Suriye Türkleri / Prof. Dr. Mustafa KAFALI

Suriye Türkleri-I*

Prof. Dr. Mustafa KAFALI

Güney komşumuz olan Suriye'de bu gün 300 bin kadar Türk yaşamaktadır. Suriye Türkleri'nin yerleşik hayata geçişleri bir hayli eski olmasına rağmen, umumiyetle mensubu oldukları tarihî Türkmen boy ve oymaklarının adını halen taşıdıkları ve ananevi yapılarını muhafaza ettikleri için, bulundukları bölgelerde, yine "Türkmen" adı ile bilinmektedirler. Dolayısıyla toplu halde Suriye'nin kuzeyinde meskûn bulunan ve safiyetleri bozulmamış olan bu Türk topluluklarını, yazımızda Türkmen adıyla zikredeceğiz.

 

23 Mayıs 1040'da Selçuklular'ın Dandanakan zaferinden sonra Oğuz İli veya diğer adı ile Türkmen-İli, dalgalar halinde yurt tutmak üzere Ön-Asya'ya intikâl ederken, birçok Türkmen boy ve oymakları, 1063 yılından itibaren Suriye'ye girerek kendi hayat şartlarına uyabilecek bölgeleri vatan edinmişlerdi. Suriye'deki ilk Türkmen yerleşmesinin Halep ve Lazkiye şehirleri Ve bunların kuzeyindeki bölgede olduğu anlaşılıyor. Daha sonra Türkmen iskânı Akdeniz sahili tarafında Lazkiye'den güneyde Trablusşam'a doğru ve iç kısımda da Âsi Irmağı vadisi boyunca Hama, Hums ve Şam istikametinde gelişmişti. Anadolu Selçuklu Sultanı Kutalmış oğlu Süleyman (1077-1086), Çukurova, Maraş, Gaziantep, Antakya bölgeleri ile birlikte Halep-Lazkiye hattının kuzeyinde kalan bölgeleri Ermeni ve Bizanslılar'dan fethederken; Suriye Selçuklu Sultanı Tutuş (1078-1095), Sina Yarımadası'na kadar uzanan Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin'i Fanmîler'den almışlardı. Suriye Selçuklu Devleti'nin zaafa uğramasından sonra kuzeyde Haleb bölgesinde Musul Atabegler'i; güneydeki Şam bölgesinde ise Börüler veya Tuğ-Tiginliler adındaki Şam Atabegler'i hakim oldular. Bu devrede Haleb bölgesine Oğuz boylarından Yıvalar'a mensup Yaruklu Türkmenleri, kendilerinden önce buraya gelerek yurt tutan Türkmenler gibi, dirlik sahibi oldular. Musul Atabeği İmadeddin Zengi'nin oğlu Nureddin Mahmud Zengi (1146-1174), 1154 yılında Şam Atabeğliği'ne son vererek, böylelikle bütün Suriye'yi Musul Atebeğli'ne bağlamış oldu. Daha sonra kumandanlarından Selâhaddin Eyyübî vasıtasıyla, 1171 yılında Mısır Fatımî Devleti'ni de ortadan kaldırarak; kudretinin en yüksek derecesine erişti. Daha sonraları Atabeg Devletine, Selâhaddin Eyyübi’nin kurduğu Eyyubîler Devleti (1183-1250) ona da Türk Memluk Sultanlığı (1250-1517) halef olmuştur.

 

1243 yılında Anadolu Selçuklu ordusu, Kösedağ Muhaberesi'nde Moğollar'a mağlûp olunca Anadolu'daki nizam bozulmuş dolayısıyla bazı Türkmen boyları, Anadolu'dan ayrılarak Memlûk Sultanlığı'na bağlı olan Suriye'ye göçmüşlerdir. Sultan Baybars (1260-1277) zamanında 40 bin çadırlık büyük bir Türkmen topluluğu Haleb bölgesine gelerek yerleşmişlerdi. Bunların kışlığı Kuzey Suriye, yaylakları ise Maraş, Uzun yayla ve Sivas'a kadar uzanmaktaydı. Böylelikle XIII. Yüzyılın ikinci yarısında bilhassa Suriye'nin kuzeyi tam manâsıyla Türkmen yurdu haline gelmişti. Bunlar Türkmen İli'nin tarihî yapısına uygun şekilde Bozok ve Üçok teşkilâtını da muhafaza etmekteydiler. Bozoklar, Amik Ovası'ndan itibaren doğuya doğru Haleb bölgesinde ve buradan da Âsi Irmağı vadisi boyunca Şam bölgesine kadar yaygındılar. Bozoklu Türkmenler içinde en mühimleri Bayat, Afşar, Beğdili ve Döğer boyuna mensup olan oymaklar yer almaktaydı. Üçoklar ise Amik Ovası'ndan güneye doğru, Lazkiye ve Trablusşam istikametinde Ensariye Dağlarının batısında meskûn idiler. Bunların en meşhurları Yüreğir, Yiva, Kınık, Bayındır, Salur ve Eymür boylarına bağlı oymaklardı. Kaynaklarda Suriye'nin kuzeyinde oturan Türkmenler'e "Haleb'li Türkmenleri", güneyinde oturanlarına ise "Şamlı Türkmenleri"  denmektedir.     XIV. yüzyılda varlıklarını gösteren Dulkadırlı Türkmenleri, kuzey Suriye'de oturan Bayatlarla, Akkoyunlular Bayındır boyuyla, Karakoyunlular, Yiva-boyuyla, Ramazanoğulları, Yüreğir boyu ile doğrudan doğruya alakalıdırlar. Bundan başka Köpekli, Gündüzlü ve Kut-Beğliler, Afşar boyuna İnallular, Beğdili boyuna, Bozcalılar, Pehlivanlılar ve Reyhanlılar, Bayat boyuna bağlı Halebli Türkmenleri'nden idiler. 1402 yılında, Ankara muharebesini kazanan Timur, Anadolu'dan ayrılırken, 1243 yılından sonra Anadolu'ya yerleşen Kara Tatarlar'ı Türkistan'a geri götürünce, Halebli Türkmenleri yurtlarını muhafaza ettikleri halde, güney Suriye'de oturan Şam Bayadı başta olmak üzere Şamlı Türkmenleri, umumiyetle kuzeye ve iç Anadolu'ya tekrar dönmüşlerdi. XV. Yüzyılda Yuva boyuna bağlı oymaklar ile Akça-Koyunlu ve Ağçalı Türkmenleri'ni artık kuzey Suriye veya Anadolu'da görmekteyiz. XV. Yüzyılın sonu ve XVI. Yüzyılın başlarında Halebli Türkmenleri arasında Boz-Ulus bakiyesi Harbendelü, Acurlu, Bahadırlu, Hacılu, Karkın, Kızık, Peçenek, Kınık, Döğer boy ve oymaklarına bağlı unsurlar da bulunmaktaydı.

 

XVII. Yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu bölümünde, Celâli hareketlerinin gelişmeğe başlaması üzerine, bir çok köy ve kasabalar, harabe haline germişti. Aynı şekilde Haleb'in kuzeyindeki Azez, Bab ve Münbiç'e bağlı bazı köyler ile Urfa vilâyetinin güneyindeki Harran ve Culab Havzası ile Fırat Irmağı'na dökülen Belih Irmağı boyu ve Fırat boyundaki Balis ve Rakka bölgeleri yer yer bu tahribattan zarar görmüştür. Bu bölgedeki Celâlîlerin en büyüğü 1603-1607 yılları arasında Antep ile Haleb sırasındaki havaliye hükmeden Canpolatoğlu'dur. Bilahare üzerine ordu gönderilerek bertaraf edilmiştir. XVII. Asrın ortalarında Arabistan'ın Necid bölgesinden gelen Şammar Arab aşireti, Suriye çölüne hâkim olduktan sonra, kuzey Suriye'deki Türkmen köylerine de baskınlarda   bulunarak   tahribat   yapmağa   başladılar. Şammar aşiretini takiben 20 sene sonra diğer bir Arab aşireti olan Anezeler, bu bölgeye geldiler. Şammar aşireti, Anezeler'in baskısına dayanamayarak Fırat Irmağı'nın doğu tarafına geçtiler. Şammarlar'ın yerine hâkim olan Aneze aşireti ise Haleb'e kadar bütün Suriye Çölü'nü hâkimiyetleri altına aldılar. Önce Şammar sonra da Aneze aşiretlerinin bu yerleşme hareketleri her şeye rağmen Türkmenler'in iskân sahasına nüfuz etme kudretini gösterememiştir. Ancak Haleb hattının kuzeyinde kalan Azez, Bab, Münbiç ve Harran'a bağlı birçok Türkmen köyü ile bilhassa Fırat boyundaki Balis bölgesi, Urfa'nın güneyindeki Culab Havzası ve Fırat'a dökülen Belih Irmağı boyundaki Türkmen köyleri yer yer bu mücadeleler neticesinde tahribata uğramıştı. Bu durum üzerine XVII. yüzyılın sonlarında, nüfusu yer yer eksilen bu bölgeye, kuzeye çıkmış olan Haleb'li Türkmenlerinden bir kısım oymaklar ile Yeni-îl Türkmenleri'ne bağlı bütün Beğdili abaları ve Bozuluş Türkmenlerinden bazı topluluklar Harran ve Akça-Kale'den itibaren güneye doğru Culab ve Belih Irmakları boyunca Rakka'ya kadar iskân olundular. Bu meyanda, Sivas ve Amasya bölgesinde oturan Ulu-Yörük cemaatından İl-Beğli Oymağı Münbiç merkez olmak üzere, bütün çevre köylerine ve Kilis istikâmetinde yerleştirildiler. İl-Beğliler'in bir kısmı ise Amasya tarafında kalmıştı. Sivas-Malatya arasındaki Yeni-İl Türkmenleri'ne bağlı bütün Beğdili obaları ve Boz Ulus Türkmenleri'nden bazı topluluklar Harran ve Akça-Kale'den itibaren güneye doğru Culab ve Belih Irmakları boyunca Rakka'ya kadar iskân olundular. Sivas Amasya bölgesinde oturan Ulu Yörük cemaatından ÎI-Beğli Oymağı, Münbiç merkez olmak üzere bütün çevre köylerine ve Balis istikametinde yerleştirildiler. İl-Beğliler'in bir kısmı ise Amasya tarafında kalmıştı. Sivas, Malatya arasındaki Yeni-İI Türkmenleri'nden Beğdili'ye bağlı oymaklardan başka Akça-Koyunlu, Musacah (Musa-Hacılı), Ceritîer'in bir kolu olan Barak Oymağı, imanlı Afşar'ı, Çimeli Oymağı, Karkın ve Çepni boylarına bağlı bazı topluluklar ile Boz-Ulus'dan İzzeddinli, Köçekli, İnallı, Acurlu, Hamza-Hacılu, Ak-Başlı, Kızıl-Koyunlu ve Kırıntılı oymakları iskâna tabi tutulanlar meyanındadır. Yalnız Rakka ve Balis ile Belih'in Fırat'a katıldığı bölgeler, çöl ikliminin hâkim olduğu, sıcak ve kurak rüzgarların kavurduğu sahalar olduğu için Türkmenler'in yerleşmesine uygun değildi. Aynı zamanda çöle hakim olan Suriye tarafındaki Anezeler ve Irak tarafındaki Şammarlar ile de devamlı surette mücadele etmek mecburiyetinde kalıyorlardı. Dolayısıyla Rakka bölgesindeki bu Türkmenler, ağır ağır kuzeye hicret ederek, Azez, Bab, Münbiç, Carablus, Çobanbeğ ve Gazİantep'in güneyinde oturan diğer Türkmen kardeşlerinin yanına iltihak ettiler. Zira bu bölge, deniz seviyesinden yüksek yayla mesafesinde olan ve Türk hayat şartlarına elverişli karakterdeki Gaziantep ovasının Haleb'e kadar uzanan devamı, mahiyetindeki yerlerdi. Yani çöl ikliminin tesiri dışındaki sahalardı. Bu şekilde devam eden hareket neticesinde XIX. Yüzyılda Rakka bölgesi, yerleştirilen Türkmenler’in terk ettiği bir saha durumuna gelmişti. Bunun üzerine bu yüzyılın ikinci yarısında Toroslar üzerinde ve Uzunyayla'da oturan Afşar oymakları, buralara zorla iskân edilmişlerse de halen Afşarlar arasında acı hatıralar halinde nakledilen destani parçalardan anlaşıldığına göre; yayla havzasına alışkın olan bu oymaklar, alışkın olmadıkları çöl ikliminden ve hastalıklardan nüfus kırılmasına duçar kalmışlardı. Netice onlar da bir önceki Türkmen oymakları gibi daha kuzeye göçerek, Münbiç'e bağlı Afşar Bucağı çevresine yerleştiler.

 

Görüldüğü üzere Suriye'deki Türkmenler, esas itibariyle çöl iklimiyle katiyen bağdaşamamışlar, buna mukabil Haleb-Lazkiye hattının kuzeyinde kalan iklim ve coğrafî şartlar bakımından Anadolu'nun Suriye'deki devamı olan bölgeyi ısrarla vatan olarak tutmakta devam etmişlerdir. 1063 yılında Türkmenler'in Suriye'yi fethinden itibaren, 1918 yılında Osmanlı-Türk kuvvetlerinin Haleb'in kuzeyine çekilişlerine kadar; 900 yıla yakın bir müddet Suriye, Türk hâkimiyetinde kalmıştır. 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütârekesi'nden sonra Suriye, Fransız nüfuz bölgesine girmişti. Hattâ Fransızlar, Urfa, Anteb, Maraş, Antakya, İskenderun ve Adana bölgelerinde ileri harekata devam ederek buralarda da hâkim olmak istemişler, ancak Türk halkın mukavemeti karşısında çekilmek mecburiyetinde kalmışlardır. 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara'da Millî Mücadele Hükümeti ile sulh anlaşması yapan Fransızlar, Payas-Hassa-Kilis-İlbeğli ve buradan itibaren de Nusaybin'e kadar uzanan demiryolu hattının güneyine çekilerek bunun kuzeyindeki Türk hâkimiyetini tanıdılar. Ayrıca bu hattın güneyinde kalan o tarihlerde yarım milyonun üzerindeki Türk nüfusunun kültürlerine hürmet etmeği ve Rakka bölgesindeki Caber Kalesi'nde Türk garnizonunun bulunmasını kabul ediyorlardı. 1936 yılında Suriye'deki Fransız mandasına yeni bir şekil vermek üzere hareket başlayınca bu günkü Hatay vilayetimizdeki Türkler, 1938 yılında Suriye'den ayrılarak müstakil cumhuriyet kurmuşlardı. Nihayet 29 Haziran 1939 da Hatay Millî Meclisi'nin anavatana ilhak kararını alması ile bu vatan parçası Türkiye hudutları dahiline girmiştir. Fakat, Hatay Türkleri gibi Türkiye'ye katılmayı ümit eden, Suriye'nin Türkiye'ye komşu bölgelerinde oturmakta olan diğer Türk nüfus, maalesef halen Suriye dahilinde kalmıştır. Halihazırda asgarî 250 bin Türk, Haleb ve Haleb'in kuzeyinde, 50 bin kadar Türk ise Lazkiye ile Hatay vilâyetimizin arasında kalan, iki ana bölgede toplu olarak yaşamaktadırlar.

 

Haritada da görüldüğü üzere bu iki bölgeden, batıda olanı, Ensâriye dağları ile Akdeniz arasında kalan ve Lazkiye'nin kuzeyindeki Bayır ve Bucak nahiyeleridir. Bayır ve Bucak Türkmenleri diye bilinen bu bölge Türkler'i Hatay vilayetimizdeki Türk nüfusun buradaki devamıdır. Bayır ve Bucak bölgesi kahir ekseriyetle Türklerle meskûn olup yukarıda da söylediğimiz üzere miktarları 50 bin kadardır. Türkler'in oturduğu diğer bölge ise Haleb Vilâyetini’n kuzeyinde bulunan ve Gaziantep vilâyetimize komşu olan Münbiç, Bab, Azez kazaları ile Afrin Suyu'nun batısındaki Kurt ve Havar dağları bölgesidir.. Bu bölge Türkleri, bir kısmı Gaziantep vilâyetinin güneyinde oturan İI-Beğli, Akça-Koyunlu ve Baraklı Türkmenleri’nin devamı mahiyetindedirler. Haleb'in kuzeyinde yer alan Türk bölgesi, coğrafî durum bakımından, deniz seviyesinden 600-800 m. Yükseklikte olan, Gaziantep ovasının Suriye'deki parçasıdır. Haleb şehrine kadar uzanan yayla seviyesindeki bu düzlüklerden sonra Haleb'in güneyinde birdenbire Türkler'in yaşamağa alışmadıkları çöl iklimi ile Arab nüfus başlamaktadır. Yani bu bölge iklimi, tabiat şartları ve coğrafyası gibi nüfusu bakımından da Anadolu'nun ve Türkiye'nin tabiî parçası durumun­dadır. 250 bin kadar Türk nüfusun yaşadığı bu ikinci bölümde de Türkler, kahir ekseriyettedirler. Adı geçen Türk bölgelerinden başka 466 bin nüfuslu Haleb, şehrinde 50 bin, 100 bin nüfuslu Lazkiye şehrinde 15 bin kadar Türk yaşamaktadır. Dolayısiyle Suriye'deki umum Türk nüfusu, 300 binin üzerindedir. Son nüfus sayımında 6 milyon 294 bin nüfusa erişen Suriye'nin 2 milyona yakın miktarını, Arab olmıyan nüfus teşkil etmektedir. Buradan 700 bin kadarını Hıristiyan unsur (Ermeni, Nasturî, Süryanî ve Marunî), 300 binini Türkler, 500 binini Alevî-Aramî, 150 binini Dürziler ve bunlardan başka bir çok azınlık unsurlar Suriye nüfusuna dahildirler. Bu yapısı ile Suriye, kırk ambar misalî bir memleket durumundadır.*

Töre Dergisi, Sayı: 21, Şubat 1973. Düzenleyen: Dr. Ali GÜLER.

* Rakamlar 1973 yılında makalenin yayınlandığı yıl itibariyledir. Bugün araştırmacılar Suriye’deki Türkmen nüfusunu 3 milyon civarında göstermektedirler.

 

SURİYE TÜRKLERİ - II*

 

Prof. Dr. Mustafa KAFALI

Suriye, Osmanlı hâkimiyetine girdiği 1516 yılından 1918 yılına kadar 400 seneden fazla bir zaman kuzeyde Haleb ve güneyde Şam olmak üzere merkeze bağlı iki vilâyet halinde idare edilmiştir. Bu iki vilâyetten Şam, esas itibariyle Arab nüfusunun iskân sahası olduğu halde, Haleb vilâyeti nüfus bakımından kahir ekseriyeti Türk vilâyeti durumunda idi. Maraş, Gaziantep, İskenderun, Antakya, Urfa ve Rakka, Haleb vilâyetinin sancakları idi. Bu sancaklardan ancak Rakka bölgesindeki XIX. Yüzyıldan sonra Türk nüfus iskânı zayıfladıktan sonra Arab nüfusu onun yerine kâim olmuştur. Dolayısıyla asgarî bir tahminle Haleb vilâyetinin nüfusu merkezi de dahil olmak üzere % 80'nin üzerinde Türk nüfusun yaşadığı bir bölge durumunda idi. 1918 yılında Türk kuvvetlerinin Haleb'in kuzeyine çekilmesini takib eden hadiseler ve 1920 yılında Fransızlar ile yapılan hudut anlaşması Haleb vilâyetini ikiye böler şekilde olmuştu.

 

Her ne kadar yukarda söylediğimiz üzere 1939'da Hatay vilâyeti Türkiye'ye ilhak edilmişse de, halihazırda Suriye'de bilhassa Hatay vilâyeti ile Gaziantep Vilâyetimizin Suriye'ye komşu olan bölgelerinde kesiksiz olarak yüzlerce Türk köyü Suriye tarafında kalmıştır. Bunlardan birinci grubun Bayır ve Bucak Türkmenleri olduğunu söylemiştik. Bugün Lazyike vilâyetine bağlı olan Bayır-Bucak Bölgesi kamilen Türk köyleriyle meskûndur. Yalnız Antakya'nın Yayladağ hududuna komşu olan Keseb nahiyesi ile buna bağlı olan Çınarcık, İki-Oluk, Kara Duran, Kabacık, Eski Ören ve Düz-Ağaç köylerinde, sonradan buraya yerleştirilmiş olan Ermeni nüfusa da rastlanır. Fakat bunlar yekûn teşkil etmezler. Bu köyler isimlerinden de anlaşıldığı üzere eski Türk köyleri olmalarına rağmen Fransız idaresi devresinde iken Ermenilerin, adı geçen köylere yerleştirildikleri anlaşılıyor. Hemen bu köyleri takiben güneye doğru sahil tarafından Bucak nahiyesi köyleri, içeri kısımda da Bayır nahiyesi köyleri Uluçay (Nehr ül Kebir)'e kadar uzanır.

 

Uluçay, Yayladağ yakınlarından çıkarak, Lâzkiye yakınlarından Akdeniz’e dökülen, bu bölgenin mühim ırmaklarındandır. Bucak nahiyesine bağlı Türkmen köyleri, Lâzkiye'nin kuzeyinden denize dökülen Arab çayı (Nehr ül Arab)'na kadar devam ederler.

 

Bucak bölgesinde Türkmen köyleri, bizim hudu­dumuza yakın Güvercinkaya Burnu ve Kara-Duran Dağının sahil tarafından ve güneyinde yer alan Bodur-Su köyü ile başlar. Buna yakın olan Himmetli ve Kızıllı köyleri, iç tarafta ise Bohça-Ağız, Fakı-Hasan köyleriyle devam eder. Yine sahilde Alaca Burnu tarafında Alaca, Karakol-Köyü, Gümüş-Hort yer alır. Alaca bölgesinin güneyinde Akdeniz'e dökülen Kandil Deresi ile Akdeniz sahili arasındaki köyler, "İsa-Beğli Köyleri", adı ile anılır. Bu köyler şunlardır; İsa-Beğli Karamustafa, Büyük Pınar Köyü, Çiçekli Yazı, Sazak, Bozoğlan, Ağtaş, Zeytuncuk, Kaynarca, Kara Koca, Kızardı, Turunç, Kırca Ali, Kığır ve Damat köyü. Adı geçen köyler, İsa Beğli adını alan Türkmen teşekkülünün yerleşme sahalarıdır. Kandil Deresi ile daha, güneydeki Arab Çay'a kadar uzanan sahada sahile yakın olan Eski Kulluk, Dik Ağa, Çabıtlı, Süleyib ve Burç (Burc-ı İslâm) köyleri bu bölgenin güneyinde kalan en son Türkmen köyleridir. Bucak nahiyesinin merkezi Kandil deresi'nin doğusunda kalan Saray-Köy'dür. Saray-Köy'ün kuzeyinde yer alan Bucak köyleri şunlardır: Gergili, Kara Bucak, Şeyh-Veli, Kantara, Mılıklı, Kisecik, Çardaklı, Yumurcak, Gökdağ, Mülk, Kepir, Kulplu-Seki, Karamanlı, Külâhlı, Halitli, Çangaralı,   Çalkamalı,   Filikli,   Kerengül,   Karaca,   Türmenli köyleridir. Saray-Köy'ün batısında Çarmıhı, Camuslu, Baskın, Kıraç, Parmaksız, İskenderli, Zinzif ve Bostancı köyleri bulunur. Yine Saray-Köy'ün güneyindeki köyler şunlardır: Meydancık, Avanlık, Acramlı, Bel-Veren, Çukur-Veren, Zahre-Veren, Kandilcik, Hamam, Beyti-Nasir, Kara-Cücük, Moll-Mahmudlu, Kızıl Cura, Yalnız Çam, Mülek, Büyük Kızıl Cura, Hasancık, Kır Esat, Deli Köy, Küçük Kırca Ali, Kestel ve Seğirt Ali köyleridir. Bucak nahiyesinin güneyindeki Behlûlîye nahiyesine bağlı Hırbet Türk, Hırtes Türk Köyleri yine bu köylerin devamı durumundadır. Saray Köy’ün batısında ise Şiran, Elmalı, Ayvalı, Muran ve Emlik Köyleri yer alır.

 

Bucak nahiyesi'nin doğusunda Bayır Nahiyesi, yer alır. Bayır Nahiyesi'ndeki Türkmen köyleri, Uluçay hudutlarına kadar uzanır. Bu nahiyenin merkezi Kebeli'dir. Kebeli'nin kuzeyinde Türk hududuna doğru uzanan köyler, Türkiye tarafındaki Yayladağ kazasının köylerinin devamıdır. Bu köyler sırası ile şunlardır: Kara Kise, Moruklu, Keller, Salmur, Kara-Pınar, Salur, Yamadı, Zeytuncuk, Dağdağan, Dere-Yurt, Ablaklı, Dervişli, Çukurcuk, Kolcuk, Kabaklı, Çanacık, Ovalık, Kop Kaya, Hıdan, Saldıran, Karaca Ağız, Kara Ahmet, İsa Pınar, Ilıcak, Aşağı Karamanlı, Yukarı Karamanlı ve Kör Ali köyleridir. Kebeli'nin doğusunda bulunan ve Uluçay'a doğru uzanan köyler ise sırasıyla: Kara Ağıl, Kuruca, Basara, Züveyli, Beyti Veli, Han Köy, Kazancık, Mağara, Kara Cura, Beberli, Ağca Bayır, Şambaz, Kelez, Seren, Aynül Hamam, Şah Muran köyleridir. Kebeli'nin güneyindeki köyler ise, Mağara Dere, Gündeşli, Kapaklı, Han Bektaş, Hıbıtlı, Kasap, Çolturman, Dırahtlı, Ayvalık, Dığmışlı ve Canlı (Gımam) Köyleridir. Bayır nahiyesi'nin batısında, kuzeyde Kızıl Dağ'dan çıkarak kuzey güney istikametinde akıp, güneyde Uluçay'a katılan Kızıl Çay, Bayır ve Bucak bölgelerini ikiye ayırır. Bucak bölgesi, daha ziyade ovalık ve düzlükleri; Bayır bölgesi ise ismine uygun olarak yüksek tepeleri ve yaylaları ihtiva eder. Umum olarak isimlerinden de anlaşılacağı üzere bu bölge, tamamen Türkmen nüfusla meskûndur. Bayır ve Bucaklı Türkmenlerden vilâyet merkezi olan Lâzkiye şehrine yerleşenler de vardır. Bugün nüfusu 100 bine yaklaşan Lâzkiye şehrinde 15 bin kadar Bayır ve Bucaklı Türk yaşamaktadır.

 

Kuzey Suriye'de bulunan diğer grup Türkmen Köylerinin Haleb'in kuzeyinde yer aldığını söylemiştik. Bu köyler, Hatay vilâyetimizin doğusunda ve Antep Vilâyetimizin güneyinde bulunan köylerimizin, Suriye'de devam eden uzantısı durumundadır. Bu köylerin en batısında bulunanlar Antep vilâyetimizden çıkarak Kilis'in batısında Arslanlı Suyu, Deli Çay ve Basuncu Suyu ile birleşerek Kuzey güney istikametinde akan Afrin Suyu'nun batısında kalan, Havar Dağı ve Kurt Dağı bölgesinde bulunan Türkmen Köyleridir. Afrin Suyu, Suriye topraklarına girdikten sonra Haleb'in batısında bulunan Seman Dağları'nı doğuda, Havar ve Kurt Dağı'nı batıda bırakmak üzere güneye doğru akarken, Havar Dağı bölgesinden İnce-Su ve Ok Deresi, daha aşağı bölgede de Kurt Dağından doğan Çerçim Deresi ile birleşir ve Barıya doğru dönüş yaparak Reyhanlı'nın kuzeyinden Hatay topraklarına girer ve Amik Gölüne dökülür. Afrin Suyu ile Türk hududu arasındaki bu bölgede pek çok Türkmen köyü mevcuttur. Bu bölgenin kuzeyindeki Havar Dağı ile güneyindeki Kurt Dağı arasındaki Ok Deresi vadisi boyunca, hududumuzda bulunan Meydan-ı Ekbez'den Suriye'ye giren Haleb Demiryolu geçer ve bu bölgeyi iki kısma ayırır. Kuzeydeki Havar Dağı bölgesi, umumiyetle Türkmen Aşiret Köyleridir. Arin Irmağına katılan ince Su Irmağı, Havar Dağı bölgesini Doğu ve Bati olmak üzere iki bölüme ayırır. İnce Su'nun batısında, hududumuzdaki Meydan-ı Ekbez'den itibaren, güneye doğru Deli Osman, Bin direk, Velidli, Deli Oba, Güvende, Tepe Köy, Koru Köy, Pullu, Salaklı, Atamanlı, Ali Viran, Firfirik, Meydanlı Oba, Alemdar, Çakmak, Küçük Çakmak, Çabanlı, Mamalı, Çençeli, Çarkıtlı, Çatal Kuyu, Küçük Solaklı, Öksüzlü, Göbek Köy, Dağ Abası, Şeyhler Abası, Dik Obası ve Mağara köyleri uzanır. İncesu Irmağı'nın doğusunda Antep hududundan güneye doğru Bülbül, Bali Köy, Beğ Abası, Mahmut Aba, Kale Köy, Ziyaret Köy, Serencik Orta Aba, Aşağı Oba, Saikaya, Ali Beğ, Karışık, Konak, Hıdırlı, Çalaklı, Sağır Oba, Kuru Göl, Kaş Uşatı, Bebe Uşatı, Kurt Uşatı, Alkanlı, Duraklı, Alıcı, Kızıl Baş, Küçük Kargın (Derviş Köy), Belen, Naz Uşağı, Meydanlık, Çorbacı Oğlu ve Anbarlı köyleridir.

 

Ok Deresi'nin güneyinde kalan Kurt Dağı bölgesini Çerçim Deresi Kuzey Güney istikametinde iki bölgeye ayırır. Bu bölgede bir miktar Kürt köyü var ise de yekûn teşkil etmezler. Çerçim Deresi'nin doğusunda kalan ve Türk hududuna doğru olan bölümde, Derviş Aba, Küçük Atamanlı, Kadı, Köyü, Mamalı Uşağı, Ömer Uşağı, Sarı Uşağı, Kantarlı, Birincili, Kantara, Mabedli, Çömezli, Ar Cura, Hacı Kasımlı, Arslanın Köyü, Satı Uşağı, Kışla Köy, Selçik, Çakallı, Şeyh Çakallı ve İn Kale Türkmen Köyleri bulunmaktadır.

 

Çerçim Deresi'nin doğusundaki Türkmen Köyleri ise Aşağı Kışla, Dar Güney, Su Başı, Çalaklar, Kara Baş, Büyük Çakallı, Hacı Hasanlı, Aşağı Çobanlı, Tatar, Hanlı, Kuran Köy, Kocaman, Şeyh Abdurrahman Gazi, Gümüş Burç, Yalın Goz, Hacılar, Aceli, Hacı İskender köyleri uzanır.

 

Cebeli Seman'm doğusunda ve Afrin Suyu vadisindeki Türkmen köyleri, kuzeyden güneye doğru sırayla şöyledir: Kurt Kulağı, Kara Kurt Kulağı, Kara Tepe, Kersen Taş (Nahiye Merkezi), Basur, Burç, Gaziler, Çadır Köy, İskân Köy, Celeme, Eski Celeme, Göl Bayırı, Yukarı Divan, Aşağı Divan, Molla Halil ve Atma Köyü.

 

Kilis Kazasının güneyinde Suriye tarafında kalan Azez kazasına bağlı Türkmen Köyleri, batıdan doğuya doğru yine aynı şekilde kesintisiz devam eder. Azez Kazası ile Afrin Suyu arasında kalan Türkmen Köyleri şunlardır: İki Dam, Dam, Kuzucu Pınar, Arpa Viren, Dikme Taş, Kozcu-Pınarı, Umranlı, Büyük Kargın, Ali Beğli, Çimeli, Direkli, Aşağı Dam, Kastal, Ziyaret, Katma, Metinli ve Ali Köy'dür.

 

Azez'in doğusundaki köyler ise: Sucu, Kefer, Parça, Kefer Cuş, İğde, Köy, Havar, Hacar, Nasıhiye, Tel Battal, Kısacık, Tel Şain, Çeke, Dudan, Kara Mezra, Beğdili, Kara Köprü, Yeni Yapan, Mırgıl, Şamandra, Savran, Tuğlu, Kızıl Mezra, Barak, Kefer, Kani, Tel Hüseyin, Yel Baba, El Beğli, Yahmil ve Defterdar köyleridir.

 

Azez'in güneyinde kalan Taşlı Horbil ve Baş Köy ise Haleb'e bağlıdırlar. Bab Kazası Halep'in, kuzey doğusunda yer alır. Anteb hududumuzdaki el-Beğli Nahiye'sinin Suriye'deki karşılığı Çoban Beğ Nahiyesidir. En kuzeydeki Çoban Beğ'den başlayarak güneyde Bab Kazasına kadar uzanan Türkmen Köyleri sırasıyla şunlardır: Çıldır Apa, Şahin Mezrası, Rakıplı, Tel Hamur, Kadılı, Kara Göz, Gıdırıç, Zeyyatlı, Karur, Türkmen Barkı, Silsile, Haliloğlu, Ziyaret Köy, Koca Ali, Taş Kapı, Hacı Veli, Mamalı Köy, Yukarı Kanlı Kuyu, Kuruca Hüyük, Molla Yakup, Ayyaş, Kersenli, Bozluca, Ede Abat, Sekizler, Kalkım, Zülüf, Kapı Viran, Tepe Viran, Elçi, Mazıcı, Arap Gördük, Hacı Köse, Tepecik, Tarhın, Beş Çurun, Sap Viran, Kanlı Kuyu, Kör Hüyük, Kumru, Ulaşlı, Burgaz, Kendirli, Koç Ali, Kop Viran, Surnabat, Mehmet Ağa, Baş Köy (Nahiye), Acemi, Bayraktar ve Mağa köyleridir.

 

Münbiç Kazası'nın kuzeyinde bulunan ve hududumuzdaki Akça Koyunlu Nahiyesi'nden Münbiç Kazası'na doğru; Öküz Öldüren, Kara Göz, Hanefi Solak, Acar, Kındıra, Boz Hüyük, Bel, Viran, Çukur Viran, Göllü, Sabuncu, Kara Yakup, Koyunlu, Karataşlı, Kadılar, Çörten, Baltacık, Eşekçi, Kubbe Türkmen, Kantara, Mirza, Şehit, Memik, Küçük Arap, Hasan, Büyük Arap, Hasan, Ala Baş, Mahzenli, Songur, Yaşlı, Taşlı, Hüyük, Kerpiçli, Çatal Viran, Aktaş, Yılanlı, Kurt Viran, Aşağı Çakal, Yukarı Çakal, Çoraklı, Ak Viran, Osman Geldi, Küçük Medene, Büyük Medene, Şeyh, Yahya, Ballı, Beğ, Viran, Ziyaret Camus Viran, Denden Oğlu, Nafak, Halvacı, Boz Geyik Ziyareti (Bölge Türkmenleri arasında çok itibar gören bir ziyaretgâh'ın bulunduğu bir köydür.) Aşağı, Kuru Dere, Orta Kuru Dere ve Yukarı Kuru Dere, köyleri yer alır.

 

Münbiç Kazası'nın güneyinde ise İsmail Efendi, Ömer Beğ, Ak Çukur, Yalnız Dam, Küçük Köy, Öküz Gözü, Katma, Sıçan, Kazıklı, Çene, Küçük Çene, Küçük, El Beğli, Küçük Kara Tepe ve Büyük Kara Tepe köyleri bulunmaktadır.

 

Hududumuzdaki Barak Nahiyesi'nden itibaren Türkmen Barak köyleri yine Suriye tarafında devam ederler. Antep topraklarından doğarak Akça Koyunlu yakınlarından hududumuzu terk ederek Suriye topraklarına giren Sacır Suyu bir müddet güney doğu istikametinde seyrederek Avşar Bucağı yakının Fırat Nehrine karışır. Türk hududu ile Sacır suyu arasında kalan köyler, umumiyetle Baraklı Oymağının yerleştiği köylerdir. Bu bölgede yer alan köyler sırasıyla şunlardır: Carablus (Nahiye), Aşağı Carablus, Harbül Ceman, Keklicek, Dögünük, Kara Kuyu, Kındıra, Taş Atan, Aşağı Taş Atan, Çimeli, Yusuf Beğ, Kuru Hüyük, Bulduk, Şeyh Ahmetli Köyü, Ak Pınar, Küçük Debis, Büyük Debis, Tatlı Kuyu, kösecik, Bel Mağara, Kırk Mağara, Balaban, Tokar, Dedet, Tokar Selemi ve Kır Ata'dır.

 

Sacır Suyu'nun güneyinde ise Avşar Bucağı, Küçük Hamam, Büyük Hamam, Tavşan Köy, Keçici, Köpekli Kuyusu, Küçük Yılanlı, Büyük Yılanlı, Kersen, Domuzlu, Mağara, Kara Sofu, Küçük Merkez, Kara Seki, Yusuf Paşa Kışlası, Keçili Kuyu, Nafi Paşa Bahçesi, Küçük Sandal, Büyük Sandal, Şaşı Köy, Yukarı Uçkuna, Aşağı Uçkuna, Orta Uçkuna köyleri yer alır.

 

Bu bölge Türkmen Köyleri Fırat Nehrinin doğu tarafında da devam eder. Urfa Vilâyetine bağlı, hududumuzda bulunan Mürşit Pınarı nahiyesi ile Akça Kale Kazasının güneyine isabet eden bu köylerin en doğudaki hududu Belih Irmağına kadar uzanır. Bu bölgede yer alan köyler sırasıyla şunlardır: Zor Mağara, Kuran, Hacı İsmail, Kara Kuyu, Dolu Dağ, Gevrik, Yedi Kuyu, Kör Pınar, Ali Şar, Kopuz, Boz Tepe, Kertik, Kara Kılınç, Arslan Taş, Köpek Satan, Aşkan, Harap Bey, Çelik, Yukarı Taşlık, Aşağı Taşlık, Kan Kara, Tepe Viran, Domuz, Uzun Domuz, Pendir, Göbelik, Avhan, Derin Dur, Seyf Ali, Yeni Yapan, Yukarı Şeyhler, Aşağı Şeyhler, Ilıcak, Kur İni, Poyraz Oğlu, Kumluk, Zırp Kötek, Meydan, Halilcik, Çakal Viran, Toraman, Boğaz, Kuyumcu, Kılınç Viran, Arslan Kuyu, Harabe Köy, Kırat, Kirik, Mağara, Geyik, Dede, Kula, Kara Kozak, Fıtık, Bucak, Sariç, Baş Kuyu, Eğerli ve Gollü Köyleridir.

 

30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi imzalan­dıktan sonra, harbin durması icap ettiği halde, Fransız kuvvetleri kendi nüfuz sahaları olarak kabul ettikleri güney illerimizden, ileri harekâta devam ettiler. Haleb Vilâyeti'nin sancakları durumunda olan Urfa, Antep ve Maraş'a girmeğe teşebbüs ettiler. Aynı zaman Hatay, İskenderun üzerinden Çukurova bölgesine asker şevkettiler.   Bilindiği üzere Urfa,   Antep,   Maraş ve Çukurova’da Fransızlara karşı Türkler şiddetle mukavemet ettiler. Neticede Fransızlar bütün ileri hareketlerinde bu bölgelerde bulunan Ermenilerin de yardımlarına rağmen bütün cephelerde bozguna uğradılar. Bunlara ilâveten Türk ordusunun 12 Eylül'de Sakarya'da kesin bir zafer kazanması üzerine Fransızlar, 20 Ekim 1921 (20 Teşrin-i Evvel 1337)'de Türklerle Ankara Antlaşmasını imzaladılar ve bu toprakları bırakarak güneye çekildiler. 13 maddelik Ankara Antlaşması'nın 8. maddesine göre 1939 yılına, kadar olan Hatay Vilâyetimizi hariçte bırakan güney hududumuz çiziliyordu. Buna göre Payas'ın hemen güneyinden başlayan hudut, batıdan doğuya devam eden hat boyunca Meydan-ı Ekbez'e ulaşıyor, oradan da Kilis'i Türkiye'de bırakmak üzere Çoban Beğ İstasyonu'na erişiyordu. Çoban Beğ'den itibaren Nusaybin'e kadar olan; Demiryolu Hattını Türkiye'de bırakmak suretiyle devam ediyordu. Bu antlaşmanın 7. maddesine göre Fransız hâkimiyeti altında kalan Türkler'in hakları korunacak ve bu bölgelerde Türkçe, "Resmî Lisan" mahiyetinde olacaktı. 9.maddede ise Fırat boyunda bulunan Caber Kalesi ve burada bulunan Süleyman Şah'ın, Türk Mezarı diye bilinen yeri Türk Toprağı olarak kabul edilerek, buraya Türk Bayrağı çekilecek ve bir Türk .Garnizonu bulunacaktı. 12. maddeye göre Halep Şehri'nin su ihtiyacını karşılamak üzere Antep'in 15 km güneyindeki, Çağdan pınarından çıkan ve bir kanalla Haleb'e bağlanan Haleb Arığı ve yahutta Kuveyt suyu, Haleb'e kadar yol boyunca bulunan Türkmen köy ve kasabalarının da istifadesine açık tutulacaktı. 13. maddede ise hududun güneyinde kalan Türkmenler mer'a emlak ve arazilerinden istifade edip, vergiye tabiî olmaksızın istedikleri zaman Türkiye'ye serbestçe girip, çıkabileceklerdi. Görüldüğü üzere Güney hududumuzun tanzimi millî mahiyette olmayıp, siyasî hüviyet kazanmaktaydı. Çünkü hududun güneyinde o günkü miktarları ile yarım milyonun üzerinde Türk topluluğu mevcuttu. Fransız hâkimiyeti onların varlığını yukarıdaki maddeleri de görüldüğü üzere resmen kabullenmek mecburiyetinde kalmıştı. Yukarıda da söylediğimiz üzere Haleb Vilâyeti, sancakları, kazaları ve köyleri itibariyle azınlıklar bir tarafa bırakılacak olursa tam manâsıyla bir Türk toprağı durumunda idi. Netice itibariyle o günün şartlarının doğurduğu zaruret münasebeti ile tanzim edilen hudud andlaşması; Türk nüfusun bittiği yerlerden, yani Millî hududdan değil, sun'i bir mahiyette olan demiryolu hattı esas alınarak, bu vilâyetin Türk Topluluğunu arazileri ve mülkleri ile birlikte iki parçaya bölecek şekilde siyasî bir hududla ayrılmış bulunuyordu. 1938 yılında bugünkü Hatay Vilâyetimiz, Atatürk'ün enerjik politikası neticesinde istiklâle kavuşmuş ve 1939 yılında da Türkiye'ye iltihâk edilmişti. Fakat yukarıda saymış olduğumuz sayısız Türk köyü halen Suriye tarafındadır.

 

Son zamanların aktüel meselelerinden birisi de Suriye'deki Türklerin, arazi ve mülklerinin Suriye hükümeti tarafından devletleştirilmiş olmasıdır. Ancak, Suriye hükümeti bu devletleştirme işini bir emr-i vâki ile ucuzca bitirebileceğini zannetmektedir. Suriye hükümeti bunu yapmakla, 900 yıllık vatan parçasından bu bölge Türklerinin toplu halde Türkiye'ye hicretini temin edecek bir vasatı hazırlamaktadır. Çünkü arazi ve mülkleri devletleştirildikten sonra bölge Türklerinin, onları bu toprağa bağlayan vatan ve yurt mefhumu ortadan kaldırılmış olacaktır. Dolayısıyla cüz'i fiyatlarla mülkleri ellerinden alınmış olan Türkler, belki de herhangi bir zorlama olmasa bile, kendiliklerinden Anavatan'a iltica edeceklerdir. Böylelikle hudut tanziminden 50 yıl sonra, asırlardır Türk yurdu durumunda olan bu topraklar, Türk nüfusunu kaybederek, Araplaşacaktır. Yani asırlardır sürüp gelmekte olan dirlik ve düzen ortadan kaldırılarak Misak-ı Millîye uymayan, 20 Ekim 1921'de çizilmiş olan siyasî hududa tabiî olarak bu bölgeler boşalacağı için dünün siyasî hududu, netice olarak aleyhimize tecelli eden Millî hudut haline gelecektir. Malûm olduğu üzere siyasî hududlar devlet hududlarıdır. Millî hududlar, her zaman siyasî hududlara uymazlar ve siyasî hududların ötesinde de aynı soydan insanların devamlılığı mevzubahs ise bu nüfusun bitim noktalarından geçerler. Bu durum Türk Devleti için bir hayli düşündürücü ve bu mesele, üzerine eğilmesi icab ettirici, şartları getirmektedir. Çünkü bu mesele, yalnızca Suriye hududları dahilinde kalan 300 bin Türk'ün, davası değil aynı zamanda Türk Hükümeti'nin de meselesidir. Hududlarımız haricinde kalmasına rağmen, halen muteber olan 1921 Antlaşmasına göre; Türk varlığı ve haklarının tespit edildiği bu topraklar, asırlardan beri binlerce şehit vererek muhafaza edilmişti. Siyasî hududlarımızın ötesinde kalan Türk topluluğu tarafından da aynı hatıraya binaen elde tutulmuştu. Dolayısıyla para mukabilinde bu toprakların bırakılması; Türk Milleti için unutulması güç bir acı hatıra haline gelecektir.

BİBLİYOGRAFYA

ALTINAY, Ahmet Refik, Anadolu'da Türkmen Aşiretleri, İstanbul 1930.

İNAN, Abdülkadir, "Gaziantep Vilâyetinde Türk­menler", Halk Bilgisi Haberleri, Cilt IX. s. 138, 141, İstanbul 1940.

İNAN, Abdülkadir, "Gaziantep Vilâyetinde İl-Beğler", Halk Bilgisi Haberleri, Cilt IV, s. 73 - 74, İstanbul 1934.

ÖZBAŞ, Ömer, Gaziantep Dolaylarında Türkmenler ve Baraklar, Gaziantep 1958.

ÜLKÜTAŞIR, M. Şakir, "Cerablıs Çevresindeki Türkmen Aşiretleri", Halk Bilgisi Haberleri,Cilt XI s. 12 -13, İstanbul 1940.

SÜMER, Faruk, Oğuzlar, Ankara 1967.

SÜMER, Faruk, "XVI. Yüzyılda Anadolu, Suriye ve Irak'da Yaşayan Türk Aşiretlerine Umumî Bir Bakış", İktisad Fak. Mec. XI., s. 509 - 523, İstanbul 1952.

YALGIN, Ali Rıza. Cenubda Türkmen Oymakları, C: 1-2, Ankara, 1933, 3-4, Adana 1934.

 

Töre Dergisi, Sayı: 23, Nisan 1973.  Düzenleyen: Dr. Ali GÜLER(Düşünce ve Tarih Dergisi Genel Yay. Yön.)

 

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile