Şu Boğaz Harbi Nedir ?...

 

Şu Boğaz Harbi Nedir ?...

 “Çanakkale  Şehitlerine” şiirinin yazıldığından bu yana bu  soru sorulmakta.  Şu boğaz harbi nedir?...  Bu sorunun cevabı boğaz harbinin büyüklüğü ve önemiyle açıklanabilir. Bu sorunun cevabının idraki içinde olanlar   yüzyıldır ,  peygamberin ,şehit oğlu şehitlere nasıl  aguşunu açtığını biliyor. Bedrin aslanlarının şanını bilenler, Çanakkale de bu yüksek maneviyatın ,  çelik zırhlıları nasıl ayaklar altına alarak erittiğini iyi biliyor. Yüzyıldır hafızalardan silinmeyen ,    bin yılda geçse silinmeyecek bir destan, Çanakkale ,üzerinde al bayrağın asla inmeyeceği bir coğrafya.

Burası Çanakkale ,burası  tarihe sığmayanların ülkesi , bu topraklar için toprağa düşenlerin, bir hilal uğruna güneşleri batıranların vatanı. Bu toprak Edirne’den Kars’a , Ağrı’dan ,Aydın’a Muğla’ya, Şırnak’tan Maraş’a ,Urfa’dan, Antep’e İzmir’e Elazığ’a  kadar bin yıldır vatan.  Bu vatan ki İslam’ın ve Türklüğün son kalesi.

Çanakkale savaşlarını sadece bir boğaz harbi olarak görmemek gerekir, zira saldırganların ne istediklerinin arka planına bakılırsa esasen bir medeniyeti yok etme, Türklüğü bitirmek ve Türkleri geldikleri coğrafyaya geri sürmek gibi bir anlayışlarının var olduğu ortaya çıkar. İşgalcilerin bu niyetlerinin karşısında  bütün vakarıyla duran Türklük davasına , diğer bir cihetten  bakıldığında, Anadolu’daki milli mücadelenin  Çanakkale’de düşmana karşı atılan ilk kuşunla başladığı çok aşikar bir şekilde görülür.  İşgalciler Anadolu’da Çanakkale ruhunu karşılarında buldular. Çanakkale’deki Seyit onbaşılar ,Yahya çavuşlar, Sakarya’da Dumlupınar’da da düşmanın karşısındaydılar. Yüzyıllılardır batılı işgalcilerin mağlup edemedikleri ruh Çanakkale’deki, Anadolu’nun bağrındaki bu yüce ruhtur.

18 Mart 1915, içimizi derinden sızlatan bir tarih. Ancak şu da tartışılmaz bir gerçek ki, yüzlerce, binlerce askeri, topu, tüfeği ile karşımızda duran adına medeniyet dedikleri hayasız, pervasız kalabalığın, Türk milletinin dizlerinin dibine çöktüğü bir gündür bu gün.

19 Şubat’ta başlayıp 18 Mart’ta nihai hücum için taarruza geçen De Robeck komutasındaki deniz canavarları birer birer boğazın derinliklerinde kayboldu. Akabinde girişilen kara çıkartmasında da İngiliz ve Fransız güçleri ile bunlara bağlı  sömürge kuvvetleri aynı sona maruz kaldı ve 7 Aralık 1915’te kesin yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldılar.

Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en çetin çatışmalarının geçtiği   cephedir. Türk'ün sayısız zafer, şan  ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. Bir yiğitlik destanıdır. Çanakkale öyle bir cephedir ki;  şairin ifadesiyle Türk milleti burada yedi iklime karşı durmuştur   İngiliz’i, Fransız’ı, Avustralya’lısı Türk milletinin kahramanlığını, büyüklüğünü  bir kez daha görmüştür. Çanakkale’de. “Boğazı sadece donanma gücü ile bir kaç saatte geçer, İstanbul’da beş çayını içeriz” diyenler… Çanakkale’de gördükleri direniş karşınsında ne yapacaklarını şaşırdılar. Dünyanın yenilmez donanması denilen İngiliz donanması aldığı mağlubeti  gurur meselesi yapıp tekrar tekrar saldırmasına rağmen savaşı kazanamadı ,  savaş sonunda   generalleri  Jean  Hamilton şu sözü söyledi :

        “Türkleri Allah'larından ayırabilmek için daha başka ne yapılabilir ki ? Biz Türklerle değil Onlar'ın Allahları ile harbettik!”  

                Bir gerçeğin farkına varmıştı Hamilton ama çok geç olmuştu ; Türk askerinin göğsündeki iman  yeryüzünde alınamayacak tek kaleydi.  Bunu anlayabilmişlerdi en azından. Bu imanın ne olduğunu anlayamayanlar, 275 kiloluk bir top mermisini bir insanın nasıl kaldırabildiğini anlayamaz, göğüslerdeki imanın ne demek olduğunu bilmeyenler, askerlerine ölmeyi emreden büyük komutanın ne demek istediğini idrak edemezler. Toprağa bir gül bahçesine girer gibi girmenin ne demek olduğunu ancak bu asil milletin evlatları bilir.

Çanakkale’de dünya, gördüklerine inanamıyordu, itilaf devletlerinin devasa gemileri dakikalar içinde boğazın sularına gömülüyor, bir Mehmetçik  275 kiloluk top mermisini sırtlıyor, mermiler havada çarpışıyordu. Gördükleri karşısında akıl tutulması yaşayan itilaf devletleri için Çanakkale de  ufuk çoktan kararmıştı. Gömüldükleri karınlıktan nasıl çıkarız diye düşünürlerken,  deniz harekatı ile boğazı geçemeyeceklerini anlamalarına rağmen, karadan yapacakları taarruzla Çanakkale’yi geçmek istediler, ancak bu seferde Mehmetçiğin süngüsüne takıldılar. Bu öyle bir süngüydü ki Türk milletinin alın yazısını Çanakkale’de yeniden yazıp düşmanına şu cevabı veriyordu:

” Çanakkale geçilmez”  geçilemedi ...nasıl geçilecekti ki ?  Çanakkale’nin muhafızları Peygamberin cennetle müjdelediği Fatih’in torunlarıydı, tarihi ortaasyadan Malazgirt’e, Malazgirt’ten   Çanakkale’ye, kahramanlıklarla dolu bir ecdadın nesliydi. Ve düşmanının teğmeni Avustralyalı  Richards’ın  not defterine şu notu düşmesine neden oluyordu; tarih  4 Mayıs 1915 "Türkler şaşırtıcı derecede iyi savaşçılar”.  Bir Avustralya’lı teğmen Türk askeri için bunu söylerken bir başka Avustralya’lı asker  çavuş  Collyer de, cephede esir alınmadan önce Türk Kızılay ekibi tarafından yaralarının sarıldığını, yaralanıp tedavi için yattığı Malta’daki bir hastaneden arkadaşına yazdığı mektupta gayet açık bir ifadeyle dile getirir.

Düşmanının iltifatına mazhar olacak kadar cesur ve  kahraman olan, düşmanının yaralarını saracak kadar da vicdan sahibi ve mert olan bu necip milletin asil evlatları, Çanakkale sularında düşmanlarının umutlarını  boğdular. Türk milleti Çanakkale’de mahşeri yaşarken dünyaya şunu göstermiştir; savaşlarda donanmanın üstünlüğü, teçhizatın çokluğu, cephanenin bolluğu zaferi getirmez.  Çanakkale savaşı maddi bir savaş değildir. Düşmana ve düşmanların insafsızca yağdırdıkları ateşe çıplak göğüslerini açacak askerleriniz varsa ancak böyle bir zaferi kazanabilirsiniz. Kanı tevhidi kurtaracak kadar şerefli bir askeriniz varsa Çanakkale gibi bir savaşta üstün gelirsiniz. Akıllara durgunluk veren Çanakkale’de yaşanmış olaylar okundukça bu savaşın maddi bir savaş olmadığı daha iyi anlaşılır. Çanakkale’de ilahi bir kuvvet  Mehmetçiğin elinden tutmuştur.  Dünya da sadece rabbinin önünde başı eğilen Mehmetlere yaratan bu zaferi bahşetmiştir.

Türk tarihinde akıllara durgunluk veren olaylara çokça şahit olunur. Malazgirt’te kendisinden  dört kat sayıda daha fazla bir orduya karşı nasıl zafer elde edilir, bir savaş iki saatte nasıl biter? (1526 Mohaç Meydan Savaşı ) Kanuni bu savaştan sonra yıllarca Avrupa topraklarında cirit oynar ancak karşısında savaşacak  bir ordu bulamaz. Canı sıkılır ve Avusturya kralına yazdığı  mektubunda askerlerinizden utanmaz mısınız ? der. Maalesef O’ utanmazlar, o utanmaz haçlı zihniyeti yüzyıllar sonra Çanakkale önlerine geldiler. Bu kez onların orduları çok güçlüdür, donanmaları dünyanın yenilmez gücüdür. Ancak unuttukları bir şey vardı. Karşılarındaki ordunun neferleri Alparslan’ın, Fatih’in, Kanuni’nin torunlarıdır.

 İşgalciler Conkbayır’ı, Arıburnu, Kireçtepe, Kabatepe’de  İslam sancağını karşılarında buldular. Bu sancak ki bu topraklarda bin yıldır Türklerin elinde dalgalanmakta idi. Çanakkale’de ecdat Türklükle birlikte İslam’ı boğmak isteyenlere cevabı,  iki yüz elli bin vatan evladını   bu topraklar için kurban ederek verdi.

 

                                Bugün, Çanakkale’den bir şehit kabrinin başına dikilmiş haykırıyor!

            Ey!! Vatan evladı, vatan kutsal, vatan namus, biz çiğnetmedik namerde, sen de çiğnetme !

 

Bu topraklar için vurulup tertemiz alnından toprağa düşmüş, aziz Türk Milletinin evladı, Çanakkale’de kefensiz yatan şanlı asker, bugünkü varlığımızın  sebebi yüce kahraman Ruhun Şad olsun.

 

                                                                                                              Muhabbet ve Saygılarımla

 

Ekrem AKAR

Tarih Öğretmeni

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile