İzmir’in Kara Günü ve Ak Günü

İZMİR’İN KARA GÜNÜ VE AK GÜNÜ

İzmir...
Güzel İzmir...
Anadolu’nun batı ucunda, limanı ile bütün Akdeniz Liman kentleriyle ortak bir bağ kurabilmiş Atatürk’ün deyimiyle “Kırk asırlık atalar yurdu!”....
Ancak bu güzel kent, 15 Mayıs 1919 günü sanki bir cehennemi yaşadı...
İtilaf Devletleri’nin ön ayak olmasıyla İzmir o gün, Yunan Ordusu tarafından işgal edildi. Pasaport’tan sabahın ilk saatlerinden itibaren karaya çıkan Yunan birlikleri, kıyı boyunca, Konak Meydanı’na doğru yürümeye başladılar.
Ve o an:
Tam Hükümet Konağı’nın karşısında ilk kurşunu Atarak, Hasan Tahsin Anadolu’nun ilk mücadele kıvılcımını ateşledi...
Yunan kıtasının bayraktarının yere yığılmasıyla birlikte; o Karagün başladı...
Konak’ta toplanmış sivil halkın; Sarıkışla’da toplanmış bulunan silahsız Türk askerlerinin üzerine yoğun bir ateş açıldı... 
Ve o Karagün’de Konak, Kemeraltı, Borsa taraflarında yüzlerce sivil öldürüldü.
Buna başta “Zito Venizelos” diye bağırmaya zorlanan; ancak bunu kabul etmeyen Albay Süleyman Fethi Bey olmak üzere, onlarca silahsız Türk subayı da eklendi...
Ve artık İzmir, işgal altındaydı...
O ilk direniş, kısa sürede dalga dalga Anadolu’ya doğru yayıldı... İşgal altındaki İzmir, üç yıldan fazla bir süre, Kurtarılmayı bekledi...

İzmir dağlarında çiçekler açar;
Altın güneş orda sırmalar saçar....

Yunanistan tarafından bölgede askeri bir yönetim oluşturuldu. Bu yönetime karşın, İzmirli yurtseverler, gizlice hareket ederek, Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde örgütlenen Milli Cephe’ye katkıda bulundular...
İzmir, kozmopolit bir liman kentiydi. Kentte Türkler’in yanı sıra Rumlar, Ermeniler, Museviler ve Avrupalı Levanten aileler oturuyordu. Bu dönemde, işgalin de etkisiyle, toplumsal uyum ve barış büyük ölçüde bozuldu. Kendilerini baskı altında hisseden Türkler, her an Türk Ordusu’nun gelip, İzmir’i kurtarmasını beklediler...
İnönü Muharebeleri, Eskişehir Kütahya Savaşı, Sakarya ve Büyük Taarruz...
Yunan Ordusu’nun Dumlupınar’da ağır yenilgisi ve bozgun halinde geriye çekilmeye başlaması...
Nefes nefese Türk Ordusu’nun önde süvariler; arkada piyade ve topçu unsurlarıyla bölgeye doğru Yunan kıtalarını izleyişi...
Uşak, Akşehir, Kula, Salihli ve Manisa gibi pek çok yerleşim yerinin yanıp kül yığını haline gelişi...
Ve 9 Eylül 1922...
Sabahın ilk saatlerinde Sabuncubeli’nden Bornova’ya inen Türk süvarilerinin önce Bornova’yı kurtarışları...
Ve o an:
Yüzbaşı Şerafettin Bey komutasındaki Türk süvarileri, Halkapınar’a gelince, orada eskiden un fabrikası olarak kullanılan Todoroğlu adlı binadan üzerlerine çevrilmiş silahların ateş almasıyla tuzağa düştüler. İlk çatışmalardan sonra dört Türk süvarisi “Vatan ve Namus” uğruna şehit oldu...
Artık duracak zaman olmadığın düşünen süvariler; hızla Alsancak üzerinden önce Pasaport’a ulaştılar. Kıyı boyunca düzenli yürüyüş yapan süvarilerin üzerine, bir el bombası atılması üzerine Yüzbaşı Şerafettin Bey, boynundan ağır biçimde yaralandı.
Atı ölmüştü.
Yaralarına aldırmadan derhal başka bir atın sırtına atlayarak, müfrezesine komuta etti ve Borsa üzerinden Konak Meydanı’na ulaştı...
Saat 10.30’da, İzmir Valiliği’nin balkonundaki bayrak gönderden indirildi ve Türk süvarilerinin öncüleri olan Yüzbaşı Şerafettin, Teğmen Ali Rıza ve Teğmen Hamdi tarafından Türk bayrağı çekildi...
Yaralı Yüzbaşı bayrak çekilirken şunları söylüyordu:
-“Ölsek ne gam... İzmir’e ilk ulaşanlar biz olmuştuk ya...”
İzmir kurtulmuştu. Türk askerlerinin kente gelişi sürüyordu...
Albay Zeki; Mürsel Paşa ve Nurettin Paşa ardı ardına kente girip, hükümet konağında kentin idaresini üstlendiler...
O an, Gazi Mustafa Kemal Paşa Belkahve’de, yanında İsmet ve Fevzi Paşalar olduğu halde elinde dürbün, İzmir’i gözetliyordu. 
Türk askerinin kente girdiğini ve yönetimi üstlendiğini duyduğunda gülümsedi ve şöyle dedi:
-“Çok şükür... İzmir’i yanmadan kurtardık... Yansaydı çok üzülürdüm!”

Prof. Dr. Kemal Arı

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile