Hiçbir şart Türk birliğine engel olamaz!

Hiçbir şart Türk birliğine engel olamaz!

Türk birliği yaratılışın emridir; Türk soyunun, Türk kanının, Türk geninin emridir; tarihin emridir. Hiçbir olay, hiçbir nesne ve hiç kimse Türk birliğine engel olamaz.

                Üç yıla, beş yıla, yirmi yıla bakılarak gelecek hakkında konuşulamaz. Yedi yılın, 13 yılın cüce aktörleri, koca tarih içinde ancak bir zerre kadar yer tutarlar.

                Tarihin raflarının tozlanmış olduğunu zannedenler büyük bir aldanış içindedirler. Tarih büyük bir yaratıcıdır ve yaratmaya devam ediyor.

                Ve tarih Türk'ü yarattı.

                Türk devletini 35 yıl yöneten Motun, 2.200 yıl önce bir dünya devletinin başındaydı. Atlı birliklerden oluşan 240.000 kişilik ordusu önünde Çin ve Yüeçi dize geldi. Kuzeyde yay çeken bütün kavimler ve Türkistan'daki bütün şehir devletçikleri onun buyruğuna girdi. Bu büyük hükümdar, Oğuz Kağan adıyla Türk milletinin damarlarında ve yaddaşında (hafızasında) yer aldı. Hatırasıyla Türk milletine yüzyıllarca yön verdi.

                Türkler boz bir kurttan türediklerine inandılar. Kurt söylencelerini yüzyıllarca nesilden nesile aktardılar ve Çin tarihlerine yazdırdılar. Bozkurt efsanesine göre dünyada tek bir Türk kalsa Türklük yine ölmezdi. Ölmedi, Ergenekon'da çoğaldı ve yeniden dünyayı tuttu.

                Çin'e tutsak olduklarında da kurt soyundan geldiklerine inanıyorlardı. Bu inanç damarlarındaki kana özgürlük ve bağımsızlık geni olarak sindi. "Bir zamanlar devletim vardı, şimdi nerede; bir zamanlar kağanım vardı, şimdi nerede?" diye sordular. Çin sarayını basan 40 yiğidin başında Kür Şad adlı bir kurt balası vardı. 40 yıl sonraki kurt çocukları İlteriş ve Tunyukuk idi.

                Kanlarına sinmiş olan Türk ruhunu Orhun ve Tola vadilerinde taşlara vurdular.

                Satuk Buğra Han bir düş gördü; düşünde Türk'ün geleceğini gördü, Müslüman oldu. İşaret parmağını ileri uzattı ve Batı ufuklarını gösterdi. Daha 100 yıl geçmemişti; Çağrı Beğ Batı ufuklarında at koşturuyor, Oğuz için vatan tutuyordu.

                Osman, Orhan, Hüdavendigâr, Yıldırım, Çelebiler, Murat ve Fatih... Oğuz'un kutlu kuşağı. Kurt çocukları dünyanın Batı tarafını tuttular.

                Temür, Şahruh, Babür... Dünya bize dar gelir, dediler; Türkistan'ı, Hindistan'ı tuttular.

                Neandertal genli Batı, bir ara Türk'ü yok ettiğini sandı. Sarışın kurttan haberi yoktu. Mavi gözlü kurt, Türk'ün önüne düştü, yeni bir Ergenekon yarattı. Türk bağımsız, Türk onurlu, Türk güçlü oldu. Kızıla gömülenler, yeşile bulananlar bunu hiç anlamadı.

                Türk çocuğu, gözlerini çevir de bak! Azerbaycan'daki Türk, işaret parmağı ile serçe parmağını kaldırmış; "Haray haray men Türk'em!" diye haykırıyor. Kazak elindeki Türkler "Birigingder, birigingder!" (birleşiniz, birleşiniz) diye dombıraya vuruyor; Uygur elindekiler "uçraşkanda" (buluşunca) diye özlemini dile getiriyor, küye (nağmeye), nahşaya (şarkıya) işliyor. Kosova'daki 20.000 Türk'ün şiirine, romanına, türküsüne, uduna, sazına kulak ver! Hepsinde Türk var.

                Azeri, Özbek, Türkmen, Karakalpak, Kırgız, Kazak, Uygur, Tatar, Başkurt, Karaçay, Malkar, Kumuk, Hakas, Altay, Tıva, Saha, Çuvaş demekle Türk'ün bölüneceğini mi sanıyorsun? Kerkük'e, Bayır Bucak'a yeşil / kara kefere; Kırım'a kızıl kefere girdi diye Türk'ün yok olacağını mı sanıyorsun?

                Var olmak ve birleşmek Türk'ün alnına yazılmıştır. Hiçbir şart ve hiçbir kimse alın yazısını silemez.

                Koca bir tarihin itişi var: Türk'ün dirilişi ve birleşmeye doğru yürüyüşü haktır ve mutlak gerçek olacaktır.  

PROF. DR. AHMET BİCAN ERCİLASUN / YENİÇAĞ GAZETESİ

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile