar kurarak bloklaşmalarına ve savaş pozisyonu almalarına sebep olmuştu.

Bu savaşa giren diğer bir devlette Osmanlı devletidir.

Osmanlı bu savaşa girmiş olsa da sonuçta yenik bir şekilde ayrılmış ve 1918 yılının 30 Ekimin de şartları çok ağır olan bir ateşkes antlaşması imzalanmıştır. Ve bu daha sonra beraberinde Sevr adlı barış antlaşmasını da getirmiştir. Bu durum devam ederken itilaf grubu Mondros’un maddelerine dayanarak Osmanlı ya da şimdiki Türk topraklarında işgallere başlamışlardır. Bu durum karşısında Türkler, topraklarını korumak için çeşitli faaliyetler yürütmeye başladılar. İşte bu esnada Mustafa kemal ve beraberindeki bazı arkadaşları milli mücadele fikrini ortaya attılar. Ve çeşitli genelgeler ileri sürerek halkı yönlendirdiler, savaşın nasıl yapılacağı, halkın buna nasıl iştirak edeceği, ilerde kurulacak devletin nasıl bir yönetime sahip olacağı konusunda kararlar ve maddeler içeren bu kongre ve genelgeler sonucunda, İstanbul hükümeti ve itilaf grubuyla olan bağlar koparıldı. Bundan sonra dönemin savaş boyutu başladı. İsmet İnönü(Mustafa ismet) bu savaşlarda önemli başarılar elde etti.

İsmet beyin bu savaşlarda kazandığı başarılar ilerde kendisinin ikinci adam olmasına neden olacaktır. Ki Mudanya antlaşmasında ve ardından Lozanda gösterdiği üstün başarılar dönemin şartlarını göre değerlendirildiği zaman üst düzey başarılar olarak değerlendirilir. Bundan sonra ismet İnönü ve yaptığı faaliyetler üzerinde durmaya çalışacağız.

MUSTAFA İSMET.[1]

24 Eylül 1884 yılında dünyaya geldi babası memur annesi ise klasik bir ev hanımıydı. Mustafa ismet doğduğu zaman zayıf ve çelimsiz bir yapıya sahipti. doğduğu yer olarak kayıtlarda İzmir geçmektedir. Fakat anne ve babası aslen İzmirli değildir. Annesi Razgrat (Bulgar) Halkından olmakta babası ise Bitlislidir. Bu durum onun menşe olarak doğulu yani Kürt olabileceği düşüncesini uyandırmaktadır.

            Daha sonra önemli bir eğitim alan Mustafa İsmet milli mücadele döneminin en önemli isimlerinden biri olmuş ve Halk Fırkası kurulduktan sonra ilk başbakan olmuş devleti önemli alanlarda temsil etmiş ve Mustafa Kemalin ölümünden sonra Halk Fırkasının başına geçmiştir.[2]

            1934 yılında milli mücadele dönemindeki başarılarından dolayı Mustafa Kemal kendisine İnönü soyadını vermiştir.

 

            1938 YILI OLAĞAN ÜSTÜ KURULTAYI VE SONUÇLARI

            1938 yılında Mustafa kemal ölünce bu durum dönemin bütün gazetelerinde iri puntolarla verilmiştir. Ve ülke büyük kahramanını kaybetmiştir. Bu durum hem dışta hem içte önemli sorunlara sebep olacaktı. Bu yüzden acilen kurultay toplandı. Bu kadar acil toplanma kararını da Abdülhak Renda vermişti.  Cumhurbaşkanına aday olan birçok devlet ve siyaset adamı vardı.[3]

            Sonuçta yapılan seçimi İsmet Paşa kazanmış ve cumhurbaşkanı olmuştur. Fakat bu durum başka sorunlar ortaya çıkardı. Çünkü halk fırkasının başı belli değildi ve yapılan görüşmelerle halk fırkasının başına da kendisi seçildi. Bu esnada İsmet İnönü daha öncede aralarında husumet olduğu bilinen Celal Bayar hükümetini istifa ettirdi. Bunun yanında Tevfik Rüştü Aras ve bazı devlet adamlarını da görevden alarak yerine Refik saydam ve Şükrü Saraç oğlu gibi devlet adamlarını getirdi.[4]Bazı kaynakları bunu Mustafa kemal ile arasının bozuk olmasından dolayı yaptığını yazar,  daha sonra hükümet kurma görevi tekrar Celal Bayar’a vermiştir. Fakat bundan sonra ilk iş olarak Mustafa kemalin naşının nereye konulacağı tartışması başladı ve anıtkabir kararı verildi. Bunla birlikte gazinin resminin paralardan çıkarılması meselesi ise ismet paşa padişahlık döneminden kalma bir gelenek olduğu için sürdürmek istediğini belirtmiştir.[5]

            Bu işler hallolduktan sonra artık partinin tüzüğümü belirleme sırası gelmişti. İsmet İnönü parti tüzüğünü belilerken Mustafa Kemali partinin değişmez ve ebedi başkanı kendisini de değişmez genel başkan olduğuna dair ifadeler kullanmıştır ve değişmez genel başkanlığın değişmesini de şu gerekçelere bağlamıştır.

-Hayatını kaybetme

-Kısıtlanma

-Ve kendi isteğiyle görevden ayrılma

            Bu şartlar sağlanmadığı sürece kendisi genel başkandı. Bundan sonra yaptığı konuşmalarda devletin durumu düzelene kadar bir nevi diktatör bir yönetim sergileyeceğini belirtmiştir.[6] Fakat iş bununla da bitmedi ismet İnönü kendisini milli şef olarak ilan etti şef kelime anlamı olarak yöneten sorumlu olan ve lider anlamında kullanılmaktadır yani ismet İnönü bu şef kavramıyla bir nevi devletin siyasetinde sorumlu tek kişi olmuştu.[7] İsmet İnönü şevket Süreyya Aydemirin belirttiği kadarıyla partinin genel başkanı olmuştu fakat belirleyeceği yol Kemalist düzendi yani Kemalist ideolojiye göre devleti yönetecektir. Bu yüzden Atatürk ilkelerine bağlı kalınmış ve buna bağlı olarak devlet yönetimine karışmıştır.

            1939 yılında İsmet İnönü toplanan kongrede müstakil bir grup kurularak tek parti döneminde CHP' nin denetlenmesine çalışmıştır.[8]

            İnönü devlet işlerini düzene koyduktan sonra artık iç işlere yönelmeye başlamış ve yolsuzluk yapan ve devletin bazı şirketlerini yabancılara satanlarla mücadele etmiştir.[9]

Fakat bu esnada dünya üzerinde bir savaş tehlikesi söz konusu olmuştur bu durum karşısında çeşitli önlemler almak gerekiyordu. Ve doğal olarak hem içte hem de dışta bazı tedbirler almak gerekliydi.  Türkiye savaş esnasında fiili olarak bir tarafta yer almamış olsa da savaşın olumsuz havasında etkilenmiş ve doğal olarak bazı sıkıntılar yaşanmıştı. Savaş esnasında bütün dünyada düzen bozulmuş ve bulaşıcı hastalıklar halkı çok fena etkiliyor ve doğal olarak ölümler kaçınılmaz bir hal alıyordu. Bu durum istememesine rağmen bu dönemde çeşitli bazı önlemlere neden oluyordu ve alınan önlemler bu gün halen tartışılmaktadır.

 

İSMET İNÖNÜ DÖNEMİ İÇ POLİTİKA

            İsmet İnönü CHP' nin başına geçince ve yukarıda belirdiği gibi savaş ortamı oluşunca bu sefer içte bir kısım tedbirler alınmaya başlandı.

Yeniden narh sistemi mi geldi?

1940 yılında çıkarıldı. Bu yasa devletin savaş koşullarına doğru gittiği bu süreçte Türkiye daha önceden bir savaş atlatmıştı, Doğal olarak artık gelecek savaşta kendisine uygun tedbirler alabilmek zorundaydı. Ve çıkarılan bu yasa ile devlet halkı istediği zaman zorunlu olarak belli alanlarda çalıştırabilecek ve mallarını istediği fiyata satın alabilecek hatta çiftçi mallarını kendi istediği fiyat yerine devletin istediği fiyata satacaktı yani bir nevi fiyat belirleme meselesiydi buda Osmanlıdaki narh sistemine benzemektedir.[10]

 

Toprak mahsullerinden alınan vergi

Bu kanunda aynı şekilde II. Dünya savaşına giden süreçte çıkarıldı amaç köylünün ürettiği mallar üzerinde alınan vergidir. Böylece bütün halktan çeşitli şekilde vergiler alınmıştır.

 

Hacıağalar ortaya çıkıyor.

            Savaşın belki de en tartışılan tedbiri denilebilir bu vergi için milli korunma kanunundan sonra 1942 yılında çıkarıldı ve halktan aldığı tepkilerden dolayı sadece bir kereye mahsus olduğu belirtildi amaç savaş zamanında yokluktan faydalanan bazı gayrı Müslümanların

 

            Karaborsa yaparak halka malları yüksek fiyatla satmaları ve ardından bu yolla yüksek servetler elde etmelerini engellemekti.  Bu durumda devlet sadece gayrı Müslimlerden –bunlarda özellikle İstanbul ve İzmir’de olanlar-çok büyük gelirler elde etmişler bu sırada yaygın olan milli duygulardan dolayı devlet gayrimüslimlerden aldığını Türklere vermiş ve bu yüzden başta yoksul olan, fakat bu vergiyle gelişen ve zenginleşen hacıağalar ortaya çıkmıştır.  Bu vergiyi ödemek istemeyenler ise Erzurum Aşkale ilçesine yollanarak bazı yaptırımlara

Maruz kalmışlardır.[11] Bu sıralarda çıkarılan birde toprak kanunu var ki ilerleyen zamanlarda devletin çok partili hayata geçiş sürecini hızlandıracak. Bu dönemde Türkiye’de olan gelişmeleri tam olarak anlayabilmek amacıyla batı ile olan ilişkiler veya batıda meydana gelen gelişmeler hakkında da bilgi sahibi olmak gerekir.

 

BATIYA GENEL BİR BAKIŞ

            1914 yılında meydana gelen I. Dünya savaşı ve ardından imzalanan anlaşmalar bazı devletlere olumlu sonuçlar doğursa da herkese aynı etkiyi yapmamış yapılan anlaşmaya ve ya verilen hükümlerden memnun olmayan bazı devletler kendi ülkelerinde çıkardıkları aşırı milliyetçi hareketlerle yeni bir savaşın sinyalini vermeye başladılar aşağıda kısaca bunlara değinilecektir.

 

            İtalya’da Benito Mussolini

                        Bizim Akdeniz

Bir gazeteci olan Benito Mussolini 1922 yılında devletin yönetimini ele geçirdi ve tek amacı vardı. Bundan sonra yayılmak ve topraklarını genişletmek bu yüzden çeşitli işgal hareketlerine başladı hatta daha ileriye giderek Türk denizi olan Akdeniz’e bizim Akdeniz diyerek buranında alınması gerektiğine işaret etmişti. Atatürk döneminde İtalya’nın yayılmacı faaliyetlerine karşı önlemler alınmış ve çeşitli ittifak antlaşmaları imzalanmıştır. Bu sırada milletler cemiyeti üyeleri İtalya’ya çeşitli yaptırımlar uyguladılarsa da tam olarak başarı sağlanamadı ve II. Dünya savaşına doğru devlet daha da saldırgan politikalar izledi.  Ve giderek büyüyen bu faaliyetler devletlerarasında çeşitli blokların oluşmasına sebep oldu.[12]

 

Tanrıdan alındığına inanılan görev

            Bu sözler aslında ressamlık mesleğine sahip olan Adolf Hitlere aittir. I. Dünya savaşından sonra Almanya ile imzalanan anlaşmalar sonucunda Alman halkı mutlu değildi. Ve bu hoşnutsuzluğa birde ülkenin önemli toprakları Fransa tarafından işgal edilince daha da arttı ve kısa süre sonra yapılan seçimler sonucu devletin başına nasyonal sosyalist parti geldi ve başbakanı Hitler oldu bundan sonra Almanların ırkçı siyasetleri başladı. Hitler ulu anlamına gelen Führer unvanını aldı ve artık söyledikleri her şey adeta kanun hükmündeydi bu durum halkın onu desteklemesine sebep oldu böylece faşist hareketler daha çok getirim elde etti ve önü çevrilemez bir hal aldı kısa zaman sonra Polonya’nın işgali ve ardından ikinci dünya savaşının başlaması gündeme geldi.[13] Yapılan röportaj esnasında yaptıklarının tanrı tarafından kendisine verilen bir görev olduğunu belirtmiştir.

İspanyada Franco faşist hareketlerde bulunmuş ve Rusya’da kendi ideolojisini yayma faaliyetlerinde bulunmuştur bu durum kısa süre sonra devletlerin mihver ve müttefik devletler olmak üzere ikiye ayrılmasına sebep olmuştur.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA TÜRKİYE VE TOPLANAN KONGRELER.

            İkinci dünya savaşı sırasında ve daha öncesinde Türkiye’nin amaçları belliydi bunlar Atatürk ilkelerine bağlılık Lozan’dan sonra sınırları koruma ve sorunlara barışçıl bir yol bulma faaliyetiydi. Bu durum devletin savaş başladığı sırada bazı politik oluşumlar içine girmesine sebep oldu böylece Türkiye ilk olarak Almanya ile bir saldırmazlık paktı imzaladı.  Bu esnada Avrupa’da İtalya ve Almanya Berlin Roma Mihverini oluşturdular Japonya’da buraya katılınca Berlin Roma Tokyo mihveri oluştu. Bu oluşumlar karşısında Türkiye tarafsız kalma politikasını akıllıca sürdürdü bu politikada dış işleri bakanı Numan Menemencinin önemli rolü olmuştur.

Türkiye’nin bu politikası batılı devletlerce pekiyi karşılanmamış özellikle Japonya’nın Pear Harbour baskını ve Almanya’nın Barbaros’sa harekâtı sonucu devletlerin politikasında önemli değişikliklere sebep olmuş ve çeşitli konferanslar toplanarak Türkiye’nin savaşa girişi konusuna değinilmiştir.[14]

 

KONFERANSLAR

‘’Türklerin savaşa girmemesi ne demek omuzlarından tutun ve savaşa sokun!’’ Churchill’e aitti bu sözle anlaşılan Türklerin bağısız olduğunu henüz anlayamamıştı.

            Kazablanka Konferansı 12 -24 Ocak 1942[15]

Churchill Roosevelt ve Stalin arasında olacaktı fakat Stalin ülkede ki seçimler dolayısıyla katılmadı amaç yeni bir cephenin açılması ve buna bağlı olarak Türkiye’nin savaşa girmesi hadisesiydi.[16]

            Bundan sonra toplanan Washington konferansı Quebek konferansı, Moskova konferansı, I Kahire gibi konferansların yanında diğer bazı konferanslarda toplanmıştır.

II. kahire konferansını önemli bir özelliği var ki bu konferansa İsmet İnönü de katılmış ve Türkiye’nin savaşa girmesi konusu tartışılmış fakat İnönü yine de çekimser davranmıştır.

 Asıl önemli olanlar bundan sonra yapılan konferanslardır.

            Adana görüşmeleri:

İlk kapsamlı tartışmalar bu dönemde yapıldı ve İnönü burada Churchill’e Türkiye savaşa girme konusunda elbet isteklidir. Fakat ordusunun bu savaşlara girebilecek vaziyeti yoktur bu yüzden eğer istekleri karşılanır ve yardım yapılırsa savaşa girme konusunda olumlu yanıt verileceği belirti. Aynı tartışmalar Kahire de yapılmış fakat yine herhangi bir sonuç alınamamıştır. Sonuçta yapılan baskılar ve bilhassa yayılma faaliyetlerinden dolayı Türkiye Japonya ve Almanya’ya karşı olan diplomatik ilişkileri askıya almış ve böylece fiilen olmasa da resmiyette savaşa girişilmiştir.[17]

            Türkiye savaşa girmiştir fakat bu esnada savaş sona ermiş ve böylece fiili herhangi bir çatışma söz konusu olmamıştır. 1942 yılında kurulan BM ye Türkiye’nin üye olması bu şekilde olmuştur. BM’nin kuruluşu San Francisco konferansında kararlaştırılmış ve burada BM’ye girme şartı olarak halkın devlet yönetimine katılması yani çok partili yönetim savunulmuştur.

SAVAŞTAN SONRA TÜRKİYEDE İÇ POLİTİKA

            Savaşın bitimi 1945 yılına denk gelmektedir bu esnada yukarda kısmen değindiğimiz Türkiye de köylüyü topraklandırma kanunu tartışılıyordu. Bu durum bazı toprak sahibi kişilerin bu kanuna karşı çıkmasına ve doğal olarak çeşitli muhalif grupların oluşmasına, sebep olmuştu. En büyük muhalefet ise (Adnan Menderes, Refik Koraltan, Celal Bayar ve Fuat Köprülüden) gelmiştir.  Fakat bu durum yani çok partili hayat geçiş döneminin inkişafını sadece bu nedenlere bağlamak elbette yanıltıcı olacaktır. Zira İsmet İnönü de Mustafa Kemal gibi kendilerini ve ya partilerini denetleyecek bir partinin olması konusunda benzer düşünceler sahiplerdir. Keza ismet İnönü 1 Kasım 1945 yılında meclis açılışında şu konuşmayı yapmıştır. ’’bizim tek eksiğimiz hükümet partisinin karşısında bir parti bulunmamasıdır. Bir partinin yaptığı faaliyetlere dışarıdan muhalif bir grubun olması büyük önem arz etmektedir’’[18] Fakat önceden yaşanan deneyimlerden dolayı ismet İnönü korkmaktadır.   Toprak dağıtım kanunu tartışılırken,   bu paylaşımın nasıl yapılacağı durumu düşünüldü ve terk edilen ve Gayrımüslümlerden kalan toprakları paylaşılacağı söylendi.[19]Bu tartışmalar esnasında ilginç diğer bir olay gerçekleşti. 1945 yılında Nuri Demirağ hükümetten izin alarak Milli Kalkınma Partisini kurdu bu durum C.H.P içinde bulunan ve son zamanlarda kendilerince CHP’den kopan dörtlü takririn eleştirilerine maruz kaldı ve çeşitli gazetelerde yazılar yayınlanmaya başlandı.[20]

            Fuat Köprülü ve Refik Koraltan bu yaptıklarından dolayı partiden ihraç edildiler zaten dörtlü takrir bundan önce kendilerine bir programcı alarak parti programlarını hazırlamaya başlamışlardı. Programlarında şu hususlara yer verdiler.

-Serbest Seçim

-Özel Teşebbüse Önem Vermek

-Dini Politikaya Alet etmemek

-Sendika Kuruluşuna İzin Vermemek[21]

                        Yeter söz milletin...!

            Bundan sonra D.P. 1946 yılında kuruluşunu tamamladı. Ve bu esnada 1947 yılında seçim yapılması gerekiyordu fakat yeni yapılacak olan tek dereceli seçimin halk tarafından nasıl karşılanacağı merak edildiği için seçimlerin erkene alınmasına karar verildi.

            Adnan menderes bu olaya karşı çıkmıştı çünkü birçok adayı henüz yoktu ve olmadığı gibi parti henüz seçime girecek kadar da güçlü değildi. Bütün karşı çıkmalara rağmen seçim yapıldı ve seçimi ezici bir çoğunlukla C.H.P kazandı. 

                                   Fakat bu seçimlerin sonuçları her ne kadar bu şekilde görülse de D.P bu sonuçlar kabul etmemiş ve seçime hilenin karıştığını ortaya sürmüştür[22] buna kanıt olarakta açık oy kullanımı olmasına rağmen gizli sayımın olmasını göstermiştir. İnönü bu seçimden sonra evvela Milli Şefliği ortadan kaldırmıştır. Daha sonra ise değişmez genel başkanlık kavramını ortadan kaldırarak artık partinin eskisi gibi olmadığını ve düzeltilmesi ve partiye kendilerinde daha gençlerin partiye alınarak yetiştirilmesi gerektiğini savunmuştur.  Bu sırada mecliste artık iki ayrı parti vardır.

 C.H.P de ise bir başbakan değişikliği olur ve Recep Peker başbakan olur bu durumdan sonra artık konuşmalar da D.P ye ve özellikle Adnan menderese karşı aşırıya giden konuşmalar yapar. Bu durum meclisin boykot edilmesine ve meclise gelinmemesine neden olur. İsmet İnönü bu durum karşısında durumu düzeltmeye çalışır. Fakat D.P artık C.H.P yi rakip olarak görür ve uzlaşma konusunda pek sıcak davranmaz. Ve giderek aşırı söylemler dillendirilir. D.P özellikle seçimlerde daha önceki partinin söylemlerine aykırı davranır ve 1950yılı seçimlerine doğru yol almaya başlar İnönü bundan sonraki seçimi D.P.nin alacağı konusunda emindir. Fakat devlet işlerinin iyi yürütülmesi gerektiğini söyler ve Süreyya Aydemir partinin kaybetme nedenini bir nevi yönetim yorgunluğu olarak görür.[23]

1950 yılı seçimlerine doğru gidilirken C.H.P kendi içinde bazı kurultaylar toplar ve kötü giden durumu düzeltme çalışmalarına yönelir. Aşağıda 1946 yılından 1950 yılına kadar C.H.P içinde yapılan kongrelere değinilecektir. 1946 yılı seçimlerinden sonra çeşitli kurultaylar C.H.P tarafından toplanmıştır. Burada önemli olan nokta parti içinde bir kısım kırılmalar meydana gelmiştir. Ve iki grup ortaya çıkmıştır. Bunlar kendi partilerinin yanında muhalif hiçbir partiyi kabul etmeyen ve başlarında Recep Peker’in bulunduğu münferit grup diğeri ise D.P ‘ye daha ılımlı bakan ve genel başkanca desteklenen mutedil gruptur.

1946    kurultayı ve değişikliler

            1939 yılındaki kurultaya benzeyen bu kurultayda partinin kötü gidişi kabul edilse de pek bir yenilik yapılmadı fakat gelecekte. Olabilecek herhangi bir seçimde oy kaybetmemek isteyen C.H.P muhafazakâr olan ve ordudan geldiği için halk tarafından çok sevilen Fevzi çakmağın D.P’ ye girmesi karşısında kendileri de Kazım Karabekir’i[24] partilerine aldılar.

            Recep Peker ise yeni başbakan olarak atandı fakat D.P onun yaptığı siyasetten dolayı biraz tedirgindi. Zaten C.H.P içindeki bazı gruplarda onun faaliyetleri karşısında tedirginlerdi.

Bu sırada iktidar partisinin yaptığı sert davranışlar karşısında muhalefet partisi de tavrını sertleştirmeye başladı. 1946 yılında toplanan kurultay C.H.P açısından önemliydi zira yapılan bu konferansta muhalefet partisi hakkında karar alınacak ve aynı zamanda C.H.P’ nin durum değerlendirmesi yapılacaktı.

            Kurultayda alınan kararlar ise şunlardır.

-          Başlangıçta çift derece şeklinde yapılan seçimin tek dereceli hale getirilmesi ve gelecek seçimlere yansıtılması.

-          1947 yılında yapılması tasarlanan seçimin erkene alınarak 1946 yılında yapılması bu madde D.P’nin seçime tam olarak hazırlanmasını engellemiştir.

-          Daha önceden kurulan ve partiyi denetleme yetkisi olan müstakil grubun kaldırılması

-          Cemiyetler kanununda değişiklik yapılması

Devlet başkanlığı ile parti başkanlığının ayrılması ile ilgili kararlar alındı.[25]

Bu durum İsmet İnönü’nün başta kendisini milli şef ilan etmesinden vazgeçtiği anlamına gelmektedir. Doğal olarak eski yapı ve düzen değişmiş C.H.P kendi içinde reforma gitmiştir.  Kısa süre sonra yani 1947 yılında artık eski halk partisinin yerini ayrı bir parti alacaktır.

12 Temmuz beyannamesi yayımlayan C.H.P İnönü’nün tesiriyle artık D.P hakkında sert tavır takınmayacak ve D.P mitinglerini daha rahat şekilde yapacaktı. Fakat bu durum halkın gözünde kendilerine baskı yapılıyormuş süsü vermek isteyen D.P grubu için pekiyi olmamıştır. Zira Kemal Karpat bu beyanname ile D.P ‘nin C.H.P ‘nin kendilerine baskı yapıldığı iddialarını artık boşa çıkaracaktı ve doğal olarak halkı etkilemesi daha da zorlaşacaktı.[26] Böylece C.H.P kendi yapısından bazı tavizler vermiş hatta demokrasinin gelişmesine ikinci bir katkı daha sağlamıştı. Bu arada C.H.P de başbakan değişmiş ve Recep Peker istifa ederek yerini Hasan Saka geçmiştir.[27] Bunun yanında ülkede ilk defa tek dereceli seçim sisteminin uygulanması olayı da aynı şekilde demokratik anlamda önemliydi.

1947 kurultayı ve değişen C.H.P

17 Kasım1947 kurultayı 1950 seçimlerine gitmeden önce yapılması tasarlanmış ve ilk olarak genel sekreter Hilmi Uran’ın teklifleri değerlendirme bilgisi vermesi üzerine karar verildi. Ve bazı milletvekilleri önemli önerilerde bulundular. Bazıları C.H.P’deki altı ilke üzerine tartışırken bazıları devletçilik ve laiklik konuları hakkında bazı önerilerde bulundular bu durum henüz toplanmayan kurultayı toplanma sırasında etkilemiştir.[28]

Kurultay toplandıktan sonra milliyet kavramı üzerinde de durulmuş bazı milletvekilleri millet kavramının içinin nasıl doldurulması gerektiği konusunda bazı açıklamalar yapılması gerektiğini savunmuştur.[29] Aynı zamanda Hamdullah Suphi Tanrı över de milleti anlatırken milli yapının yani dil, ırk, kültür birliği yanında diğer bazı unsurların yani manevi unsurlarında işin içine koşulması gerektiğini savunmuş bu yüzden kurultayda artık yeni bazı kararlar alınmaya başlamıştır.[30]

Kurultay toplandığı zaman meclise gelen ve C.H.P üyesi olan birçok delege kendilerine göre önerilerde bulunmuş partinin kuruluş safhasındaki hali ile kurultay toplandığı tarihteki hali karşılaştırılmış ve reform yapılması fikri iyice yayılmıştır.[31] Zira amaç gelecek seçimlerde C.H.P‘yi muzaffer kılmaktı bu yüzden baştan izledikleri çizgiden bazı değişiklikler yapmak zorunda kaldılar.

İsmet İnönü açılış konuşmasın da cumhurbaşkanlığı görevinde bulunduğu sürece ileri gelenlerce seçilmiş birinin partinin başında bulunması gerektiğini savunmuş ve bu durum toplanan kurulca memnuniyet ile karşılanmıştır. Zaten toplanan kurultaya yüklenen görevde çok önemlidir. Zira halka ve ya basında yazılanlara göre bu kurultay ile demokrasinin önündeki bütün engeller kaldırılacaktı.

Kurultayda partinin eski geleneklere bağlı kalarak okullarda din eğitimi vermesi gerektiği tartışılmış ve kabul edilmiş keza parti içindeki milletvekillerinin haklarının korunacağı genel sekreter Hilmi Uran tarafından belirtilmiştir. Zira bu uygulamanın ülkeyi komünist ideolojiye karşı koruyacağı üzerinde durulmuştur. Ve çocuklara din eğitiminin verilmesi için okullarda din eğitimi verilmeye başlandı ve aynı zamanda ilahiyat fakültesi kuruması gerektiği de ortaya çıktı.

Partiye üye seçimi konusunda bazı sorunların olduğu zira teşkilat yapısının tam olarak oluşamadığı, partinin genç üyelerine yeterince fırsat vermediği de tartışma konusu olmuştur.

Partinin müşterek bir yapıya sahip olmadığı ülkenin her tarafında ücretsiz eğitim olmasına rağmen kırsal alanlarda bu yapının tam olarak kurulamadığı bu yüzden halkın partiyle bütünleşemediği görüşülmüş ve uygulanan yanlış siyasetler üzerinde durulmuştur.

Daha öncesinden açılan ve yapılan devrimlerin benimsetilmesi amacıyla açılan halk evlerinin de amacına hizmet etmediği düşünülerek bu yüzden buranın yönetimine 25 kişilik ayrı bir grup oluşturulmuştur.

Parti içinde düzenlenen tüzükle il yöneticilerinin seçimle başa gelmesi kararı verilmiş ve partide alt tabakanın da söz sahibi olması kararı alınmıştır. Zira başlangıçta partinin başında devletin elit denen kesiminden gelen kişiler devleti yönetiyordu.

Milliyetçilik kavramını ise şu şekilde yorumlamışlardır. ’partimiz Türk milletini dil, kültür, ülkü ve tarih birliği ile saadet ve felaket ortaklığına inanmak, ortak yurt sevgisi taşımak gibi tabii ve ruhi bağlarla birbirine bağlı yurttaşların kurduğu sosyal ve siyasal bir bütün olarak kabul eder’’[32]

Devletçi politikaya değinen kurultay bu ilkeyi de biraz daha sınırlandırarak özel sermayeye daha fazla yer vermiştir.

Önemli olan diğer bir değişiklik ise başta beri var olan ve Atatürk ilkelerine ve Türkiye cumhuriyetine dinamik bir özellik kazandıran inkılâpçılık ilkesi değişime uğratılarak evrim kavramına dönüştürüldü.[33]

C.H.P yaptığı tüm bu faaliyetler ve değişiklikleri gerek muhalefet karşısın da oylarını kaybetmemek hem de bir kısım düzenlemeler yapmak temel amaçtı. Zira İnönü’nün böyle bir düzenleme yapmak amacı olmasaydı ve ya var olan bir partiyi sindirmek olsaydı. Başta bu partinin kurulmasına izin vermeyebilir ya da Recep Peker’in düşüncesine kapılarak partiyi kapatma girişiminde bulunabilirdi. Ama yapılmadı. Ve zaten İnönü’nün başta yaptığı konuşmalar onun muhalif bir parti kurma fikrinde olduğunu göstermektedir.    Bundan sonra 1950 yılı seçimlerine gidildi C.H.P birçok yenilik yapmasına rağmen seçimi kaybetti. Ve böylece muhalefet tarafına düştü.

1950 yılındaki seçimler

Kansız ihtilal

1946 yılında yapılan seçimlerden sonra C.H.P. de yeni bazı oluşumlar meydana gelmeye başladı yani parti içinde çeşitli tartışmalar oluştu bir grup muhalif partinin olmasını ve onunla rekabet etmeyi savunurken diğer grup ise bu partinin kapatılması gerektiğini savunuyordu. Bu işte de yine ismet İnönü etkin rol oynayarak bunlara karşı çıkmış ve muhalefet yapma konusunda kararlı davranmıştır.[34] Tabi bu durum C.H.P de muhalefet yapanları güçlendirmiş ve böylece galip gelmişlerdir.

Adnan menderes ve ya Demokrat Parti üyeleri 1950 yılı seçimlerine hazırlanmaya başlamışlar. Bunu yaparlarken daha önce yapılanların[35] tümünün ortadan kaldırılıp, halka daha rahat bir yaşam sağlanacağını ve ardından uygulanan tüm yasakların ve ya kısıtlamaların kaldırılacağını belirtmiştir zira daha öncesinde özellikle basın üzerinde ağır bir baskı vardır ve hangi haberin yayınlanacağı konusu dahi iktidar partisince belirlenmekteydi.[36]

Sonuçta 14 Mayıs 1950 de yapılan seçimleri D.P kazanmış ve böylece 27 yıl süren C.H.P iktidarı sona ermiş ve böylece tek parti rejimi de ortadan kalkmıştır. Bu durum dönemin gazetelerine de yansımıştır.

 

Hürriyet gazetesi seçim sonuçlarını hem de rakam vererek bu şekilde ilk sayfadan vermişti bu durum seçimin önem derecesi hakkında önemli bilgi vermektedir. Bunun dışında diğer bazı gazetelerde de aşağıda ki gibi yer almıştır.

Yapılan yorumlara göre D.P oylarının sayımı eğer eski seçim sistemine göre yapılsaydı bu kadar çok aday çıkaramazdı ve C.H.P oyları da daha fazla olurdu.

Dönemin bütün kaynaklarına bakıldığı zaman hemen hemen aynı yorum ve ifadeler görülmekte bu durum yapılan seçimin gerçekten ne ölçüde mühim olduğu hakkında bilgi vermekle beraber halkı ne ölçüde etkilediği hakkında da bilgi vermekte ve bu şekilde bir seçim şu ana kadar görülmemiş kansız bir ihtilal olarak adlandırılmaktadır. Zaten kaynaklarda bu adla adlandırılması dışında D.P’nin kendi milletvekilleri de bu seçimi aslında şu an yeniden kazanılan Sakarya zaferine benzetmektedirler.[37] Bundan sonrasında artık D.P İktidar partisi C.H.P ise muhalefet partisi olarak hareket etmektedir. Bu süreçte artık makalenin konusu hasebiyle buradan yapılan yanlış politikalar, C.H.P.nin bunlara karşı muhalefeti ve 27 Mayıs ihtilalına giden süreç işlenecektir.

                        1950 seçimleri sırasında C.H.P

              1950 yılında yapılan seçimler D.P hükümetleri tarafından kazanılmıştı. Fakat bu durum hiçte halkın beklediği ölçüde, CHP’yi etkilemedi. Zira muhalefete düşen grup iktidar partisinin yönetimi halkı kandırarak ve hile ile kazandığını belirtmiştir. [38] Bu sırada C.H.P de yeni bir kurultay teşekkül etmiş ve Kazım Gülek genel sekreter olmuştur. Aynı zamanda bu seçim sonucunun CHP’yi yıpratacağı düşünülse de bu tahmin edildiği kadar olmamış ve C.H.P muhalif gruba düşmüştür Bu durumu doğal karşılamıştır.[39]   Zaten seçim öncesinde C.H.P yaptığı mitinglerde çok iyide karşılanmıştı seçim sonucu C.H.P açısından ne kadar olumsuz olsa da sonuçta muhalefete alışmak zorunda kalmış ve bu şekilde yönetime iştirak etmiştir.[40] Yapılan mitingler o kadar etkili ve halkın takdirine şayan olmuştur ki. D.P üyeleri bile bu tutumun iktidardan düşecek olan CHP’nin kurtulmak için yaptıkları olarak görüldü. İnönü konuşmalarında ‘’siz benim şu anki sabrıma bakmayın hele muhalefete düşeyim o zaman görün beni ben geldiğin yerlere çalışarak ve mücadele ederek geldim bu yüzden yüksek bir sabır göstererek size muhalefet edeceğim demiştir’’.[41] İnönü tüm bu çalışmalarla beraber artık yeni bir düzenin kurulmasının gerekli olduğunu söyledi. Yani 1947 kurultayında alınan kararlara ek yeni bazı kararlar alınacaktı. Ve yeni düzende halkın sorunlarına daha çok inileceği buna bağlı olarak ülkenin anayasasının değişeceği ve en önemli tartışma ise altı ok üzerinedir bunların partinin tüzüğü gereği kalması gerektiğini savunanlar olduğu gibi bunları eksik yönlerinin olduğunu savunanlarda olmuştur.

                        C.H.P’nin seçim vaatleri:

             C.H.P 1950 yılı seçimleri sürecine girerken karşısında güçlü bir muhalif grubun olduğunu farkındaydı.  Doğal olarak bu süreci iyi değerlendirmesi gerektiği konusunda tedarikli davranmaktaydı. Bu yüzden gittiği yerlerde kendilerini tekrar iktidara getirecek faaliyetler içine giriyor doğal olarak seçim propagandasını ona göre yapıyordu. Bu yüzden bazı beyanmaneler yayımlamış ve bunların içinde en önemli tartışmayı yapılacak düzenlemeler özellikle kırsal alanla ilgili olanlar ehemmiyet arz etmektedir.

           Alınan temel kararlar köylü sorunlarına yönel inmesi köylü halkla bütünleşerek belki de köylü halkın tek temsilcisi olarak buradan oy alarak kendisine taban oluşturmak amacı görülmüştür. Köy okullarının açılması, köy radyolarının kurulması, köyde altı ok gereği eğitim ve öğretimin yapılması gibi çalışmalara önem verilmiş. Burada ki beyannamede buna bağlı olarak köye içme suyu getirilmesi, tarımı geliştirecek tedbirler alınması, tarımsal destek ile modern metotlar uygulanması ve ürün çeşidinin arttırılması, sağlık sorunlarının düzeltilmesi gibi karalar beyannamede yer alarak kırsal alana yönelik çalışmalar göz önünde tutulmuştur.

Mali kaynaklarını düzenlenmesi ve hatta gerekirse sırf bu konu için özel bir bankanın kurulması dahi düşünülmüştü. Zaten amaç devletin yardımıyla alt yapı ihtiyaçlarını düzenlemek ve akabinde özel teşebbüs ile devlet kurumları arasında rekabeti kanuna uygun olarak yapmaktı.[42]

Fakat tüm bu yapılanlar seçim sonuçlarına herhangi bir etki yapmamış ve seçim sonuçları C.H.P açısından olumsuz olmuştur. Parti ileri gelenleri yukarda da değinildiği gibi bu olayı çok fazla abartmamış fakat yine de hayal kırıklığına uğradıklarını belirtmişlerdir. 

           Bundan sonra seçimi neden kaybettikleri üzerine de bazı tezler ortaya atılmaya başlandı bunlar madde halinde şöyle sıralandı.

                        -demokrasinin olmazsa olmaz olduğuna inanarak yönetimde farklı bir parti bir parti görmek isteyenler.

                        -C.H.P yönetiminden ve ya parti üyelerinden hoşnut olmayanlar.

                        -yeni partinin gelmesiyle devlet yönetiminin modernleşeceğini düşünenler.

                        -daha önceden uygulanan varlık vergisinden hoşnut olmayıp bu verginin hesabını sormak isteyenler.

                        -serbest ticareti devletçi siyasete tercih eden gruplar.

             Gibi grupları tesiriyle C.H.P’ye karşı cephe alan gruplar seçim sonuçlarının bu şekilde değişmesine ve partinin hayal kırıklığına uğramasına neden olmuşlardır. Bu durum partinin kendini muhalefete hazırlamasına sebep olmuştur.[43]

                       

 

                        D.P DÖNEMİ

              D.P başa gelmeden öncede liberal politikalar izlemişti ve başa geldikten sonra aynı politikalara devam etti. Daha önceden yapımına başlanan demir yolu sistemini bırakarak kara yolu yapımına ağırlık verdi. Adnan menderes seçim konuşmasında daha önceden uygulanan politikaların ortadan kaldırılacağını ve sol hareketlerinde tasfiyesine çalışılacağını belirtmiştir.[44] Ve yapılacak ilk iş olarak dinle ilgili kurumlardır ve yapılan ilk iş ise Türkçe okunan ezanı tekrar Arapçaya çevirmektir. Bu olan büyük yankı uyandırmış ve dönemin gazetelerine de konu olmuştur. Yapılan bu faaliyet muhalif grupta olan C.H.P ‘nin desteğiyle yapıldı. Fakat yinede bir kısım gruplar bunu Kemalist ideolojiye aykırı olarak gördüler.[45]

Yani bu olay adeta bir devrim niteliğindeydi zira Mustafa Kemal tarafından yapılmış ve uluslaşma sürecinin bir diğer unsuru olarak görülmüştü. Ve ilk defa bu unsur D.P hükümetince alaşağı edilmişti. Bu yüzden D.P çeşitli dini grupların desteğini almış ve C.H.P ile mücadelesinde 10 yıllık bir süre boyunca iktidarda kalmıştır. Bu dönemde yapılan diğer bir olay ise C.H.P iktidarı döneminde fikirlerinden dolayı Rus yanlısı olduğu iddiasıyla ülkeden sürülen şair nazım hikmete af çıkarılmasıdır bu durumda bazı sol grupların desteğini almasını sağladı. Fakat asıl önemli olan olaylar bundan sonra gerçekleşmiştir. Zira hükümet ve muhalefet arasında çeşitli konularda anlaşmazlıklar ve tartışmalar başlamıştır aşağıda kısaca bu konulara değinilecektir.

 

 

                        NATO’ya giriş süreci

                        Misouri Gemisi

          D.P iktidara gelince Türk dış politikası Amerikan yanlısı bir politika izlemeye başladı. Fakat olayın aslına bakıldığı zaman bu ilişkilerin 1946 yılına kadar gittiği gözlenir. Bu yılda Amerika’da vefat eden Türk diplomatın cenazesi Misouri adlı gemiyle Türkiye ye getirilince bu durum yöneticiler açısından çok büyük heyecanla karşılandı. Zira bu gemi ikinci dünya savaşında Amerika’nın kullandığı en büyük ve en güçlü gemiydi. Ve bu durum halkta da önemli bazı düşüncelerin gelişmesini sağladı. Bunun ardından yapılan Truman yardımı ve Marshall yardımlarıyla aradaki dostluk daha da arttı.

        D.P. başa gelince ise Rusların 1925 yılında yapılan antlaşmayı tekrar etmemesi üzerine ve Türkiye’nin doğusunda bulunan bazı toprakları istemesi üzerine Türkiye batı tarzı bir politikaya yöneldi ve Amerika’ya yanaştı tam bu sırada Korada kapitalizm ve sosyalizm savaşı başladı ve Türkiye buraya asker yolladı. Bu durum gerek muhalefet partisi ve gerekse de burada bulunan bir grup solcu tarafından eleştirildi çünkü bu günde olduğu gibi silahlı kuvvetleri yurt dışına yollama kararı ancak müşterek bir karar üzerine mutabık kılındıktan sonra TBMM tarafından verilebilirdi fakat hükümet bu kararı kendi isteğine göre vermişti. Ve böylece Türk askeri Koreye yollanmıştı.

Sonuçta ne mi oldu? Kore halen birleşik bir halde kaldı yani savaş olmadan önceki haline döndü tek olumlu şey ise Türkiye’nin Rus tehdidine karşı Amerikan desteği sağlayabilmesi oldu fakat bu durum bazı konularda istisnalarla doludur. [46] D.P bu dönemde Amerikan yanlısı politikasını çok abartmış ve Türkiye bir nevi küçük Amerika olarak görülmüştür. Ve özellikle milli değerler yerine günlük yaşamda kullanılan temel şeyler dahi Amerika’dan alınmaya ve Türkiye ye ithal edilmeye başlanmıştır.[47]

                        Anti demokratikleşen iktidar ve muhalefette olan C.H.P  

 Yukarda kısmen değinildiği gibi hükümet seçimden önce söylediklerini yapma konusunda umursamaz bir tavır takınmaya başlamıştır. C.H.P 1950 seçimlerinden sonra aslına bakılırsa alışkın olmadığı bir statüye düşmüş aynı şekilde D.P de yönetmeyi bilmemesine rağmen yönetim statüsüne çıkmıştı. Bu durumda her iki partide artık eski yapıyı terk ederek yeni bir anlayış geliştirmek zorundaydılar bu durumda evvela her iki partide birbirine zıt davranmaya başladı ve sert şekilde eleştiriler yönettiler, fakat ilginç olan olay her iki grupta aşırı sol faaliyetleri bitirme konusunda mutabık kılınmışlardı.

        D.P muhalefet gruba aşırı sert davranıyor ve onlara daha önce yaptıklarında dolayı komünist lakabı takıyorlardı.  Aynı zamanda bu akıma bağlı olan çeşitli aydınları tutuklanması, ya da ülkeden sürülmesi faaliyetine [48]de giriyorlardı.  Hatta bir ara bunların kazançlarının devletin olduğunu söyleyerek halkevlerine gelen yardımın bunlar tarafından ele geçirildiği belirtildi bu yüzden bu kazançların kontrolü için tahkimat komisyonları da kuruldu. Bu esnada D.P’ nin Atatürk büstlerine zarar verdiği söylentisine karşı muhalefet büyük bir karşı koyma duruşu sergileyince bunların korunması kanunu çıkarıldı.

  Bu süreç devam ederken Halkevlerininde C.H.P’ nin ideoloji yuvası olduğu söylenerek bunların kapatılması gerektiği söylendi.[49]

            Tüm bunlarla kalmayan D.P tavırlarını daha da sertleştirmiş ve C.H.P yanlısı yayınlara karışmaya başlamış buna binaen ordu içinde tasfiye girişimlerine başlamış, devletin çeşitli yönetim organlarında bulunan grupları değiştirmiş, valilerin yerleri değiştirilmiştir.

           C.H.P iktidar partisinin muhafazakâr olduğunu ve yönetimde dini temelleri kullandığını belirterek eleştirmeye başlamış fakat menderes buna karşı çıkarak Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağını belirtmiştir. Ve parti yönetim anlayışını buna göre düzenleyerek hareket etmiş bu yüzden Bayar Atatürk’le ilgili bazı kanunlar çıkarmıştır. Örneğin devlet dairelerinde sadece Atatürk’ün resminin bulundurulması,  paralarda sadece onun resminin bulunması gibi kararlar alınmıştır. Fakat her ne kadar bu tarz değişiklikler olsa da mecliste bir iktidar ve muhalefet kavgası vardı. Ve 1946 yılı seçimlerinden dolayı partilerin birbirine karşı sert tavırları devam ediyordu.  Hatta parti üyeleri meclis konuşmalarında birbirini dinlemiyor bu yüzden meclisi terk edenler dahi oluyordu.  Bu yaklaşık dört yıl boyunca böyle devam etmiştir.[50]

Bundan sonra 1954 yılı seçimlerine giden yol görülmeye başlandı D.P bundan sonraki seçimde de başarılı olacaktı çünkü halka inmekte ve siyaseti halkın gözünde basite indirgeyerek halkın güvenini kazanmaktaydı. Bu sıralarda yapılan C.H.P mitingleri dahi D.P tarafından bazen engellenmeye çalışılmıştır yani 1946 yılında D.P kendisinin şikâyet ettiği konuları 1950 yılında uygulamaya başlamıştır.

           Bu seçimlere giden süreçte C.H.P 8, 9, 10.ncu kongrelerini yapmıştır. Fakat yapılan bu kongrelerde de istenildiği gibi bir başarı elde edilemedi. Bazı değişiklikler tartışıldı örneğin İnönü’nün istifası gibi bunu dışında partinin bazı ilkelerinden taviz verdiği anlaşıldığı bunların düzenlenmesi gerektiği belirtildi. 10.ncu kongrede artık bazı konular değişti ve parti Kemalist ideolojinin edebiyat anlamında bazı kesimlerin rahatsız olduğu düşüncesiyle Kemalizm’i Atatürk yolu olarak değiştirdi. Bunla beraber yasaların daha iyi işleyebilmesi için iki yapılı bir meclis kurulması gerektiğini savundu.

Böylece parti içindeki gruplaşmada, partiyi kırsal alana çeken bir akınım sözcüsü olan Cavit oran ve taraftarları mağlup edildi. Böylece C.H.P eski çizgisinde devam etti. Aslında bu kongrelerde tartışılan temel nokta İnönü’nün istifa etmesi meselesiydi fakat kabul edilmedi. Bundan sonra toplanan parti divanı bazı değişiklikler önerdiyse de kabul olunmadı ve 1954 yılı seçim dönemi yaklaştı.[51]

 

 

                        1954 seçimlerine giden süreç ve D.P, C.H.P ilişkileri

           Daha önceki seçimleri kazanan D.P 1954 yılının mayıs ayında yapılan seçimleri de kazanınca halkın kendi politikalarını benimsediği fikrine kapılmış ve yapılan faaliyet ve baskıcı yönetime devam etmiştir bu durum muhalefet kanadında Bazı hoşnutsuzluklara neden olmuştur. 1955 yılına gelindiğinde devleti başına birde Kıbrıs sorunu çıkmıştır. 

             Başlangıçta bu sorun devlet bürokrasisince pek önemsenmese de daha sonra çıkan olaylar ve özellikle 6/7 Eylül olayları olayın önemi hakkında bilgi vermiştir. Zira bu tarihte Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atılmasıyla başlamıştı. Fakat aslında incelemelere bakıldığı zaman bu olanların temel sebebinin o zamanlar başbakan olan Adnan Menderes olduğu anlaşılır. Çünkü o sıralarda Lancester House’ta olan ve bu sorunu çözmek isteyen dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun hükümete bu sorunun çözümü konusunda kendilerine yardımcı olmalarını istemesi üzerine hükümetinde bu olayları teşvik ederek batı kamuoyunda kendilerini haklı göstermeye çalışması neden olarak gösterilmiştir.[52]

 

  Bu olaylar bu şekilde cereyan ederken birde içerde izlenen politikalar var ki asıl bu politikalar hükümetin çöküşü ve 27 Mayıs darbesinin nedenidir. Evvele parti başlangıçta izlediği liberal politikadan istediği verimi alamamıştır bu durum başka politikalar izlemesine sebep olmuştur ve giderek muhalefeti eleştirmiş ve sert politikalar izlemiştir. Hükümetin mitinglerine çok serbest bir şekilde yapılırken muhalefet aynı rahatlığa sahip değildir. Örneği uşağa giderken İnönü’nün büyük bir nümayişe maruz kalması keza kayseri gezisi sırasında konvoyla gitmesinin engellenmesi gibi bu politikalar gerek halkın ve gerekse de muhalefet grubunun hırsını arttırmış ve bir kısım gösteriler ve öğrenci olayları baş göstermiştir.  Bununla da bitmeyen olaylara birde D.P’nin baskıcı politikaları eklenmiştir zira D.P baskıcı politika izleyerek muhalif grupların yaptığı çalışmaları engellemiş bunun en bariz örneği ise devlet radyolarının ortak kullanımının engellenmesidir.[53] Bu sırada C.H.P, H.P, C.M.P partileri iktidar partisine karşı birleşmeye çalışmışlar fakat D.P buna da izin vermemiş ve hatta bürokraside bulunan ve C.H.P yanlısı bürokrat ve profesörleri de istifa ettirmişlerdir.[54]

        Bu tarihsel süreç bu şekilde işlerken artık yeni bir seçim yolu da görülmeye başlamıştır. Fakat D.P. artık elinde pek bir siyasi koz bulamamıştı. Bu esnada menderes Zürih’e giderken bindiği uçak düşmüş ve içindeki 14 kişi ölmesine rağmen menderes sağ kurtulmuştur[55]. Bu durum halk arasında dini bazı konuşmaların zuhura gelmesine menderese farklı bazı özelliklerin verilmesine sebep oldu. D.P bu durumu çok iyi kullanmış ve böylece 1957 yılı seçimlerini de almıştır.

 Fakat bu seçim sonuçları eskisi kadar iç açıcı değildir. D.P oyların büyük kısmını kaybetmiştir. Hem daha önceden başlayan olaylarda büyük bir hızla devam etmektedir. Bu sırada gerek İran'da meydana gelen devrim hareketi ve gerekse de olayların büyümesi menderesi korkutmaya başlamış ve C.H.P nin kendilerini indirmek için ihtilal girişiminde olduklarını belirtmeye başlamıştır bu sırada. Askeri kesimden bir grup toplanarak idareyi ele alma kararı vermişler. Bununla beraber C.M.P lideri Osman Bölükbaşının tutuklaması, Kasım Gülek’in gözaltına alınması iktidarın yıpratılması için diğer bazı olaylar olmuş ve muhalif grubu bunu kullanmıştır. C.H.P baştan beri orduya bağlı idi bu yüzden ordu yine onun arkasındaydı.  D.P seçim sonuçlarında bazı oy kayıplarına uğrayınca artık iki partinin de birbirine karşı tavırları kesinleşti.  C.H.P seçim sonuçları karşısında cahil halkın C.H.P tarafından kandırıldığını ortaya sürerek eleştiri yağmuruna tutmuştur.  Bundan sonra C.M.P, H.P, C.H.P birleşmiş ve 12 Ocak 1959 da ilk hedefler bildirisini yayımlamışlardır. Burada anayasa mahkemesi memurların doğrudan başvurusu gibi kararlar alınmaya çalışıldı bu sırada D.P bunlara karşı vatan cephesini kurdu. 1957 yılı seçimlerinden sonra artık C.H.P gelecekte yapılacak seçimleri kazanacaklarına emindiler, hatta halkta bu parti üyelerine kendilerini menderesten kurtarmaları için yalvarmaktaydılar.

            Uşak gezisi sırasında İnönü’ye yapılan saldırı iki partinin arasını açmış ve böylece büyük uçurum oluşmuştur. Tüm olaylar sürüp ve D.P de tahkikat komisyonunu kurunca artık İnönü meclis konuşmasında eğer memlekette bir ihtilal olmasına sebep olacak faaliyetler sürerse ve insan hakları ve demokrasi faaliyetleri devam etmezse sizi ben dahi kurtaramam demiştir kısa süre sonrada korkulan olmuştur.

 Ve 1960 yılının 27 Mayısında Türk ordusu yönetime el koydu bu durum cumhuriyet tarihi boyunca yapılan ve ilk defa ordunun yönetimde kaldığı faaliyetti.[56]

Bu olay dönemin basınına da bu aşağıda ki şekilde yansıtılmıştır.

Bundan sonra D.P mensupları Yassı Adaya götürülerek burada yargılandılar ve kısa süre sonra kurucu meclis Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan hakkında idam kararı aldı. İlk ikisi aynı gün menderes ise bir gün sonra idam edildi.  İsmet İnönü mahkûm yakınlarının ricası üzerine idamı engellemeye çalışsa da. Başarılı olmadı ve böylece Türkiye cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir başbakan idam edilmiş oldu.

 

                        27 Mayıs darbesi ve C.H.P

          Türk siyasi tarihinde önemli bir yere sahip olan 27 Mayıs askeri müdahalesi bu gün halen tartışılmakta. Ve yapılan darbenin kim tarafından teşvik edildiği ve örgütlenme faaliyetlerinin nasıl yapıldığı da bilinmemektedir.

          27 Mayıs darbesi ismet İnönü tarafından önceden haber verilmemesine rağmen sezilmişti. Zira İnönü bir askerdi aynı zamanda daha öncesinden birçok savaşa girmiş ve doğal olarak devletin kuruluş felsefesi hakkında da yeteri kadar bilgiye sahipti.  Bu yüzden etrafındaki devlet adamlarına ihtilal yakındır diyerek sürekli olarak endişesini belirtmiştir.

         Keza beklenen olmuş ve 27 Mayıs günü darbe gerçekleşmiştir. Bu sırada Cemal Gürsel ismet paşayı aramış ve vaziyet hakkında bilgi vermiştir. Kendisine engel olacağını bildikleri içinde haber vermediklerini belirtmiştir.  İsmet İnönü ise madem böyle bir ley yapıldı ülke için hayırlı olmasını dilerim diyerek konuşmayı sonlandırmıştır. Bundan sonra kurul oluşturulmuş ve yasaların tekrar gözden geçirilerek yeni bir anayasa kararı verilmiştir.  MBK(milli birlik komitesi) darbeden sonra yönetimi hemen bırakmayı isteyenler ve uzun süre kalmak isteyenler olmak üzere iki gruba ayrılmış, İnönü 1961 yılında yaptığı konuşmada artık ordunun çekilmesi ve milli iradenin serbest bırakılması gerektiğini söylemiştir. Fakat ordu dinlememiş bu sırada Yassı ada davaları görülmüş ve ismet İnönü bu davalara müdahale etmek zorunda Zira mahkeme çeşitli idam kararları vermeye başlamış ve İnönü’ye göre müdahale etmezse bunları uygulamak konusunda tereddüt etmeyeceklerdir. Zaten Adnan Menderesin karısı da ismet paşa ile görüşerek idam konusunda bir şeyler yapmalarını rica etmiş fakat paşa her ne kadar mani olmak istese de bunlara engel olamamış ve yukarda adları geçen üç kişi idam edilmişti.

 

Artık D.P kapanmıştı bundan sonra yeni partiler onun taban oyunu almak için kuruldu ilk kurulan ise A.P daha sonra Yeni Türkiye Partisi, Y.T.P ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisidir. C.K.M.P yapılan seçimi yine C.H.P kazandı ve kısa süre sonra hükümeti kurma görevi Cemal Gürsel’ce İnönü’ye verildi ve A.P ile birlikte hükümet kuruldu fakat 1964 yılından sonra İnönü görevden çekildi ve böylece ikinci adam devri kapanmış oldu. [57]

 A.P ile koalisyon kuran C.H.P lideri İsmet İnönü 1964 yılında istifa etti bu sefer Ragıp Gümüşpala ölünce A.P’ nin başına Süleyman Demirel geçti.  C.H.P’ nin bundan sonra yönetime katılması zordu. Bu yüzden İnönü tekrar başa geldi ve devletin bazı ekonomik ve sosyal sorunları olması hasebiyle koalisyon tekrar kuruldu. Demirel yönetimindeki A.P yönetimde ezici çoğunluğu elde etti bu durum kısa süre sonra partilerin siyasi faaliyetlerini değiştirmelerini sağladı.

 Bu esnada T.İ.P kuruldu. İnönü daha öncesinde yapılan seçimleri kaybetmiş ve yerine Bülent Ecevit geçmişti. C.H.P oylarını T.İ.P’ ye kaptırmamak için ortanın solu sloganını kullandı.

         Sonuç olarak Türkiye cumhuriyeti kurulduktan sonra başta Mustafa Kemal ve ardından ismet paşa C.H.P nin başına geçmiştir. Kısa süre yek parti yönetimi devam ettikten sonra 1946 yılında çok partili hayata geçilmiş ve ülke eğer deyim yerindeyse demokratik yönetime kavuşmuştur fakat bu durum uzan sürmemiş başa gelen. D.P kendi iktidarını meşrulaştırmak için bazı anti- demokratik faaliyetler izlemiş bu durum ülkenin hem iç hem dış politikasını etkilemiştir. Süreç bu şekilde devam edip ülke sorunlarla baş edemez hale gelince 27 Mayıs askeri müdahalesi yaşanmış ve tarihteki rolünü almıştır.

Bu ihtilal bu gün dahi yerli ve yabancı tarihçiler açısından merak konusu olarak görülmekte ve çeşitli tartışmalara neden zira yapılan darbe sonucunda ülkenin ileri gelen devlet adamları yine devlet eliyle infaz edilmişti. Bu durum demokrasi açısından çeşitli sorular ve sorunlar gündeme getirmektedir.

 

 

 

 

                        GAZETELER

               Espres

                Cumhuriyet

                Milliyet

                Hürriyet

                Ulus

               Son saat

              Yeni İstanbul

 

                       

                        KAYNAKÇA

-AHMAD, Feroz, Demokrasi Sürecinde Türkiye (1945-1980), çev. Ahmet Fethi,  Hil Yayınları, İstanbul 1992

-ARMAOĞLU, Fahir, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi,  Alkım Kitabevi, İstanbul 2010

-ARI, Kemal, Türk Devrim Tarihi C.II, Zeus Kitabevi, İzmir 2013

-AYDEMİR, Şevket Süreyya, ikinci adam, C.I,  remzi kitabevi, İstanbul 2011

                                               -İkinci adam, C.II, remzi kitabevi, İstanbul 2011

                                               -İkinci adam, C.III, remzi kitabevi, İstanbul 2011

-ÇAVDAR, Tevfik,  Türkiye’nin Demokrasi Tarihi, (1839-1950) İmge Yayınları,  İstanbul 2008

                        -Türkiyenin Demokrasi Tarihi(1950’den günümüze). İmge yayınları İstanbul 2008

-Başlangıçtan günümüze Türkiye cumhuriyeti tarihi,  siyasal kitabevi, Ankara 2012

-KARPAT, Kemal, Osmanlı’dan Günümüze Kimlik ve İdeoloji, Times Yayınları, İstanbul 2009

-27 mayıs 1960 darbesi raporu

 

                        MAKALELER

ARIKAN, Mustafa, ‘’27 mayısa damgasını vuran söz ve bayanlar’’, Türkiyat Araştırmaları Dergisi,  S.4 KONYA 1997

BALKAN, Selahaddin, ÖZDEMİR, Hakan, Türkiye’de 1946-1960 Dönemi İktidar Muhalefet İlişkileri: Cumhuriyet Halk Partisi (C.H.P) Demokrat Parti(D.P) ye Karşı, Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Birimler Dergisi, C.4 S.1, 2013

C.H.P’nin, yedinci büyük kurultayı, üçüncü birleşim, 1947

DİKİCİ, Ali. ‘’Milli şef ismet İnönü dönemi laiklik uygulamaları’’, Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, SAYI. 42 Ankara 2008

GÜNGÖR, Süleyman, ‘’14 Mayıs 1950 seçimleri ve C.H.P’de bunalım’’, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,  S.21, Mayıs 2010.

 

KESER, Ulvi, ‘’ Kıbrıs Sorunu Bağlamında Türkiye’de 6/7 Eylül 1955 Olaylarına Kesitsel Bir Bakış’’ Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, C. XII, S.25 İZMİR 2012 GÜZ

KILIÇ, Murat, ‘’tek parti döneminde milliyetçilik ve C.H.P’nin yedinci büyük kurultayı’’Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, C.XII.  2012 -güz

UZUN. Hakan, ‘’Tek Parti Döneminde Yapılan Cumhuriyet Halk Partisi Kongreleri Temelinde Değişmez Genel Başkanlık, Kemalizm ve Milli Şef Kavramları’’ Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, C.IX.  2010 bahar-güz

UZUN. Hakan, iktidarını sürdürmek isteyenbir partinin kimlik arayışı: cumhuriyet halk partisinin 1947 olağan kurultay’’Kavramları’’ Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, C.XII.  2012 -güz

 

İNCİ, İbrahim, ‘’ikinci dünya savaşı yıllarında Türkiye’de varlık vergisi uygulanması’’ celal bayar üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü dergisi, C.10, Manisa 2012


· Dokuz Eylül Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Yüksek Lisans Öğrencisi

[1]Kronolojik olarak yazılacak bu yazıda 1934 yılına yani soyadı kanununa kadar İsmet Bey'den Mustafa İsmet olarak bahsedilecektir.

[2]Şevket Süreyya Aydemir, ikinci adam, C.I, Remzi Kitabevi, İstanbul 2011, ss.17-21

[3]Kadri Unat, ‘’Atatürk Sonrası Türkiye, İsmet İnönü Dönemi(1938-1950)’’  Başlangıçtan Günümüze Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Ed. Temuçin Faik Ertan, Ankara , 2012

[4]Tevfik Çavdar, Türkiye’nin Demokrasi Tarihi, İmge Yayınları, İstanbul 2008

[5]Kemal arı. Türk devrim tarihi, C. II, Zeus kitabevi, İzmir 2013, ss.309-312

[6]Çavdar, a.g.e, s.393; Mustafa Çağatay okutan, Türk siyaset tarihi, 1939-1945 milli şeflik dönemi,Atatürk üniversitesi açık öğretim fakültesi, ünite 4, ss.3-4

[7]Hakan uzun,’’ Tek Parti Döneminde Yapılan Cumhuriyet Halk Partisi Kongreleri Temelinde Değişmez Genel Başkanlık Kemalizm ve Milli Şef Kavramları’’  Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, IX. 20-21. 2010(BAHAR) s.257

[8]Fakat kurulan bu müstakil grup 21 kişiden oluşmasına rağmen değişmez başkanı yine ismet İnönü’ydü bu yüzden tam olarak denetleme yaptığı söylenemez

[9]Çavdar, a.g.e. ss.394-395

[10]Arı, a.g.e, ss.321-322

[11]A.g.e, ss. 324-326;  İbrahim inci, ‘’ İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Türkiye’de Varlık Vergisinin Uygulanması’’,  Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.10, S.2 2012, (makalenin tümü);   ayrıntılı bilgi için bkz. Aydemir, C. II.  ss. 229-334

[12]Aydemir,C.II. ss.91-92

[13]Aydemir, ss.93-97

[14]Unat, a.g.m. ss.263-266

[15]Amcaoğluna göre: 12-24 Ocak 1943

[16]Aydemir, C.II.s.256; Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Alkım Yayınları, İstanbul 2010. s.476.

[17]Aydemir,a.g.m. C.II. ss.240-278; Armaoğlu, a.g.e, ss. 475-495

[18]27 Mayıs 1960 darbesi raporu, s.12

[19]Aydemir, A. g. e, s.311

[20]Feroz Ahmad, Demokrasi Sürecinde Türkiye (1945-1980),  Hil Yayınları, Çev. Ahmet Fethi, İstanbul, 1992, s.26;  çavdar, a.g.e, ss. 446-448

[21]Aydemir, a.g.e, s.445

[22]Ahmad, a.g.e. s.32-33

[23]Aydemir, a. g. e, ss.474-495

[24]KemaL Karpat, Türkiye’nin Demokrasi Tarihi,  İstanbul 1967, s.149

[25]Hakan uzun, ‘’İktidarını Sürdürmek İsteyen Bir Partinin Kimlik Arayışı: Cumhuriyet Halk Partisini 1947 Olağan Kurultayı’’, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi,  S.12(2012 güz), s.105

[26]Karpat, a.g.e, ss.166-172

[27]Uzun, a.g.m, s.106

[28]A.g.m, s.108

[29]Bu konu üzerinde en çok duran Rize millet vekili fatih kurtulmuştur.

[30]Murat kılıç, ‘’ Tek Parti Döneminde Milliyetçilik ve CHP’nin Yedinci Büyük Kurultayı’’, çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, ss. 195-198

[31]CHP’nin yedinci kurultayı, üçüncü birleşim 1947, ss.79-138

[32]Kılıç, a.g.m, s.198

[33]Maddelerim tümü için bkz. Uzun, a.g.m, (makalenin tümü)

[34]Ahmad, a.g.e, ss.33-38

[35]D.P ‘ye göre daha önce muhalefette bulunan parti halka pek iyi davranmıyor ve üstten yönetim uygulayarak kendini üstün görüyordu. Aynı düşünce Kemal Karpat tarafından savunulur bkz. Karpat Türkiye’nin DemokrasiTarihi, İstanbul 1967

[36]Unat , a.g.m s.272; Tevfik Çavdar, Türkiye’nin Demokrasi Tarihi 1950 ‘den Günümüze, İmge Yayınevi, İstanbul 2008. ss.13-26

[37]Aydemir, a.g.e, C.II , ss.482-485

[38]27 mayıs 1960 darbesi raporu, s.62

[39]27 mayıs 1960 darbesi raporu, ss.62-63

[40]Süleyman Güngör, ‘’14 mayıs 1954 seçimleri ve C.H.P de bunalım’’, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,  S.21, Mayıs 2010, s. 197

[41]A.g.m. s.198

[42]Güngör, a.g.m, ss.200-201

[43]Güngür, a.g.m,ss, 201-208

[44]Çavdar, a.g.e. C.II. s.25

[45]Mustafa Arıkan, ‘’27 Mayısa damgasını vuran söz ve beyanlar’’ Türkiyat Araştırmaları Dergisi,  S.4 Konya 1997, s.300

[46]Çavdar, a.g.e, C.II, ss.30-34

[47]Ayrıntılı bilgi için bkz. Arı, a.g.e, ss. 354-359

[48]Çavdar, a.g.e , C.II. ss.37-38

[49]Unat, a.g.m., ss.274-276;  Ahmad, a.g.e, ss.40-60

[50]Selahaddin balkan, hakan Özdemir, Türkiye’de 1946-1960 Dönemi İktidar Muhalefet İlişkileri: Cumhuriyet Halk Partisi (C.H.P) Demokrat Parti(D.P) ye Karşı, Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari  Bilimler Dergisi, C.4 S.1, 2013, SS.382-384

[51]Feroz Ahmad, Demokrasi Sürecinde Türkiye, (1945-1980)çev., Ahmet Fethi,  Hil Yayınları,  İstanbul 1994,  ss.110-118

[52]Ulvi keser, ‘’Kıbrıs Sorunu Bağlamında Türkiye’de 6/7 Eylül Olaylarına Kesitsel Bir Bakış’’ , Çağdaş Türkiye TarihiAraştırmaları Dergisi,C.XII, S.25, 2012 GÜZ/ ss.181-227

[53]Balkan, özdemir, a.g.m, s.387

[54]A.g.m, s.387

[55]Çavdar, a.g.e, s.73; Ahmad, a.g.e, s.75

[56]Kemal Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Kimlik ve İdeoloji, Timaş Yayınları,  İstanbul 2009, s.111

[57]Ahmad, a.g.e. ss.60-82; Çavdar, a.g.e. 45-117; Aydemir, İkinci Adam C.III,  Remzi Kitabevi,  İstanbul 2011, (kitabın tümü)

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile