Dr. Hayati Bice yazdı: Asıl mesele Yesevî’yi anlamak...

 

Dünyada İslamofobi’nin tırmanışa geçtiği, “Gerçek İslam bu değil” retoriğinin sıklıkla tekrarlandığı günümüzde ‘2016 Ahmed Yesevî Yılı’, Türkiye ve İslam dünyası için nasıl bir önem taşıyor? Ahmed Yesevî’ye ilişkin çalışmaları ile bilinen araştırmacı-yazar Dr. Hayati Bice kaleme aldı.

DR.HAYATİ BİCE


UNESCO, 2016 yılını “Ahmed Yesevî Yılı” olarak ilan etti ve Yesevî’nin ölümünün 850. yıldönümü dünya çapında anılması kararlaştırıldı. Bu türden sembolik anma yıllarının gerekliliği/gereksizliği hep tartışılmışsa da bir kişinin anılmasına vesile edilen yıllarda yoğunlaşılarak yapılan faaliyetlerin sözü edilen kişinin tanınması ve anlaşılmasına önemli bir katkı sağladığı bilinmektedir.

2016 Yesevî yılı içerisinde gündeme gelmesi beklenen projelerin ilk somut verimleri gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu kapsamda Ahmed Yesevî’nin Divan-ı Hikmet eseri, Ahmed Yesevî Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Musa Yıldız’ın gayretiyle yayımlandı. Kısa sürede ilk baskısı tükenen bu prestij eserinin ikinci baskısı yanında Yesevî hikmetlerinden seçmelerin üniversite tarafından İngilizce tercümelerinin yayını da bekleniyor.

Ankara’nın Gölbaşı Belediyesi gibi bazı yerel yönetimler de, 2016 Yesevî Yılı’nı değerlendirmek için örnek çalışmalara imza atıyor. Gölbaşı Belediyesi, hazırlattığı ve Ahmed Yesevî’nin Divân-ı Hikmet’inden seçme hikmetlerin yer aldığı bir eseri ortaöğrenim gençliğine dağıtıp bu öğrenciler arasında bir bilgi yarışması düzenlemeyi planlıyor.

Sivil toplum kuruluşları da etkinlik takvimlerinde Yesevî konferanslarına yer vermiş durumdalar. Bir kısmına şahsen davet edilerek iştirak ettiğim bu toplantıların 2016 yılı boyunca artarak sürmesi bekleniyor.

Ahmet Yesevî gibi tasavvuf aleminin zirve isimleri olan, çağlarını aşabilmiş mürşidlerin irşadına günümüz Müslümanları çok muhtaç.

TASAVVUFU TANIMLAMAK

Bu faaliyetlerin ülkemizde Ahmed Yesevî’nin tanıtılması, isminin bilinir hale getirilmesi açısından önemi tartışılmaz. Ancak bundan daha önemli olan, Ahmed Yesevî’nin günümüz kadar ulaşan mesajının ne olduğu ve bu mesajın bugünün dünyasında ne anlam ifade ettiğidir. Günümüzde İslâm’ın global ölçekte arz ettiği manzara, vahim bir durum almıştır. Sonuncusu Brüksel’de gerçekleşen terörist eylemler dünyada İslâm’ın ifade ettiği anlamı oldukça sorunlu hale getirmiştir. Artık ortalama Batılı için İslamofobi tanıdık bir duygudur. Bu İslamofobik dalganın yıkıcı etkisini gidermek için, Ahmed Yesevî gibi Türk tasavvuf geleneğinin seçkin isimlerinin temsilcisi olduğu sufi İslâm’ın dünyaya arz edilmek üzere yeniden üretilmesi gerekmektedir. Ancak bu yoldaki en büyük engel, bazı İslâm ülkelerinin ideolojik bir yayılma vasıtası haline getirilen Selefilik akımları olduğu kadar, tasavvufu temsil iddiasındaki yapılanmaların entelektüel bakımdan arz ettiği yetmezlik tablosudur.

Bugün ülkemizde etkin olan tasavvufî yapılanmaların yayın portföyüne bakıldığında tasavvuf geleneğinin tarihî müktesabatı ile asla bağdaştırılamayacak bir içerik zaafiyeti hemen fark edilecektir. Günümüzde hiçbir karşılığı olmayan, gençler için hemen hiçbir cazibesi kalmamış retoriğin lüks baskılarla sunulmasının sosyal bir fayda üretmediği ortadadır. İslâm dünyasını yakından tanıyan birisinin yapacağı sosyolojik bir analizin sonucu pek de iç açıcı olmayacaktır; nitekim ülkemizdeki “yüz kızartıcı suçlar” ile ‘İslâmî içerikli’ neşriyatın “nicelik artışı” arasında olması gereken ters orantı reelde böyle midir? Adalet Bakanlığı’nın suç istatistiğini yansıtan rakamları, acı gerçeği ortaya sermektedir.

ÇAĞI AŞABİLMİŞ MÜRŞİDLER

İşte bu çerçevede Ahmed Yesevî gibi tasavvuf âleminin zirve isimleri olan, çağlarını aşabilmiş mürşidlerin irşadına günümüz Müslümanları çok muhtaçtır. Bunun için arkalarında ölümsüz eserleri bırakmış mürşidlerin eserlerinin topluma ulaştırılması, okutulması ve mesajlarının anlaşılıp topluma sunulması acil bir manevî  gereklilik halini almıştır. Ancak tekrar vurgulamak isterim: Okumak başka, anlamak daha başkadır. Fakat, okumanın anlamanın ilk basamağı olduğu da kaydedilmelidir. Nitekim Ahmed Yesevî de okumaktan maksadın anlamak olduğunu ifade eden bir hikmetinde:

“Âyet-hadis mânâsı Türkçe olsa uygundur,
Anlamına yetenler yere koyar börkünü.” demektedir.

Bugüne kadar yurdun bir çok köşesinde yaptığım Yesevîlik sohbetlerinde gençlerden gelen önemli bulduğum bir soru/talep de “Yesevî mesajını anlamak için nasıl hareket etmeli? Nereye, hangi ‘kapı’ya başvurmalı?” sorusudur. Bu sorunun yanıtı olarak gönül rahatlığı ile “Git filanca dergâha, bütün safiyeti ile tasavvufu doyasıya yaşa” tavsiyesinde bulunmak maalesef neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Karşılaştığı bir ‘ham ervah’ın örselemesi ile tasavvuftan yararlanabilecek birçok yetenekli genç, bambaşka yönlere savrulmaktadır. Yesevîlik kültürü ve Ahmed Yesevî konusu ile yıllardır ilgilenen, Yesevî hikmetlerini yayına hazırlamış bir kişi olarak şu soru ile o kadar çok karşılaştım ki: “Var mı şimdi Ahmed Yesevî gibi bir mürşîd; ki gidip kapısına dervişi olayım?!”

GÖNÜL DİRİLT(İL)MESİ İÇİN

Bazı iyiniyetli dostlarımızın önerdiği şekilde meselâ Cuma hutbelerinde Yesevî hikmetlerine yer verilmesi gibi göstermelik sunumlar ötesinde, halkalar halinde “Yesevî meclisleri” teşkil edilerek hikmetlerindeki mesajlar günümüz insanına ve özellikle de gençlere ulaştırılmalıdır. Ahmed Yesevî’nin mürşîdi olan Yusuf Hemedânî’nin dilinden kaydedilen “Rütbetul-Hayat” risalesinde yazıldığı üzere: “Bir Pîr ile sohbetten mahrum olan talibin, mürşid sözlerinden her gün sekiz yaprak (16 sayfa) okumakla gönlünün dirilmesi mümkün olur.”

İslami ilginin doğru insanlar eliyle Hakk’a doğru yönlendirilmesi için gerekli olan uygulamalar artık hiç vakit kaybetmeksizin hayata geçirilmelidir.

İŞ İŞTEN GEÇMEDEN…

İslâmî ilginin ‘doğru insan’lar eli ile Hakk’a doğru yönlendirilmesi için gerekli olan uygulamalar, artık hiç vakit geçirilmeksizin hayata geçirilmelidir. Bu konu dinî konulardaki resmî otorite olan Diyanet İşleri‘nin -hemen bütün benzerleri gibi- yavaş işleyen, bezgin bürokratik mekanizmalarına devredilemez, terk edilemez, bırakılamaz. Tasavvufu temsil iddiasındaki bütün topluluklar, retoriği haşmetli vaaz ve nasihatler ötesine geçip insanlara dokunan uygulamalara başlamalıdır.

Aksi halde memleketimizin bir köşesindeki kuytu bir çay ocağında başlayan “İslamî ilgi”nin, ülkenin herhangi bir metropolünün ünlü bir caddesinde “canlı bomba”ya dönüşerek patlaması ile sonuçlandığını daha pek çok defa acı ile yutkunarak izlemek kaderimiz olacaktır.

KARAR GAZETESİ

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile