Türk Dünyasını Uyandıran Adam : Gaspıralı İsmail Bey

Türk  Dünyasını  Uyandıran  Adam : Gaspıralı  İsmail  Bey

Süleyman PEKİN

 Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

1851’de Osmanlı’dan çoktan kopmuş bulunan ve Rus hâkimiyetindeki Kırım’ın Bahçesaray şehrinde doğar. Babası Mustafa Ağa’nın köyünden dolayı lakabı Gaspıra’lı olarak kalacaktır. Hayattaki en büyük ideali olan milletine faydalı olma ülküsü onu eski okulu Zincirli Medrese’de 17 yaşında öğretmenliğe sevkedecektir. 1872’de Batı’yı daha yakından incelemek için Paris’e gitmiş, hem Fransızca öğrenmiş hem de Batı Medeniyeti’nin güçlü ve zayıf taraflarını tetkik etmiştir.   

1874’te hayali olan Türk Ordusu’nda zabitlik için Osmanlı’nın başkentine geldiği halde, müracaatı Rus hayranı olan Mahmut Nedim Paşa tarafından şüpheyle karşılanmıştır.    İstanbul’da mütercimlik yapan amcasının yanında kaldığı 1 yıl boyunca Osmanlı devlet yapısını, milletin meselelerini iyice tetkik etmiştir. 1875’te Kırım’a dönen Gaspıralı İsmail Bey, kendini tamamen Türk milli hayatını araştırmaya vermiş, toplumun her tabakasından her cemiyete katılmış ve milli zaafın ne olduğunu, milletin neye muhtaç olduğunu tespite çalışmıştır. 

“Ne işlemeli, işi nereden tutmalı, sönmüş kalpleri ne ile uyandırmalı, basireti örtmüş perdeleri ne ile kaldırmalı, gaflet sahrasında serilip kalmış koca bir milleti ne ile ayağa kaldırmalı?”

Derdi, gayesi bu sözlerde saklıydı.  Osmanlı Türklerinin bütün aksaklıklara rağmen meselelerini çözebilecek tecrübede olduğunu düşünüyordu.  Ama Kırım, Kazan, Kafkasya ve Türkistan’daki Rus idaresinin kötülüğü ve Türk İllerinin geri kalış sebepleri onu neredeyse isyan ettirecekti.  Meşru zeminde bu durumu değiştirebilmek için uzun uzun düşünüp planlar yapan Gaspıralı sonunda harekete geçmeye karar vermiştir. 

“Rusya’nın büyük Müslüman merkezleri olan Kazan, Ufa, Astrahan, Orenburg, Bakü, Bahçesaray, Semerkant ve Taşkentgibi şehirlerde 8-10 medresede bazı ıslahat yapılırsa maksat kafidir.   8–10 içinde cahil ulema yerine ilim ve fenden haberdar âlimlere malik olacağımız gibi cahil hocalar yerine de münevver muallimlerimiz yetişecektir.”

 “Rusya idaresinde yaşayan Müslüman Türklerin benliklerini unutmamalarında en büyük amilin İslam olduğuna kanaat getirdim.   Müslümanların yüksek Avrupa Medeniyetini almalarına imkân bırakılmamışsa da bu millet kendi varlığını ecnebi tesirlerden böyle bir kudretle korumaktadır.”

“DİL’DE,  FİKİR’DE,  İŞ’DE  BİRLİK”     

 Gaspıralı İsmail Bey’in 1883’ten sonraki parolası fikirlerini yaymak için binbir güçlükle izin alarak neşrine başladığı  ‘Tercüman’  gazetesinin logo altı yazısı bu idi: Dilde birlik, fikirde birlik, işde birlik. Onun özellikle eğitim alanında ileri sürdüğü fikirler aydın kesimde büyük bir heyecana, mutaassıp çevrelerde ise infiale yol açtı.  Bazı kesimlerce öldürülmeye dahi teşebbüs edilmesine rağmen O, bir tür Türk Rönesansı gerçekleştirebilmek için tek başına, müthiş bir azim ve gayretle mücadelesini sürdürmüştür.  Bu sırada Osmanlı Devleti de benzeri ıslahat hareketlerini Meşrutiyet içinde yapmaya çalışıyordu. 

Koyu bir Panislavist ve Ortodoks olan İlminskiy, hasmını şöyle ifade eder: “Gaspıralı’nın bir tek gayesi var. Rusya idaresinde yaşayan milyonlarca Müslümanı birleştirmek, modern eğitimle ve Avrupa Medeniyeti’nin imkânları ile daha kuvvetli hale getirmek ve İstanbul’un bu hususta desteğini sağlamak.  Bu bizim yaptıklarımıza ve yapmak istediklerimize ters düştüğü gibi, Rus Ortodoksluğu için de büyük bir tehlike teşkil edecektir.  Gaspıralı’nın ‘Ceditçilik’ akımına mani olmak mecburiyetindeyiz.”

Gaspıralı İsmail Bey medreselerin ve mekteplerin ıslah edilmesi, bilhassa ilk mekteplerde dinin ilimlerin yanında Türk dili, İslam tarihi, coğrafya, matematik, sağlık bilgisi ve dünya tarihi gibi derslerin konması gerektiğini sürekli söylemekle kalmamış, Bahçesaray’da Kaymaz Ağa semtinde 12 talebeyle örnek bir “Usul-u Cedit” mektebi açmıştır.  Günde 4 saatten 45 günde talebelerine okuma-yazmayı öğrettiği gibi halkın önünde hiç görmedikleri kitaplardan imtihan edilmelerini sağladı. Usul-u Cedit’in ünün kısa zamanda çevreye yayıldı.  Kırım’da, Kazan’da ve Volga havalisinde yeni okullar açıldı.  On yıl içerisinde bu yeni usul yüzlerce okula ve binlerce talebeye sahip bir potansiyele erişti.

Bir yandan da Gaspıralı’nın “İstanbul’lu bir sandalcı ile Kaşgar’lı bir tüccarın aynı anda ve aynı lisanla okuduğu bir gazete” olma hedefiyle çıkardığı Tercüman’ın kısa zamanda sadece abone sayısı bile 7 bini bulacaktır. Hızla yayılan Usul-u Cedit Mektepleri en nihayet Türkistan’a da 1901’de girmiş, kısa zamanda Semerkand, Taşkent, Hokand, Hive ve Buhara’ya onlarcası açılmıştır.  Hatta o kadar hızlı yayılmıştır ki Hoca ve ders kitapları yetersiz kaldığından Kırım ve Kazan’dan takviye edilmiştir. 

Gaspıralı İsmail Bey 63 senelik ömrünün son 7–8 senesinde eğitimde hedefine vardığı için daha çok “Dil birliği” ve “İslam Birliği” üzerine yoğunlaşmıştır.  Ve Rusya’da ki 1905 ayaklanmasından sonra başlayan Meşrutiyet ve açılan Meclis’e (Duma) Müslüman temsilciler sokmak için siyasi bir mücadele başlatmıştır.  Gaspıralı, Dindaşlar ve soydaşlar arasındaki kırgınlık ve dargınlıkları unutturmaya çabaladı ve kendi yazdığı "İttifak Partisi" programı çerçevesinde birleştirmeye muvaffak oldu.  Bu yüzden Ruslar, özellikle Müslüman aydınlar üstünde baskıyı daha da arttırdılar.  1908’de Osmanlı’daki II.  Meşrutiyet ilanıyla oluşan liberal ortamdan etkilenen bazıları İstanbul’a kaçtılar.  (Yusuf Akçura, M.  Emin Resulzade, Ahmet Ağaoğlu gibi)

Rus hükümeti, Rus olmayan temsilcilerin karar alma yetkisi olmadan sembolik olarak kalmalarını sağlayan bir kanun çıkarınca Gaspıralı, Rus hükümetine manevi bir baskı yaratmak ve dünyada yaşayan Müslümanların nasıl bir potansiyele sahip olduklarını göstermek için “Dünya İslam Kongresi” toplamaya karar verdi.  O günün şartlarında bunu için en uygun yerin ‘Kahire’ olacağını gazetesinden duyurarak İstanbul’a gitti.  Haber bomba gibi düşmüş ve İngiliz ‘The Times’ gazetesinde bile manşete çıkmıştır.  İstanbul’da yetkili makamlarca görüşen İsmail Bey sonuç alamadı ve Mısır’a geçti.  Orada 600 kişilik amir, âlim, adep ve muharrirlerden oluşan seçkin bir topluluğa meşhur konferansını verdi:

“300 milyonluk bir milletin 30 vapurlu bir şirket-i bahriyesi, 5 milyon sermayeli bir bankası mevcut değildir.”  “Müşerref bulunduğumuz Din-i İslam terakki ve temeddünün menbaıdır, evvelce görülmüş terakkimizin belki baş sebeb-i muharrikidir.  Dinimiz bir kanun-u mukaddestir ki ‘Cümleniz çalışınız, cümleniz okuyunuz, cümleniz tedbir ve sanat ile yaşayınız’ kaidelerini amirdir, bizler ise hazırda bu evamir-i şerifenin tamamen aksini işliyoruz.  İşsizlik, sanatsızlık, nadanlık hep bizde.”

Ömrünün son yıllarında uzun yıllardır davet edildiği halde gidemediği Hint Müslümanlarını ziyarete gitmiş(1912), burada da Usul-u Cedit mekteplerinin açılmasına önayak olmuştur. Vefatından iki ay önce Rusların bu defa Tercüman gazetesinin bürosunu arama bahanesiyle tahrip etmesi yatağa düşmesine sebep olmuştur.  11 Eylül 1914 Perşembe sabahı ağzından dökülen şu cümlelerden sonra hayata gözlerini kapadı: “Büyük Allah’ım! 63,5 sene yaşadım.  Bu hayatın 35 senesini Müslümanların uyanması, terakkisi, tealisi ve tekâmülü uğrunda sarfettim.  Milletimin selamet ve saadeti için elimden her ne geldi ise yaptım, Yarabbi! Ertesi gün 6 bin kişilik bir cemaatin elleri üzerinde naaşı Zincirli Medresesi’nin hemen yanına defnedilmiştir.  Ve Cafer S.  Kırımer’in tabiriyle “bahtsız Kırım Topraklarına o tarihe kadar hiçbir münasebetle bu kadar gözyaşı dökülmemiştir”. 

Gaspıralı İsmail Bey’in eserlerinden bazıları arasında Salname-i Türki(1882), İki Bahadır(1886), Medeniyet-i İslamiye(1889), Türkistan Uleması(1900), Asya’da Komşularımız(1903) sayılabilir.  Ayrıca ‘Kadınlar Ülkesi’, ‘Arslan Kız’, ‘Danyal Bey’ ve ‘Gündoğdu’ gibi hikâye kitapları vardır.

Ardından yazılan yazılar ve şiirler bile büyüklüğünü ve yaptığı işin çapını gözler önüne serer.  O, Yusuf Akçura’nın deyişiyle “iyi bir muallim, mahir bir muharrir, içtimai ve siyasi bir mütefekkir ve faal bir cemaat hadimi, azim bir inkılâbın husulüne fikri menba murat olmak üzere dünyevi bir müceddit”, Selime Yakup Hanım’ın deyişiyle “Müslüman kadın ve kızların hamisi”, Sadri Maksudi Bey’in deyimiyle “emeller üstadı”, Fatih Kerimi Efendi’nin deyişiyle “20 milyon manevi evlat bırakıp giden bahtiyar bir baba” ve en doğrusu onu en çok araştırıp yazan, anlayan Prof. Mehmet Saray’ın ifadesiyle “Türk Dünyası’nı uyandıran adam” idi. 

K A Y N A K Ç A:  

  • Saray, Mehmet, ‘Türk Dünyasında Eğitim Reformu ve Gaspıralı İsmail Bey (1851-1914)’, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1987. 
  • Saray, Mehmet, ‘Türk Dünyasını Uyandıran Adam: Gaspıralı İsmail Bey’, Emel Dergisi, Sayı 135, 1983. 
  • Saray, Mehmet, ‘Rusya’nın Türk İllerinde Yayılması’, İstanbul, 1975. 
  • Saray, Mehmet, ‘Atatürk ve Türk Dünyası’ Acar Yayınları İstanbul,1988.    
  • Saray, Mehmet, ‘Türk Dünyasında Fikir Hareketleri’, Ders Notları, 1990.
  • Kırımer, Cafer Seydahmet, ‘Gaspıralı İsmail Bey, İstanbul, 1934. 
  • Akçuraoğlu, Yusuf, ‘Muallime Dair’, Türk Yurdu Dergisi, Sayı 12, 1914.   
  • M.Akar, S.Deniz, F.Bilecik, ‘Türk Dünyası Çağdaş Edebiyatı’ Yesevi Yayıncılık, İstanbul, 1994.   

www.tarihgazetesi.net 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorumlar  

 
#1 ghtht 02-01-2014 21:46
eyiidiiiiiiiiii
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile