Son Hahambaşı Hayim Nahum Efendi ve Siyonizm

Son Hahambaşı Hayim Nahum Efendi ve Siyonizm

 

Ali GÜLER yazdı... / Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Hayatı ve Faaliyetleri (Hahambaşılığa Kadar)
 
Hayim Nahum (bazı yerlerde Haim Naum) Efendi, 1873 yı­lının Kasım ayında Manisa’da doğdu.[1] Babası, bu kentin bele­diyesinde görevli olan Bahor Josef  Nahum, annesi Kaden Gras­ya Ahum’dur.[2] Aile, 1492’de İspanya’dan kovulduktan sonra Osmanlı Devleti’ne sığınan ve İspanyolca, (daha doğrusu) Ya­hudi İspanyolcası, “Ladino” konuşan “Seferad” veya “Sefardim” Yahudilerinden idi.[3]
Gençliğinde İbranice ve Arapça çalışan ve İzmir İdadisi’nde okuyan Hayim Nahum,[4] 1893-1897 yılları arasında Paris’e gi­derek Paris Haham Okulu’nda hahamlık için dini eğitim aldı. Nahum Efendi’nin devam ettiği bu okul, “özgürleşme çağında Yahudi köktendinciliğine kafa tutan Batı Yahudiliği’nin kurduğu pek çok okuldan” biri idi. Bu okulların amacı, toplumun ilerle­yişine açık yeni bir haham tipi yaratmak için hem dünyevi, hem dini bir eğitim vermekti. Hayim Nahum, 1860 tarihinde Pariste kurulmuş olan “Alliance İsraélite Universelle”, yani “Evrensel Yahudi Birliği”[5]nden para yardımı alıyordu. Gerçekte, Alyans, Türkiye ve Tunus’tan gelmiş belirli sayıda gencin Paris Haham Okulu’ndaki öğrenimlerini parasal yönden destekliyordu. Onlar ülkelerine geri döndüklerinde, doğdukları toplumda hahamlık görevini yapmakla yükümlüydüler. Alyans’ın amaçladığı, zamanla “muhafazakâr” din adamlarının yerine “ilerici”  hahamları yetiştirmekti.[6]
 
Nahum Efendi, bu okulu bitirip, 1897’de Haham olarak gö­revlendirilmeden önce, 1895’te Uygulamalı Yüksek Araştırmalar Okulu’nun Dini Bilimler Bölümü’nü, 1896’da da Yaşayan Doğu Dilleri Özel Okulu’nun Farsça ve Arapça Bölümü’nü bitirerek diplomalar aldı. Daha sonra, College de France’ta büyük “şar­kiyatçıların” derslerini izleyip bir de tez yapmayı kararlaştıran Nahum Efendi’nin, nesnel bilgi ile dini bilgiyi bağdaştıran kültür dağarcığı; sıradan bir hahamın, özellikle de bulunduğu ülkenin dilini bilen hahamların parmakla gösterilebilecek kadar az ol­duğu Doğudaki bir hahamın kültür dağarcığının çok çok üstün­deydi. Paris’teki eğitim yılları aynı zamanda, Nahum Efendi’nin sürgündeki Jön Türklerle sık sık görüşerek ilişkilerini ve dostluk­larını geliştirdiği bir dönem olmuştur.[7]
 
Paris’teki eğitimi tamamlayarak İstanbul’a dönen Nahum Efendi,  Alyans tarafından İstanbul Haham Okulu’nda ileride ka­yınpederi olacak olan Abraham Danon’un yardımcılığı görevine getirildi. Aynı okulda öğretmenliğe başladı. Bütün bu görevlerin Nahum Efendi’yi tatmin etmediği görülüyordu. Alyans’ın ilerici hahamlar yetiştirme projesinde canla başla çalışan Nahum Efen­di, Doğu Yahudilerini aydınlatabilecek yeni insanlar yetiştirebil­mek amacıyla Haham Okulu için destek ve propaganda komite­leri oluşturdu. Bununla bağlantılı olarak, düşüncelerini öğrenci­leri aracılığı ile sinagoglarda yaymaya başladı. Bu yolla Yahudi cemaati içinde önemli bir popülarite yakaladı.[8]
 
Yetiştiği çevrede “bekarlığa” iyi gözle bakılmadığı için, Ha­yim Nahum Efendi, 1899’da, Alyans’ın da onayı ile Haham Oku­lu Yöneticisi Abraham Danon’un kızı Sultana Danon ile evlendi. Eşi de kendisi gibi “ilerici” bir çevreden geliyordu ve Alyans okullarında öğretmenlik yapmaktaydı. Eşi Sultana’nın babası Abraham Danon, Edirne’de Yahudi Aydınlanması (Haskala) çev­relerinde etkin olmuş, şarkiyatçı ve bilgin olarak tanınmış, daha sonra İstanbul’a taşınmış ve Edirne Haham Okulu’nun 1891 yı­lında kuruluşunda emeği geçmiş bir kişi idi. Nahum Efendi’nin bu evliliğinden iki çocuğu dünyaya gelmiştir.[9]  
 
Nahum Efendi, Haham Okulu’na atanmasından bir yıl sonra, Hahambaşılığın yönetim hiyerarşisi içinde yer aldı. Osmanlı Sa­rayı ile ilişkileri çok iyi olan Hahambaşı Vekili Moşe Halevi ile de iyi ilişkiler geliştiren Nahum Efendi, İstanbul Yahudi Cema­ati dışında da kendisine bir ortam ve çevre oluşturmaya başladı. Bu çerçevede 1898’de, Alyans’ın Genel Sekreteri Jacques Bigart (1892-1934)’ın desteği ile Osmanlı Hahambaşılığı’na atlama ba­samağı olabilecek olan, Bulgaristan Hahambaşılığı için adaylığı­nı koydu ise de bunda başarılı olamadı. Mücadeleden yılmayan Nahum Efendi, daha sonra 1902 yılında Roma Hahambaşılığı’na aday oldu. İstanbul Hahambaşılığı’nın hakkında olumsuz rapor vermesi üzerine bu seçimi de kaybetti. Seçimi, “milliyetçi” eği­limleri olan bir başka haham kazandı.[10]
 
İyi bir donanıma sahip olan Nahum Efendi, mücadelesine yılmadan devam etmiş ve yüzyılın başında zamanın ve gelece­ğin “yenilikçi” ve “ilerici” Osmanlı subaylarını yetiştiren İstihkâm ve Topçu Okulu’na Fransızca öğretmeni olarak atanmıştır. Yükselişine katkıda bulunacak hiç bir fırsatı kaçırmak istemeyen Nahum Efendi, bu dönemde, sarayda Padişahın özel kütüphane­sinde görev almaya çalışıyor; Yahudi cemaatinin “ilerici” kesi­mi ve “yönetici” grubuyla uzlaşma yolları arıyor; dahası, Türk ve etkili yabancı çevrelerle ilişkilerini geliştirmeye çalışıyordu. Sonunda, arkasına aldığı bütün bu desteklerle de, Hahambaşılı­ğı Yardımcılığı görevine getirilmesi gündeme gelmiştir. Fakat bütün çabalarına ve “ölçülü” hareketlerine rağmen, cemaat içi çekişmelerin içinde kalan Nahum Efendi’nin cemaatin yönetici kesimi ile olan ilişkileri bozulmuştur. Alyans, cemaatle ilişki­lerinin düzelmesini beklerken Nahum Efendi’yi adeta “kızağa” almış; 1907 yılında onu Habeşistan’daki Yahudiler (Falaşalar)in durumlarını incelemek üzere görevlendirmiştir. 
 
Habeşistan’daki görevi sırasında Nahum Efendi’de, Fa­laşaların Yahudi olmaları ihtimalini açıklığa kavuşturmak, on­lar için yürütülecek eğitim etkinliklerini belirlemektir. Nahum Efendi’nin bu araştırma ile ulaştığı sonuçların, bir başka özel ku­rulun bulduğu sonuçlardan farklı çıkması, önemli bazı yankılar uyandırmıştır: “Siyonistler” ile Alyans’ı karşı karşıya getiren bu sonuç, Nahum Efendi’nin aleyhine oldu. Alyans’la özdeşleş­miş olan Nahum Efendi, Yahudi dünyasındaki Alyans karşıtları tarafından boy hedefi konumuna getirildi.[11]  
 
Hahambaşılığa Seçilmesi, Atanma Beratı ve Aldığı Nişanlar
 
1908’de Nahum Efendi, Habaşistan’daki görevini tamam­layarak Paris’e dönmüştü. O daha Paris’te iken onu İstanbul’a çağırdılar. II. Meşrutiyet’in ilanından bir hafta sonra İstanbul’a dönüş hazırlıklarına başlayan Nahum Efendi, Hahambaşı Vekili Moşe Halevi’nin görevden alınması üzerine, Ağustos 1908’de Hahambaşı Vekilliğine seçilmiştir. 24 Ocak 1909’da Hahambaşı­lığa seçilen ve 12 Temmuz 1909/23 Cemaziyelahir 1327[12] tarihli “atanma beratı” ile Hahambaşılığa atanan Nahum Efendi’nin seçiliş şekli ve atanması; bu dönemde Yahudi Hahambaşısı’nın seçimi ve tayininde önceki uygulama ve esasların değişmediğini göstermektedir. Hayim Nahum Efendi’nin tayin beratında bu du­rum şöyle ifade edilmektedir: 
 
Nişan-ı Hümayun Oldur ki,
Münhal olan Asitane-yi Aliyyem ve Tevabi’i Hahambaşılığı’na ber-mucib-i nizam teşekkül eden heyet-i intihabiye tarafından in­tihap kılınmış olan kudretü’l-milleti’l- Museviye Hayim Nahum Efendi damet-i rütbeten icra-yı memuriyeti Adliye ve Mezahip Nezareti’nden vuku bulan iş’ar ve Meclis-i Mahsus-ı Vükela-yı fihamında verilen karar üzerine tensip kılınmakla mezkur Ha­hambaşılığın mumaileyh uhdesine tevcihini mutazammın şurut-ı kadimenin derciyle iş bu berat-ı hümayunumu verdim ve buyur­dum ki...”[13]
Hayim Nahum Efendi’ye verilen bu “tayin beratı” ile ha­hambaşı, bütün Osmanlı Devleti sınırlarındaki Yahudilerin tek ve güçlü temsilcisi hâline getirilmiştir. Aynı beratta Hahambaşılığa ait bütün işlerde Hahamların ve Cemaatbaşıların Hayim Nahum Efendi’ye müracaat ederek, sözünden çıkmamaları gerektiği; ha­hambaşının izni olmadan “nikâh akdi” yapılmaması; hahamların görev yerlerinin belirlenmesinde hahambaşına baskı yapılma­ması; hahamların “azil ve suihalleri” ile ilgili olarak kadılardan ve naiplerden gelen tekliflerin, Hahambaşı’ndan bilgi istenerek doğrulanmadıkça ve Hahambaşının “mühürlü (memhur) arzı” olmadıkça dikkate alınmaması; “izn-i şer’i” ile bir Yahudi Ha­hamının alıkonulması gerektiğinde bunun Hahambaşının bilgisi dahilinde yapılması hususları ayrı ayrı vurgulanmıştır. 
 
Yine bu beratta Hahambaşılığa bağlı Yahudilerin can mal emniyetlerinin korunması, sinagog, okul ve vakıflarına ait kadim haklarına müdahale olunmaması emredilmiştir.[14]
 
Bu berattaki bilgilerden de anlaşılacağı gibi, Osmanlı Dev­leti, Hayim Nahum Efendi’nin şahsında Hahambaşılık makamı­nı her bakımdan güçlendirmiş; Yahudi cemaatinin yönetiminde, Rum ve Ermenilerde olduğu gibi merkezî bir yönetimin oluşma­sını sağlamıştır.
 
Osmanlı Devleti’nde Gayrimüslim dinî liderler ve devlet hizmetindeki bazı Gayrimüslim memurlar, zaman zaman devlet tarafından çeşitli dereceden nişanlarla taltif edilmişlerdir. Belge­lerdeki bilgilere göre Patrikler ve Hahambaşı, kendi cemaatinden birisine nişan verilmesi için Osmanlı Hükümeti’ne başvurmakta, konu incelendikten sonra, nişan verilmesi için irade çıkarılmak­taydı. Hükümet bu nişanları verirken, Gayrimüslim din adamla­rının idari hiyerarşisine dikkat ediyordu.
 
Gayrimüslim din adamları, kendilerine yabancı bir devlet tarafından verilen nişanları da, Osmanlı Devleti’nin izni ile ta­kabiliyorlardı. Uygulamada, Patrikhane veya Hahamhane’nin müracaatları Hariciye Nezâreti tarafından değerlendirilerek ni­şan itası hakkında irade yayınlanıyordu.[15] Yine aynı şekilde, Avusturya-Macaristan Devleti’nin Hahambaşı Hayim Nahum Efendi’ye verdiği “Birinci Rütbeden Fransuva Jozef Nişanı” için aynı tarihleri taşıyan ayrı yazı (Hariciye Nezareti’nin) ve irade ile izin verilmiştir.[16]
 
Hahambaşı Seçimine Yönelik Tepkiler ve Nahum Efendi’nin Konumu
 
Nahum Efendi’nin Hahambaşı Vekili seçilmesinden başla­yarak bazı grupların rahatsız oldukları ve onun Hahambaşı seçil­memesi için bazı girişimlerde bulunduklarını görüyoruz. Alman­ya’daki bazı Yahudi cemaatleri İstanbul’a, Nahum’un adaylığına karşı çıkan mektuplar göndererek onu dini konularda çok serbest fikirli olmakla suçlamış ve böylece, Abdülhamit sansürünün kıs­kacından kurtulmuş olan Ladino basınının da bu konuda yarat­mış olduğu “polemiğe” onlar da katılmıştı.[17]  
 
Nahum Efendi’nin Hahambaşı seçilmesi ve bu göreve atan­ması, Alman Yahudileri ve Osmanlı Devleti bünyesindeki bazı “muhafazakâr” Yahudilerin aksine, onun yetişmesinde önemli bir yere sahip olan Alyans teşkilatını sevindirmiştir. Çeşitli ge­rekçelerle seçimin başlangıcında Kayınpederi Abraham Danon’u destekleyen Alyans, bir süre sonra bu tutumunu bir yana bırak­mış, Nahum’un seçilmesinden duyduğu memnuniyeti açıkça ifa­de etmeye başlamıştır. Nahum’u ilk aşamada Hahambaşı seçildi­ği için kutlayan teşkilatın başkanı Bigart, Merkez Komitesi’nin bu başarıyı Alyans’ın başarısı olarak gördüğünü eklemekten de kendisini alamamıştır. Nahum’un muhalifleri onu, “aşırı Alyans­çı” (Allianciste) olmakla suçluyorlardı. Ancak Nahum Efendi, Bigart’a yazdığı mektupta bu suçlamanın kendisi için bir onur olduğunu belirtmiştir. Nahum Efendi’nin Hahambaşılığa getiril­mesinden bir gün sonra Bigart’ın gönderdiği kutlama mektubu, Nahum’un bu zaferinin Alyans tarafından nasıl karşılandığını çok iyi özetlemektedir: “Her bakımdan üstün olan başarınız, ke­limenin Fransızca anlamıyla hür (liberal) fikirli çevrelerin başa­rısıdır. Sizinle hep dayanışma içinde olmuş Alyans, bu zaferinizi de paylaşmaktadır. Bu sonucu hep beraber kabul edelim.”[18]
 
Görüldüğü gibi, Alyans’ın ve Nahum Efendi’nin başarısı gerçekte, Fransız yanlılarının Alman yanlıları karşısında kazan­dıkları bir zafere işaret ediyordu. İki grup arasındaki çatışmalar ve mücadele, yüzyılın başına kadar gitmekteydi: 1901’de Alman Yahudilerinin kurduğu “Hilfsverein der Deutschen Juden” (Al­man Yahudileri Yardım Cemiyeti), Alyans’ın Doğu’daki eğitim çalışmalarına benzeyen, fakat ona göre daha az kapsamlı olan bir çalışmaya girişmişti. Alman dilini ve kültürünü yayarak, Alman ticaretinin gelişmesi ve etkinliğinin gelişmesine yardımcı olmayı hedefleyen bu kuruluş ve etrafındakiler, böylece Alyans’ın faali­yetlerine bir engel teşkil etmeye başlamışlardı. Son dönemlerde örgütlü bir faaliyet olarak gelişmeye başlayan ve Alyans’ın ken­dilerine duyduğu “düşmanlık” nedeniyle bu örgütle bir çatışma içinde bulunan “Siyonistler”, doğal olarak radikal bazı Yahudi örgütleri içinde Alman Hilfsverein teşkilatıyla birlikte hareket etmeye başlamışlardır.
 
Özellikle, “çağdaşlar”ın baskısıyla Hahambaşı Vekili’nin görevden alınmasıyla, iki grup arasındaki çatışmalar iyice alevlenmiş ve Hahambaşılık merkezi olan İstanbul, Yahudi­lerin farklı “baskı grupları” arasındaki çekişme ve çatışmala­rın da odağı haline gelmiştir. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a yerleşerek bir haberleşme merkezi de kuran Siyo­nistler, kısa sürede Yahudi cemaati içerisinde etkin bir hale gelerek, politik arenadaki mevcut dengeleri sarsacaklardır.
 
Hemen hepsi Avrupa’dan destek alan bütün bu gruplar ara­sındaki mücadeleye, İstanbul’daki yabancı hükümet temsilcilik­leri de karışacaktır. Nahum Efendi’nin, yani Alyans’ın ve Fran­sızca konuşanların kesin zaferi, herkesin hoşuna giden bir zafer olmayacaktır. Almanya, Fransız yanlılarının ilerleyişini engel­leyebilecek grupları destekleyerek mücadelede yerini alıyor ve böylece bir “Alman cephesi” oluşturuluyordu. Alyans’ı, onun tem­silcilerini, Fransa Dışişleri Bakanlığını uzun süre tedirgin eden Almanya-Hilfsverein-Siyonistler ortaklığı, Nahum Efendi’nin yolunu kapatmak için çeşitli çalışmalara yapacaktır.
 
Yahudi cemaatinin eski yönetim tarzını savunanlar, Ha­hamlar, yıllardır Alyans’a, onun hedeflerine, gerçekleştirdikleri­ne karşı olan, “muhafazakâr”, “gelenekçi” Avrupa çevrelerinin desteklediği akımların tümü “Alman kampı”nda birleşmişlerdir. Bu durumda, “eskilerle”, “çağdaşlar” arasındaki kavganın yeni­den başlaması ve cemaatin yönetimi bakımından son bir “iktidar savaşı” söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında, Hayim Nahum Efendi’nin Hahambaşı olarak seçilmesi ve bu seçimim Osman­lı yönetimi tarafından onaylanması, “eskiler”in egemenliğinin sona ermesi ve cemaat yönetiminin Alyansçıların eline geçmesi anlamına geliyordu.[19]  
 
Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin içindeki karışıklıklar, dış dengelerdeki yeni oluşumlar, Yahudi cemaatinin içindeki bu karışıklıklar ve bunlara Avrupa’nın müdahaleleri, Nahum Efendi’nin gerek resmi görevinin, gerek üstlendiği misyonun ve yaptığı etkinliklerin “dini” olmaktan çok “politik” bir hüviyet ka­zanmasına yol açacaktır. Bütün bu cemaat içi ve dışı oluşum ve gelişmeler onun görevini zorlaştıran önemli etkenler olacaktır. Seçildiği dönemde (1906/7 Sayımına göre), İmparatorluğu bütü­nü içinde 253.435, bugünkü Türkiye sınırları içinde de 121.378 kişiyi bulan Yahudi cemaatinin[20] lideri olan Nahum Efendi, bü­tün bu bölünmüşlükler ve ülkedeki politik kararsızlıklardan dola­yı  “nazik” bir durumda bu görevi yürütecekti.

Siyonist Faaliyetler ve Nahum Efendi
 
Fransız Alyans teşkilatı ile birlikte hareket eden Nahum Efendi, göreve başlamasıyla birlikte Almanya ile birlikte hareket eden Siyonist akımın şiddetli muhalefeti ile karşılaşmıştır. Ga­zeteler satın alan, bazı sosyal ve yararlı kurumlar oluşturan, dü­şünceleri için “militanca” mücadele eden, meşhur liderleri ortaya süren, cemaat kurumlarının propaganda merkezlerini kuran Si­yonistler, Yahudi cemaatinin çeşitli katmanlarında günden güne etkinliğini artırmıştır.
 
Bu çerçevede, Siyonistlerin bu tür imkanlarından yoksun bulunan Nahum Efendi ve arkadaşları, Siyonizmin “popülizmi” ile başa çıkmakta zorlanacak ve sonuçta yenilgiye uğrayacaklar­dır. Başlangıçta Alyans’ın desteği ve teşviki ile Osmanlı Mebu­san Meclisi’nde Siyonist “karşıtı” bir görüşmenin yapılmasını organize etmeye çalışan Nahum Efendi, zamanla onlarla ilişki kurmaktan da çekinmeyecektir. Bu bakımdan onun devletin üst düzeyinde Siyonistler için bazı aracılıklar yaptığı görülmektedir. Mesela, Osmanlı Devleti’nin 1882’deki Yahudi göçüne, 1892’de Filistin’de toprak alımına ilişkin getirdiği kısıtlamaların kaldı­rılması konusunda yetkililerle, sonuçsuz kalan bir görüşme yap­mıştır. Yine o, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde olum­suz sonuçlanan bir diğer girişimle de, Filistin’e yerleşen Yahudi göçmenlerin Osmanlı vatandaşlığına alınması için uğraşmıştır.
 
Cemaat içindeki etkinliğini artırmayı hedefleyen Hayim Na­hum Efendi’nin 1910 yılında dört ay sürecek olan bir seyahate çıktığını biliyoruz. Nahum, bu seyahat esnasında Edirne, Sela­nik, İskenderiye, Kahire, Şam, Beyrut ve son olarak İzmir’e git­miştir. Nahum Efendi, Balkan Savaşları (1911-1912) sırasında, genellikle anlaşmazlık içinde bulunan yerel Yahudi teşkilatlarını birleştirmeye çalışmış; bu teşkilatların yöneticileriyle sürtüşme­ler başlamadan iyi ilişkiler kurup, geliştirmiştir. Bu çalışmalar çoğu zaman Nahum Efendi’nin şahsi stratejileri olarak ortaya çıkmaktaydı. Alyans’ı artık eskisi gibi dinlemiyordu. Bunun te­mel sebeplerinden biri, Dünya Savaşı öncesinde iyice netleşen “Avrupa güç dengeleri” idi. Osmanlı Devleti artık, Alyans’ın merkezinin bulunduğu Fransa’nın da içinde yer aldığı İtilaf Dev­letleri topluluğundan tamamen kopmuş, Almanya’nın başını çektiği İttifak Devletleri yanında yer almıştır. Böylece Alyans’ın mücadeleden çekilmiş olması, Yahudi örgütleri arasındaki sür­tüşmeleri de azaltmıştır.
 
Pragmatik ve pratik kişiliği sayesinde ve ortamı, koşulları iyi değerlendiren birisi olarak, sadece Alyans’ın desteği ile yetinme­yen Nahum Efendi, yeni oluşan dengeler içinde cemaatine daha yararlı olabilmiştir: Birlikte çalıştığı kişilerle gerçek bir “hayır kurumu” oluşturan Nahum Efendi, savaş kurbanlarına yardım et­mek için Alman kökenli zengin Amerikan Yahudileri tarafından kurulan ve önemli işler gören “Amerikan Jewish Joint Distributi­on Committee” (Amerika Yahudi Ortak Dağıtım Komitesi) aracı­lığı ile Amerikan Yahudilerinden de yardımlar almıştır.[21]
 
Osmanlı Devleti Adına Yürüttüğü Diplomatik Faaliyetler
 
Nahum Efendi, “yükselişini” İttihat ve Terakki yönetimine borçlu olduğu için, Osmanlı Hükümeti çevreleri tarafından de­vamlı olarak “güvenilir” ve “Türk dostu” olarak görülmüştür. Şüphesiz, onun İttihat ve Terakki ile olan bu iyi ilişkileri, onların olumsuzluklarından da etkilenmesi gibi bir sonuç da doğuracak­tır. Nahum Efendi’nin çabalarıyla 1908’de Osmanlı Mebusan Meclisi’ne seçilen bütün Yahudi milletvekilleri, İttihat ve Terakki Partisi’nden parlamentoya girmişti. Bu ilişkilerden dolayı 1910 yılı sonu, 1911 yılı başlarında Nahum Efendi’nin Hahambaşılık görevini bırakarak, milletvekili olması bile gündeme gelmiş, hatta yetkililer üstü kapalı bir şekilde ona Maarif Nazırlığı görevini vereceklerini bile söylemişlerdir. Fakat cemaatin ileri gelenleri, bu konuya sıcak bakan Nahum Efendi’yi vazgeçirmişlerdir.[22]
 
Nahum Efendi’nin Osmanlı Devleti adına yaptığı ilk dip­lomatik girişim, Çanakkale Boğazı’nın İtilaf Devletleri tarafın­dan bombalandığı bir sırada, 1915 yılına rastlamaktadır. Başa­rısızlıkla sonuçlanan bu girişimde o, İngiltere ve Fransa adına Dedeağaç’a gelen bir İngiliz diplomatı ile “barış şartlarını” gö­rüşmüştür. Şartlar Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmemiştir. Nahum Efendi’nin bu girişimi, kendi ifadesiyle, onun Almanlar tarafından “İtilaf Muhipliği” ile itham edilmesine yol açmıştır.[23]
 
Nahum Efendi ikinci olarak, 1918 yılının Temmuz ayında görev almıştır. Resmi nedeni “sağlık” olan bu Avrupa yolculu­ğunda Nahum Efendi, Almanya’dan geçerek Lahey’e, oradan da Stockholm’a gitmiştir. Amerika’ya kadar devam edecek bu yolculuk, Başkan Wilson’un Avrupa’ya gelecek olması dolayısı ile Avrupa ile sınırlı kalacaktır. Bu seyahati sırasında Fransız ve Alman “gizli servisleri”nce adım adım takip edilen Nahum Efen­di, Batı Yahudilerini Osmanlı Devleti lehine çevirmeye çalışmış, Avrupa’daki, önemli Siyonist liderlerle de görüşmüştür.[24]
 
Nahum Efendi’nin üstlendiği üçüncü diplomatik görev, 1918’de İttihat ve Terakki Hükümeti düştüğünde Osmanlı Hü­kümeti ile İtilaf Devletleri arasında bağlantı kurması için Sadra­zam İzzet Paşa tarafından verilen görevdir. Osmanlı Hükümeti, 1917’de savaşa giren Amerika Birleşik Devletleri ile görüşme yapmasını istemişler, onun bu ülkedeki dostları aracılığı ile et­kili olabileceğini düşünmüşlerdir. Nahum Efendi, yine “sağ­lık” nedenleri gerekçesi ile 25 Ekim 1918’de özel bir gemi ile İstanbul’dan ayrılıp, Romanya’nın Köstence Limanı’na doğru yola çıkmıştır. Dönemin şartlarına bakıldığında esasında düşü­nülen bu “ayrı bir barış planının” pek gerçekleşme ümidi yok­tu. Nahum Efendi, önce Hollanda’da bir süre kalacak, Paris’e uğrayacak, sonuçta Amerika’ya gidecekti. Onun girişimlerinden kaygılanan Siyonistler, Nahum Efendi’nin, Filistin’in Türk ha­kimiyetinde kalmasını sağlamak ve Suriye’yi Fransa’dan kopar­mak için Amerika’ya gitmeye çalıştığını yaydılar. Bunun üzerine Fransa Dışişleri Bakanı Stephen Pichon, devreye girerek Nahum Efendi’ye vize verilmemesi için büyükelçiliklerine talimat ver­miştir. Fransızların bu girişimi, İngiltere tarafından da destekle­niyor ve Nahum Efendi adeta bir “tutsak” gibi dört ay Lahey’de kalıyor. Bu sırada Osmanlı Başkenti İstanbul’da Mütareke’nin bütün karışıklıkları sürmekte ve hükümetler sık sık değişmek­tedir. Hahambaşı Nahum Efendi, cemaatinin başında olması ge­reken bir dönemde İstanbul’dan uzaktır. Nihayet, Mart 1919’da İstanbul’a döner.[25] Fakat onun bu barış çabaları, özellikle İs­tanbul’daki Siyonist çevrelerin etkisindeki az sayıda Yahudi’yi rahatsız etmiştir. Bazı gösteriler yapılmış, bu arada Nissim Ruso Efendi ve birkaç Yahudi tutuklanmış, bunlar bir iki gün içinde kefaletle serbest bırakılmıştır.[26]  
 
Hayim Nahum Efendi, 27 Eylül 1919’da tekrar Avrupa’ya, Fransa’ya Paris’e gitti. Bu defa gidişin nedeni olarak, Amerika’nın Osmanlı İmparatorluğu Eski Büyükelçisi Henry Morgenthau ile Doğu Yahudiliğine ilişkin meseleler üzerine görüşme yapacağı açıklanmıştır. Gerçekte, Morgenthau, Na­hum Efendi’yi “Türkiye’nin geleceği”ni de görüşmek için ça­ğırmıştı. İngilizler ve Siyonistler, yeniden olumsuz ve aleyh­te propagandaya başladılar: “Hahambaşı, Türkiye’nin Arap kentlerini elinden bırakmaması için Amerika’dan yardım iste­miş olabilirdi.”[27] Nahum Efendi’nin Paris’te verdiği demeçler dikkate alınarak, bu görevin kendisine “yarı resmi” bir şekilde “Kemalistler” tarafından verilmiş olabileceği de ifade edilmiş­tir.[28] Nahum Efendi Paris’ten 10 Aralık 1919’a yurda dönmüştür.
 
Hahambaşılık Görevinden İstifası
 
Birinci Dünya Savaşı’nda İttifak Devletleri’nin yenilmesi, 30 Ekim 1918’de Mondros Antlaşması’nın imzalanarak Osmanlı Devleti’nin savaştan çok ağır şartları kabullenerek çıkması, İtti­hatçı liderlerin yurdu terk etmeleri, bu zamana kadar İttihat ve Terakki yönetimi sayesinde “ilerlemesine” devam eden Nahum Efendi’yi zor durumda bırakacaktır.  
 
İstanbul’u fiilen işgal eden müttefikler, kendi yararlarına göre Gayrimüslim unsurları ve cemaatlerin içindeki bazı grupları desteklemeye başlıyorladılar. Bu çerçeve içerisinde İngilizler, Fran­sız yanlısı olarak görülen Nahum Efendi’ye karşı onun rakiple­rini, Siyonistleri desteklemeye başlayacaklardır. Hahambaşı’nın Fransız menfaatlerini korumasından ve Yahudi cemaatinin yönü­nü Fransa’ya çevirmesinden çekinen İngilizler, onun aleyhinde güçlü bir propaganda yürütüyorlardı. Çalışmalarının ağırlıklı po­litik merkezini Londra’ya kaydıran “Dünya Siyonist Örgütü”, 1919’da Osmanlı Devleti içindeki Siyonist çalışmaları denetle­mek için bir “Siyonist Doğu Federasyonu” kurdu. Bu örgüt, Na­hum Efendi’ye yönelik propagandaların şiddetini giderek artırdı.
 
Nahum Efendi, yurt dışında bulunduğu sırada, Hahambaşılık kurumunun yerini alabilecek düzeyde bir kurum olarak oluşturu­lan “Ulusal Yahudi Konseyi”ni, zayıflamış da olsa mevcut otori­tesini kullanarak, Mart 1919’da yurda döndükten sonra dağıttı. Fakat Hahambaşılık’tan istifa etmesi yönündeki baskılar da gün geçtikçe artmaya başlamıştı. Özellikle İngiltere, İstanbul’daki İngiliz Büyükelçiliği, onun istifa etmesi için girişimlerini hızlan­dırdı. Yerine Siyonizmin güçlü bir temsilcisi olan İngiliz Yahudi Cemaati’nin eski Hahambaşısı olan Moses Gaster’in atanmasını istiyorlardı.
 
Bu ağır ve organize baskılar karşısında istifa eden Nahum Efendi, cemaat ileri gelenlerinin isteğiyle, kararından dönse de, seçimleri yapmaya karar verdi. İlke olarak sadece Osmanlı Ya­hudilerini ilgilendiren seçim kampanyası hiç sakin geçmedi. Yabancı uyruklu Yahudilerin, özellikle de İstanbul’da sayıları gittikçe artan Rus Yahudilerinin oylarına göz diken Siyonistler, onların da seçimlere katılmalarını istiyorlardı. Osmanlı Hükümeti buna karşı çıktı ve bu seçimlerin sonucunu onaylamayacağını bildirdi. Fakat baskılardan bunalan Nahum Efendi, bu konuda hükümete destek vermedi.[29]
 
Cemaat ile gelenlerinin desteğine rağmen, Hahambaşı Ha­yim Nahum Efendi, önemli sağlık nedenlerini ileri sürerek, 1920 yılı Mart ayında görevinden “istifa” etmiştir. İstifası, 24 Nisan 1920/5 Şaban 1338 tarihli “irade-i seniyye” ile kabul edilmiştir.[30] Nisan ayı içinde yerine önce Hahambaşı Vekili, sonra da Haham­başı olarak Hayim Becerano Efendi (1846-4 Ağustos 1931) atan­dı.[31]
 
Milli Mücadele Dönemi’ndeki Faaliyetleri
 
Hayim Nahum Efendi, yukarıda değinilen son Paris gezisi sırasında, Le Matin Gazetesi’ne bir demeç vermiştir. Gazetenin 10 Kasım 1919 günlü sayısında yayınlanan bu demecinde şöyle demiştir: “Padişahın hüküm ve nüfuzu altında Türkiye yeniden refahını kazanarak Doğu’da bir düzen etmeni olabilir. Anadolu ve Türk halkı Mustafa Kemal’le beraberdir. Mustafa Kemal’den korkmaya gerek yoktur.” Hahambaşı’nın bu demeci 17-19 Ka­sım 1919 günlü İstanbul basınında geniş yankı uyandıracaktır. 18 Kasım 1919 günlü İleri Gazetesi’nde, Celal Nuri, “aferin Hayim Nahum Efendi’ye!” diyerek onu övecektir. Bu arada Na­hum Efendi, 26 Kasım 1919’da da Monitor Oriantal’a, “Türk Hükümeti’ne karşı eski tutumumuzu devam ettireceğiz. Yani doğ­ruluk ve sadakat...” şeklinde bir açıklama yapmıştır.[32]
 
Bu demeçleri de gösteriyor ki, Nahum Efendi, başlangıçtan itibaren Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde Anadolu’da gelişen Milli Mücadele hareketine destek vermiştir. Paris’te Amerika’nın eski Osmanlı Büyükelçisi Morgenthau ve çok sayıda kişi ile gö­rüşen Nahum Efendi, adeta Türkiye’nin geleceği ile ilgili görüş­melerin muhtemel bir “muhatabı” imiş gibi, açıklamalarda bulu­nup, “milliyetçi akımın” aşağı yukarı tümüyle resmi olan boyutu­nu vurguluyor ve sonunda İtilaf Devletleri’ni Türk Milliyetçileri ile “geçici uzlaşma” yapmaya çağırıyordu. Ayrıca o, Fransa ile Türk Milliyetçi Hareketi arasında doğabilecek bir “ittifak” tan da söz ediyordu.[33]
 
Nahum Efendi, bu Milli Mücadele yanlısı tavrı ve misyo­nunu sonradan da devam ettirmiştir. Hahambaşılık görevinden ayrıldıktan iki sene sonra, Ankara Hükümeti adına girişim­lerde bulunmak ve yapılacak barış antlaşmasına ortam hazır­lamak üzere tekrar Paris’e gelecektir. O, 23 Temmuz 1922 günlü Tasvir-i Efkar Gazetesi’nde “Hayim Nahum Efendi Ankara’da Verilecek Hizmeti Kabule Hazır” başlığı altında yayınlanan haberde yer alan demecinde şunları söylüyordu: 
 
“...Biz hepimiz memleketin evlatlarıyız. Bu sıfatla her hangi şerait altında olursa olsun memlekete hizmet etmeğe çalışmalı­yız. Bununla beraber, Ankara’ya vasıl olduğum zaman bana her hangi bir vazife tevdi edilirse bunu her iyi vatandaşın yapacağı gibi elimden geldiği kadar hassen surette ifa etmeğe çalışacağım. Anadolu’nun davasına hizmet etmek fırsatını bulacağımı ümit edi­yorum. Bu hususta size fazla tafsilat veremediğime müteessifim. Anadolu’da vukuu bulmakta olan mücadeleye müteallik fikrimi size ilk defa olarak üç sene evvel söylemiştim... Türk Milletinin mu­talebatının (taleplerinin) hak ve meşru olduğu, bugün her tarafta tasdik ediliyor.
 
...Türklerin memalik-i ecnebiyede (yabancı ülkelerde) cidalci (kavgacı) bir millet telak­ki edilip edilmediğini soruyorsunuz. Zannederim ki, bu cidal­ci kelimesinin manası iyi anlaşılmamıştır. Filhakika Türkler muhariptirler. Onların (bu) meziyetini hiç kimse inkar ede­mez. Şöhret-i askeriyeleri cesaretlerine, kahramanlıklarına ve hiss-i fedakârlıklarına meskûndur (dayanmaktadır). Fakat, bir milletin ka­abiliyet ve kudret-i harbiyesi o milletin cidalci olduğuna ka­tiyen delalet etmez... Son iki asır zarfında Türkler bir muha­rebeye kendiliklerinden asla teşebbüs etmemişlerdir. Bu hal, Türklerin perverde eyledikleri (besledikleri) efkarı (fikirleri) anlatmaya kafidir.”[34]
 
Bu demeci veren Hayim Nahum Efendi, 26 Temmuz 1922’de Ankara’ya gitmek üzere Haydarpaş’dan hareket etti. Ankara’da törenle karşılandı ve orada bulunan Tasvir-i Efkâr muhabirine; “istikbalim (karşılanmam) için yapılan tezahürattan memnunum. Ankara’da on beş gün kaldıktan sonra Paris’e gideceğim. Müşterek davamızın muvaffakiyetle neticeleneceğine kaniim” dedi. Nahum Efendi, Paris’e vardığı zaman, “büyük bir siyasi olan Mustafa Kemal Paşa’nın hiçbir hatada bulunmayacağını” söyleyecektir.[35]
 
Nahum Efendi, Milli Mücadele ve Ankara hükümeti yanlısı tutumunu Lozan Konferası’nda da sürdürmüştür. Konferansa gi­den Türk delegasyonu içinde “danışman” olarak bulunan Hayim Nahum Efendi, bu görevini Konferansın ilk dönem görüşmele­rinin yapıldığı, 22 Kasım 1922 ile 4 Şubat 1923 tarihleri ara­sında sürdürmüştür. E. Benbassa, bu görevin “resmi” bir görev olmadığını belirtmesine;[36] Türk Heyeti’nin ikinci üyesi Dr. Rıza Nur’un da, anılarında onun oraya kendiliğinden geldiğini ve İs­met Paşa’nın da “müşavir tayin ettiğini” söylemesine[37] rağmen; Konferansa katılan Türk Gazetecilerinden Ali Naci Karacan, eserinde Türk Delegasyonu’nun isimlerini  sıralarken Nahum Efendi’yi, “Yüksek Mühendis Okulu Fransızca Öğretmeni, şim­di (1943) Mısır Hahambaşısı” şeklinde tanıtarak “danışmanlar” içinde göstermiştir.[38]
 
Ayrıca, 16 Ocak 1923 tarihinde Başbakan Hüseyin Rauf Orbay imzasıyla İsmet Paşa’ya gönderilen bir şifre telgrafta, “Hayim Nahum Efendi’ye buradan memuren suret-i hususiyede İngiltere’ye izamında Kanun-i sani nihayetine kadar dört aylık mesarif ve tahsisat karşılığı olarak beş bin lira verildiğinden tahsilatının Şubat bidayetinden yürütülmesinin” talimatının ve­rilmiş olması,[39] görevinin resmi olduğunu göstermektedir de­nilebilir. Yine bu danışmanlık görevine getirilmesinde, onun, 1901-1903 yılları arasında Mühendishane-yi Berri-i Hümayun (Topçu Okulu)nda öğrenci olan İsmet İnönü’ye burada Fransızca öğretmenliği yapmış olmasının da etkili olmuş olabileceği düşü­nülebilir.
 
Nahum Efendi özellikle Paris’te, görüşmelerin kesilmesini engellemek için gösterdiği çabalarıyla dikkatleri çekmiş, Türk basını, Türkiye yararına yaptığı çalışmalardan övgüyle bahset­miştir. Paris’teki Yahudi gazeteleri ise, Nahum’un üstlendiği rolü, eski bir Sefarad diplomasi geleneğinin içine sokarak Hisday İbn Şaprut (X. Yüzyılda Emevi döneminde yaşamış bir Yahudi doktor) veya General Valensi (1845-1915 bir Tunus beyinin or­dusunda general) gibi ünlü selefleriyle onu kıyaslamışlardır.[40]
 
Hayim Nahum Efendi Mısır’da
 
Nahum Efendi, 1925 yılında Mısır’a gitti. Burada Hahamba­şılık görevine getirildi. 1950’li yıllardan sonra İsrail Devleti’nin kuruluşunu takip eden günlere kadar cemaatin başında faaliyet­lerine devam Eden Nahum Efendi, sıradan bir Hahambaşılık yapmamıştır. Senatör, Arap Dili Yüksek Akademisi kurucu üyesi ve yazar-çevirmen Nahum Efendi, önce, Mısır Yahudiliğinin en parlak döneminin tanığı ve sonra da onun zorlu günlerinde her zamankinden daha çok diplomat ve politikacı olacak, 1960 yılın­da ölecektir. Mezarı Kahire’dir.[41]
 


[1]E. Benbassa, Son Osmanlı Hahambaşısının Mektupları Alyans’tan Lozan’a, Çevi­ren: İ. Yalçın, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1998, s. 15, not: 1. Nahum Efendi’nin doğum tarihi bazı kaynaklarda 1872 olarak gösterilmektedir. Bakınız: Ç. Yetkin, Türkiye’nin Devlet Yaşamında Yahudiler, Afa Yayınları, İstanbul, 1992, s. 178.

[2]E. Benbassa, a. g. e., s. 15, not: 1. Ç. Yetkin, a. g. e., s. 178.

[3]“Seferad” kelimesi, Ortaçağ İbranicesi’nde “İspanya” anlamında kullanılmaktaydı. E. Benbassa, a. g. e.,  s. 15, not: 3.

[4]Ç. Yetkin, a. g. e., s. 178.

[5] Bu teşkilat için bakınız: A. Rodrigue, Türkiye Yahudilerinin Batılılaşması “Alli­ance” Okulları 1860-1925, Çeviri: İ. Yıldız,  Ayraç Yayınları, Ankara, 1997,  s. 75 vd.

[6]E. Benbassa, a. g. e., s. 21.

[7]E. Benbassa, a. g. e., s. 21.

[8]E. Benbassa, a. g. e., s. 22.

[9]E. Benbassa, a. g. e., s. 23.

[10] E. Benbassa, a. g. e., s. 23.

[11]E. Benbassa, a. g. e., s. 24.

[12]E. Benbassa, bu tarihi 2 Mart 1909 olarak vermektedir. a. g. e., s. 169.

[13]BOA; GMCDA, No: 18, Musevi Hahambaşılıkları ve Karayi Cemaatbaşılığı Def­teri 1255-1327, s. 38. 

[14] BOA; GMCAD, No: 18, Musevi Hahambaşılıkları ve Karayi Cemaatbaşılığı Def­teri 1255-1327, s. 38-40. 

[15]BOA., DUIT, Cemaat-i Gayr-i Müslime, 67/2-4. 

[16]BOA., DUIT, Cemaat-i Gayri Müslime, 67/2-2. 

[17]A. Rodrigue, Türkiye Yahudilerinin Batılılaşması Alliance Okulları 1860-1925, Çeviren: İ. Yıldız, Ankara, 1997, s. 186.

[18]A. Rodrigue, a. g. e., s. 186-187. 25 Ocak 1909 tarihli bu mektubun metni için bakınız: E. Benbassa, a. g. e., s. 168.

[19]Bu mücadeleler hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: E. Benbassa, a.g.e., s. 27-28.

[20]Bu konuda bakınız: A. Güler, “Osmanlı Devleti’nin Son Yıllarında Türkiye’nin De­mografik Durumuna Genel Bir Bakış”, Osmanlı, C: IV., Editör: G. Eren, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999, s. 567-571.

[21]Siyonistlerin faaliyetleri ve Nahum Efendi’ye karşı tavırları için bakınız: E. Benbassa, a.g.e., s. 30 vd.

[22] E. Benbassa, a.g.e., s. 46.

[23]Ç. Yetkin, Türkiye’nin Devlet Yaşamında Yahudiler, s. 181-182.

[24]E. Benbassa, a. g. e., s. 47.

[25]  E. Benbassa, a. g. e., s. 48-49.

[26]Ç. Yetkin, a. g. e., s. 182.

[27]E. Benbassa, a. g. e., s. 49.

[28]E. Benbassa, a. g. e., s. 50. Bu konudaki gelişmeler aşağıda değerlendirilecektir.

[29]Nahum Efendi’nin istifasını hazırlayan olaylar konusunda bakınız: E. Benbassa, a.g.e., s. 39-42.

[30]BOA., DUİT., 67/1-1. İradenin tam metni ve klişesi için bakınız. Ali Güler, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Azınlıklar, Berikan Yayınları, Ankara, 2009, s. 264-265.

[31]Ç. Yetkin, a.g.e., s. 188.

[32]Ç. Yetkin, a.g.e., s. 184-185. Aynı günlerde Paris’teki Journal des Débats Gazetesi’nde de Nahum Efendi’nin düşüncelerinden ve söylediklerinden esinlenerek kaleme alınmış çeşitli yazılar yayınlanmıştır. E. Benbassa, a. g. e., s. 50, Not: 2.

[33]E. Benbassa, a.g.e., s.50.

[34]Ç. Yetkin, a. g. e., s. 185-186.

[35]Ç. Yetkin, a. g. e., s. 186-187.

[36]E. Benbassa, a. g. e., s. 51.

[37]Dr. Rıza Nur’un Kozan Hatıraları, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1991, s. 119. Anı­larından R. Nur’un Yahudilere ve bu arada Nahum Efendi’ye “hoş bakmadığı” görül­mektedir.

[38]A. N. Karacan, Lozan Konferansı ve İsmet Paşa, 3. Baskı, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1993, s. 50. Ayrıca, bakınız: 70. Yıldönümünde Lozan, Kültür Bakanlığı Yayınları, An­kara, 1993, s. 17.

[39]B. Şimşir, Lozan Telgrafları C: I., (1922-1923), Ankara, 1990, s. 391.

[40] E. Benbassa, a. g. e., 52.

[41] E. Benbassa, a. g. e., 52.

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile