Bir garip öldü diyeler

Böyle büyük bir ilim adamına bu yapılanı havsalam almıyor. Devlet ricalimiz, cemiyetimiz bu kadar önemli bir bilim adamının değerini bilse, genç  nesillerimiz ona gıpta etmez mi?

İlimde geri kalmamız devletimizin bütün kurumlarını etkilemiş, bu yüce milleti perişan hale getirmiştir. Son yüzyıllarda ülkemizin yetiştirdiği iki-üç önemli ilim adamımızdan biri, belki de en önemlisi Oktay Sinanoğlu’dur. Bir film artistine, bir şarkıcıya, bir politikacıya gösterilen rağbet, ne yazık ki onun ölümünden kıskanılmıştır. Aslında basın ve yayın organlarımız kendilerine yakışanı yapmıştır.

Amerikan tarihinde ender görülecek şekilde 28 yaşında profesör olmuş, elli yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını çözerek adını matematik tarihine yazdırmış, 1973’te Almanya’nın en  prestijli ödüllerinden olan ‘Aleksander von Humboldt’ ödülüne layık görülmüştür. Amerika Bilim ve Sanat Akademisi’nin ilk ve tek Türk üyesi olan Oktay Sinanoğlu iki kez kimya dalında Nobel’e aday gösterilmiştir. Siyasi sebeplerden dolayı hak etmesine rağmen Nobel’i alamadı; güzel milletimize bühtan etseydi, şanlı tarihimizi aşağılasaydı, ona Nobel değil, daha kim bilir neler verilirdi…

Almanya’nın ARD televizyonu Oktay Sinanoğlu’yla röportaj yapacağını duyurunca, saatini bekleyip ekran başına geçtim. Oktay Bey anadili gibi İngilizce konuşuyor, spikerin suallerine çatır çatır cevap veriyordu. İş Nobel ödülüne geldiği vakit Oktay Bey; “Bunun cevabını ferasetinize bırakıyorum.” dedi. Bunun üzerine spiker şu soruyu yöneltti: “Siz aşırı milliyetçisiniz, neden bilimsel çalışmalarınızı Amerika’da yapıyorsunuz?” Oktay Bey’in cevabı ibretlikti: “Bütün Avrupalılar milliyetçidir; ama bu soruyu sadece bana soruyorsunuz. Çeşitli sebeplerden dolayı milletimiz fakir düştü; devletimiz bilimsel kaynaklara yeteri kadar  kaynak aktaramıyor. Ayrıca ben Amerika’da hangi üniversite ile anlaşma yaparsam, bulduğum sonuçları kendi devletimle paylaşacağıma dair kayıt koyduruyorum.”

Bu röportajdan bir süre sonra Kimya Enstitüsü’ne gitmiştim. Orada iki akademisyenin Oktay Sinanoğlu ile Einstein’ı bilimsel olarak mukayese etmelerine kulak misafiri oldum, kütüphanede kendisinin makalelerinin tercüme edildiğini, ‘Die Gesetze von Sinanoğlu’  (Sinanoğlu Kanunları) adı altında kitap olarak yayınlandığını görünce iftihar ettim.

Sayın Namık Kemal Zeybek kültür bakanı idi,  Türk bilim adamlarına ödüller verilmişti. Bu münasebetle Oktay Bey de Türkiye’ye gelmişti;  törenden sonra Beyazıd Devlet Kütüphanesi’ne uğradı. Birkaç gün önce bir gazetede kendisinin  Budist olduğuna dair yayınlanan bir haberi hatırlatarak neden yalanlamadığını sordum. Kendisini yakından tanıyordum, manevi değerleri dört dörtlüktü. Çantasından bir gazete çıkardı, yolladığı tekzip metnini kuşa çevirmişlerdi, hiçbir şey anlaşılmıyordu. Bizim gazetelerimize göre Müslüman’dan bilim adamı olmazdı; en azından bu fikri milletimize aşılamak istiyorlardı.

Ağır bir bel fıtığı rahatsızlığı sebebiyle evde istirahat ettiğim günlerde, yalnız olduğum için iki-üç günde bir ziyaretime gelirdi. Vatanın, milletin derdiyle dertlendiğini, kahrolduğunu yakından biliyorum. Saatlerce bıkıp usanmadan anlatır, milletin ilimde, sanayide, kültürde bir adım ileriye gidebilmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan  kendini ileriye atardı.

Almanlar böylelerine ‘Weltfremd’, yani ‘dünya yabancısı’ derler. Böyle bir insanın iyi bir evladı, yeğeni, eşi yoksa işi çok zordur. Çünkü onun kafası bir yerlerle meşguldür, belki de rüya alemindedir, dünyanın dalaverelerine aklı pek ermez.

Oktay Bey bir hazine idi; milletimizin çocuklarının ondan istifade etmeleri gerekirdi. Arkadaşlarının, öğretim üyesi olarak Türkiye’de bir üniversitede görev alması için ısrarları sonucu, müracaat etti. Başvurusu kabul edildi, kendisine çay ocağının yanında bir oda verildi, telefonu da çay odasının telefonu ile paraleldi; çalışırken telefon çalıyor, karşıdaki ses  ‘Falanca odaya iki çay!’ diyordu. Türkiye’deki ciddiyetsiz üniversite ve bilim ortamına fazla tahammül edemedi, istifa etti. İlim adamının değerini, ancak ilim adamı bilebilirdi.

Yunus Emre şu dörtlüğü herhalde Oktay Sinanoğlu ve onun gibiler için yazmıştır: “Bir garip ölmüş diyeler/Üç günden sonra duyalar/Soğuk su ile yuvalar/ Şöyle garip bencileyin.”

Üstadım, ne yapalım ki biz senin kıymetini  bilemedik; ama ilim tarihindeki yerin ve değerin yüzyıllar geçse de minnetle ve saygıyla anılacak. Ruhun şad olsun…

Mehmed NİYAZİ / ZAMAN

 

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile