Türkiye'nin Asıl Meselesi

TÜRKİYE’NİN ASIL MESELESİ

Ağzını açan “Kürt sorunu”, “Ermeni sorunu”, “azınlıklar sorunu”, “zart sorunu”, “zurt sorunu”, “kadın sorunu”, “eşcinsellerin sorunu”, vs.vs.vs. konuşup, yazıp duruyor.

Peki, diyelim ki bu söylenenlerin tamamı doğrudur. Velev ki ülkemizde bahsedilen bütün toplum kesimlerinin çözüm bekleyen sorunları vardır. Ve bütün bu sorunlar Türklerin barbarlığından, gaddarlığından, vahşiliğinden, ilkelliğinden kaynaklanmaktadır.

Diyelim ki geçmişte biz azınlıkları katlettik. Rumlar, Yahudiler, Süryaniler, Ermeniler, Kürtler, vb. hep bizden zulüm gördüler.

Peki, biz Türklerin Balkanlarda, Kafkaslarda, Arap ellerinde, Kıbrıs, Rodos, Girit dahil bir çok adada, hepsinden önemlisi bizzat Anadolu’da gördüğümüz zulümler, uğradığımız katliamlar, bunlar ne olacak?

Niçin bir Rum, bir ermeni, bir Yahudi, bir Kürt veya bir başkası bizim uğradığımız insanlık dışı cinayetleri, saldırıları yazmıyor, belirtmiyor, anlatmıyor.

Niçin bir kişi de çıkıp, bunlardan böyle bir talepte bulunmuyor?

Niye bir kişi çıkıp da, “gelin geçmişinizle yüzleşin, Türklerden özür dileyin” demiyor.

Bakın, bu topraklar büyük zulümleri de gördü, büyük insanlıkları da.

Bütün yabanıllığımızla, aynı zamanda kaba bir saflığımızla ve haydi diyelim ki bu topraklara sonradan geldik. Vurduk, kırdık; vurulduk, kırıldık. Sevdik, sevildik hesapsızca ve de ölümüne… Anadolu denen bu kısrağın bir memesine de biz yapıştık karnımızı doyurmak ve ayakta kalmak için…

Dostlarımıza sahip çıktık kimliklerine bakmaksızın… Tıpkı kimliklerine bakmaksızın onları dost seçtiğimiz gibi…

Yüzyıllar geçti, kaynaştık, birlikte yaşamayı öğrendik, öğrettik, sonra…
Söyleyin Allâh aşkına biz mi dinamitledik birlikte yaşama ahlakını ve sevincini… Yoksa başkaları ile işbirliği yapan Rumlar, Ermeniler, Kürtler, vb.leri mi?

Siz bana o devirlerde, bir tane Türk tefeci gösterebilir misiniz? Ya da bir tane Avrupalıların malını satan, Türk köylüsünün ürettiğini çok ucuza alan tüccar? O Levantenler, acenteler, bayiler, hangi etnik kesimlere mensuptular?

Daha vahimi, hangi Türk köylüsü işgalci İngiliz, Yunan, Fransız, İtalyan, vb. ile işbirliği yapıp Rum komşusunu gammazladı? Ermeni komşusunu ihbar etti? Süryani komşusunu onların önüne attı? Onları kiliselere doldurup yaktı? Ahırındaki koyununa, kümesindeki tavuğuna kadar katletti?

Hadi söyleyin, bir tane örneğini gösterebilir misiniz?

Efendim Osmanlı devleti yapmışmış?

Türklere ne kardeşim(Bu bana neyi, yaşanan acılara duyarsızlık anlamında söylemediğimi özellikle vurgulayayım ki, birileri başka yerlere çekmesinler)? Bunları yapan devlet Türk müydü ki?

Osmanlı Devleti’nde, özellikle Fatih Çandarlı’nın kellesini vurduktan sonra, sizler bana kaç tane Türk kökenli Sadrazam, Vezir, Kethüda, Defterdar, Subaşı, Beylerbeyi, Kazasker, Ağa, Mültezim, Mütegallibe, Ayan, Mutasarrıf, Vali, Kaymakam ve hatta ve hatta Yeniçeri gösterebilirsiniz? Bunların tamamı, evet tamamı Türk asıllı olmayan dönme devşirmeler değil miydi?

Bu dönme devşirme tayfası yöneticiler, altından kalkılamayacak vergilerle, angaryalarla Türklerin belini bükmediler mi? Vergi diye elindeki tek bir öküzünü dahi almadılar mı? “Yapmayın, etmeyin, Allâh’tan korkun” denildiğinde üzerlerine devşirme kökenli askerlerini salmadılar mı?

Yani bunlar, en fazla zulmü biz Türklere yapmadılar mı? En ufak bir hak talebimize, sitemimize dahi şiddet, kıyım ve tenkillerle cevap vermediler mi?

On binlercemizi kesip kuyulara doldurmadılar mı? Bir Türkmen kellesi getirene, şu kadar ödül diye tellâllar çağırmadılar mı?

Yavuz Selim’den itibaren, Kürtlerle elele binlerce Türk’ü katletmediler mi? Malına, çiftine, çubuğuna el koymadılar mı?

Bunlar, “İngiliz Reşit”, “Rus Nedim”, “Fransız Ali” diye işbirliğini yaptıkları devletlerin mensubiyetini vurgulayan unvanlarla anılmadılar mı?

Bunlar, İngilizler ve Fransızlar için, Rusların karşısında; Almanlar için, İngilizler, Ruslar, İtalyanlar ve Fransızların karşısında milyonlarca Türk’ün kanını Arap çöllerinde, Afrika tepelerinde, Galiçyalarda, Çanakkalelerde, Sarıkamışlarda, Balkanlarda, Kafkaslarda akıtmadılar mı?

Ve bunlar, özellikle Balkanlar, Kafkaslar ve adalarda, milyonlarca Türk’ün malına el koyup, ırzına geçip, canına kıymadılar mı? Bu zulümler nedeniyle, Anadolu’ya varmak için yollara düşen Türklere aynı alçaklıkları reva görmediler mi?

Özellikle 1804 Sırp isyanından, 1922 İzmir’in kurtuluşuna kadar geçen 118 yıllık süre içerisinde, bazı araştırmacılara göre 20, bazılarına göre ise tam 40 milyon Türk evladı hayatını kaybetmedi mi?
……
Neymiş efendim, “Ermeni sorunu”, “Kürt sorunu”, “azınlıklar sorunu”, vs.vs. vs. varmış.

Öyle mi?

Bugün dahi, Batmanlı bir Kürt kardeşim, köyünden kalkıp, İzmir’e gelip, imkânı ölçüsünde dilediği evi tutup, satın alıp, istediği ya da bulduğu işi yapabilir mi, yapamaz mı? Aynı şekilde bir İzmir’li Batman’a gitse ne olur? 
Ya da bir Şırnaklı, kalksa Manisa’ya gelse, yine burada hiçbir kimse, kendisine “niye geldin?” diye soru bile sormaz iken, bir Manisalı, Şırnak’a gitse, iş yapmaya kalksa, hali nice olur?

İsteyen, istediği şekilde örnekleri arttırabilir.

Peki madem burası Türkiye, madem devlet benim devletim, madem bütün güç, yetki benim elimde de, niye ben bu saydığım vilayetlere gidip bir iş yapamaz haldeyim?

De haydi deyin bakayım? Bu memlekette kimin sorunu daha büyük?

Ha, şimdi bazı arkadaşlarımız özellikle son günlerdeki Sur olaylarını ileri sürüp, “sorunun büyüğü burada yaşanıyor” diyeceklerdir, ki haklıdırlar da.

Ancak unutmayınız ki, bu satırları yazan el, bundan birkaç gün önce de gerek Cizre-Nusaybin, gerekse de Sur-Diyarbakır olaylarına değinmiş, burada yaşayan insanların devlet-PKK kıskacına alınarak, “kırk katır mı istersin, kırk satır mı?” ikilemine sokularak, yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda bırakıldıklarını nedenleri ile birlikte yazmıştı, bu bir.

İkincisi, yine ŞİFRE&BİZİM ÖLÜLERİMİZ kitabımda, bu bölgede terör kurbanı olan bu insanların büyük bir çoğunluğunun, Yavuz Selim-İdris Bitlisi işbirliği sonrası ve Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları döneminde, Türk kalıp ölmektense, Kürt olup yaşamayı yeğleyen Türklerden oluştuğunu da belgeleriyle anlatmıştım.

Yani ölen yine benim. Ölen “Kürt” genci de ben; şehit asker, polis de…

Dostlar, kardeşler, arkadaşlar, bu ülkenin bir tek bir sorunu vardır, o da BAĞIMSIZLIK SORUNU’dur.

Yaşadığımız tüm kavgalar, cinayetler, ölümler, yolsuzluklar, alçaklıklar, namertlikler, işbirlikçi, büyük bir çoğunluğu GAYRİ MÜSLİM KÖKENLİ YANİ TÜRK OLMAYAN unsurların, etkili ve yetkili kurumların başlarında bulunmalarından kaynaklanmaktadır.

Atatürk, “milletimden isteğim odur ki, başına geçireceği kimselerin cevher-i aslisine dikkat etsinler” sözünü boşuna söylememiştir.

Ya hep birlikte, bu “cevher-i aslisi” bozuk olan, emperyalizmin işbirlikçisi kesimin üstesinden geleceğiz; ya da, sokulduğumuz karanlık dehlizlerde, pusuya yatmış olan canavarların elinde can vereceğiz.

Asıl sorunumuz budur.

Bilmem anlatabildim mi?


05.ŞUBAT.2016
MEHMET BEŞERİ

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile