Gazi Osman Paşa ve Plevne

Gazi Osman Paşa ve Plevne

Yıl 1877. Osmanlı, içteki ve dıştaki isyanlarla uğraşmaktadır. Bunun yanında iltimas ile yeteneksiz insanların devlet teşkilatında önemli mevkilere gelmesi sebebiyle devlet sistemi günden güne çürümektedir. Memurundan askerine kadar herkes memnuniyetsiz ve devletin bekasını unutmuş kendi menfaatlerinin peşine düşmüştür. Aydın sınıf ise batılılaşmakta, kendi kültürünü beğenmeyip farklı arayışlara girmiştir. Osmanlı devleti teknolojiden tamamen uzak kalmıştır. Çünkü okulların kalitesi düşük ve öğretmenleri cahildir. Devlet bütün silahlarını dış devletlerden satın almaktadır. (Krupp Topu – Almanya, 45 kalibre martini tüfeği, kısa Winchester Tüfeği – Amerika) Ordunun silahı, cephanesi yeterli fakat taşıt ve sağlık personeli yok denecek kadar azdır. Ordunun başındaki komutanlar asker ile aynı şartları paylaşmamakta, askerden ve onun dertlerinden uzaktır. Tüm bunlar yaşanırken orduda verilen görevleri harfiyen uygulayan, dürüstlükten ve adaletten taviz vermeyen, çalışkan ve zeki bir komutan vardır. Adı Osman Nuri'dir. 

Osman Nuri 1833'te Amasya'da doğmuştur. Babası kereste gümrüğünde Mehmet Efendi adında bir kâtip, annesi Şakire Hanım'dır. Babasının işi vesilesiyle İstanbul'a yerleşirler. Sırasıyla ilkokula, daha sonra da Beşiktaş Askeri Rüştiyesi'ne girer. 1853 yılında okulunu ikinci bitirip 20 yaşında teğmen olur. Kırım harbinden sonra Genelkurmay Başkanlığında kolağalığı (yüzbaşı) görevine getirilir. Binbaşı iken Lübnan'daki isyanın bastırılmasında rol alır. Girit'teki isyanın bastırılmasıyla albaylığa, Yemen'deki isyanın bastırılmasıyla tuğgeneralliğe terfi ettirilmiştir. İstanbul'da, İşkodra'da, Bosna'da, Erzincan'da, Sırbistan'da çeşitli komutanlık görevleri yapmıştır. Yaveri İsmail Hakkı Pekcan, Gazi Osman Paşa'yı hatıralarında şöyle anlatır: "Uykusu hemen hemen yok gibiydi. Bu kadar yanında bulundum, bir gün uyukladığını görmedim. Hele vazife başında çok ciddiydi. Vazifede dikkatsizlik, ihmal gibi şeylere tahammülü katiyen yoktu. Mahiyetindekilerle hiçbir zaman laubali olmaz, hususi konuşmalar yapmaz, daima resmi olurdu." Arapça, Farsça ve Fransızca biliyordu.

Ruslar 18'inci yüzyıla kadar varlık gösterememiş bir millettir. Bizim tarihçilerimizin deli olarak nitelendirdikleri I.Petro'dan sonra Rusya'nın kaderi değişmiştir. Rusya'nın artık sıcak denizlere inmek gibi bir hayali vardır. Bu hayali gerçekleştirmek için Balkanlar'daki milletleri özgürlük vadiyle kandırmış, onları isyan etmeleri için kışkırtmıştır. Böylece Balkanlar'da milliyetçilik akımından kaynaklanan isyanlar patlak vermiştir. Artık Balkan topraklarında savaş, kan, acı ve ölüm vardır. Yüzyıllardır Osmanlı hâkimiyeti altında huzurlu ve sakin bir hayat süren Balkan halkı, içine düştüğü bu durumdan oldukça rahatsızdır. Devletin otoritesi zayıfladığı için en küçük bir isyanı bastırmak bile uzun zaman almaktadır. 6 büyük devlet tarafından hazırlanan, Balkan milletlerine verilmesi istenen ayrıcalıklar ve ıslahatları içeren Londra Protokolü Osmanlıya sunulur ve Osmanlı Meclisi tarafından reddedilir. Buna karşılık zaten savaşmak için sebep arayan Rusya, Osmanlı'ya karşı harp ilan ettiğini 23 Nisan 1877'de Bab-ı Aliye bildirir.

Savaşın kalbi Plevne'dir. Günümüzde Plevne, Tuna nehrinin 30 km. güneyinde Bulgaristan'da bir ilçedir. Plevne'de kışları evlerin kapıları donar. Kış aylarında en az 1-3 m. kar olur. Dağlık yerlerde bu sayı daha da artar. Sıcaklık ise -15/-28 arası değişir. Tahmin edersiniz ki bu durumda savaşmak çok ama çok zordur. Bugün Bulgaristan'da hangi Türk'e sorarsanız sorun "Gazi Osman Paşa kahramanımız." der. 1877 senesinde Plevne'nin 17 bin nüfusu vardır. Bu nüfusun 10 bini Bulgardır. Bu tarihte Plevne, 1 hastanesi, 2 hanı, 1 saat kulesi, 18 cami, 2 kilisesi, 1 askeri okulu, 8'i Türk 5'i Bulgar okulu olan küçük bir kasabadır.

Savaşın başlaması ile Vidin Kuvvetleri Komutanlığı'na Gazi Osman Paşa getirilmiştir. Derhal Vidin'den Plevne'ye yürüyüşe geçilmiştir. Bu yürüyüş uzun ve zor şartlar altında mola vermeden gerçekleştirilecektir. Plevne'de ve Erzurum'da Osmanlı ordusunda doktorluk görevi yapıp birçok nişan ve madalya almış olan, aynı zamanda kurtuluş savaşında karşı cephede görev alan Charles Ryan anılarında bu yürüyüşü şöyle anlatmıştır: "Askeri tarihin kaydettiği en büyük cebri yürüyüştü. Bu yürüyüşte asker, günde yalnızca iki peksimet yemişti ve su çok azdı. Her erin sırtında bir tüfek, 70 fişek ve tam teçhizat vardı. Teçhizatını yürüyüşte kolaylık sağlamak için bırakmanın cezası, kurşuna dizilmekti. Osman Paşa'nın emri bu idi." Yürüyüş hızlı gerçekleştirildi. Böylece Plevne'ye Ruslardan önce varılarak Plevne'deki birliğe yardım geldi.

Osman Paşa, Rusları asıl ordusuyla Tuna'yı geçmeden önce karşılaşmak ister. Böylelikle Rusların ordusu Tuna'yı geçerken eriyecek, savaşın bizim lehimize son bulması sağlanacaktı. Fakat Osman Paşa, ağır işleyen kumanda zinciri, istihbarat noksanlığı, savaşı İstanbul'dan yöneten komutanların ve sarayın generallerine güvenmemesi yüzünden bir türlü yapmak istediğini gerçekleştiremedi. Böylece Ruslar Tuna'yı kolayca geçip Süleyman Paşa'nın direnişine rağmen Şıpka'yı ele geçirdi ve buradaki halkı katletti. Yerli halk, Rus zulmünden kurtulmak için burayı terk etti. İstanbul yönetiminin ve sarayın tüm bu tutum ve mantıksız emirlerine rağmen Osman Paşa, savaştan önce askerine şöyle seslenecekti:

"Çürümüş yönetimi, entrikalara boğulmuş rütbelileri, kaynayan dedikodu kazanlarını unutun. Millet bir gün doğrulur ve onlara gereken cevabı elbette verir. Ama sizler bu milletin gönlündeki gerçek aslanlar olmak istiyorsanız, vazgeçmeyeceksiniz, geri çekilmeyeceksiniz, asla yorulmayacaksınız ve kararsızlık göstermeyeceksiniz."

Düşman Tuna'yı atladı, 
Karakolları yokladı.
Osman Paşa'nın kolunda, 
Beş bin top birden patladı.

Tuna'yı kolayca geçen Ruslar Plevne'de sert bir kayaya çarpmıştır. Osman Paşa Plevne'de tarihe geçecek savunma harbine hazırlık için siperler kazdırmış, Krupp toplarını çevirmiş Rusları beklemektedir. Bu savaşta toprak istihkâm savunmasını ve siper muharebesini Paşa'nın bizzat kendisi keşfetmiş ve planlamıştır. Paşa'nın yaptırdığı istihkâm model olarak incelenip Avrupa Harp Akademilerinde okutulmuştur.

Tuna nehri akmam diyor,
Etrafımı yıkmam diyor.
Şanı büyük Osman Paşa, 
Plevne'den çıkmam diyor.

Rusların saldırısıyla beraber I. Plevne savaşı başladı. Savaşın iyi gittiği bir esnada sağ kanat komutanı Ahmet Hıfzı Paşa ve yardımcısı yaralanmış, kumandanın çökmesi askeri yıldırmış ve sağ kanat geri çekilmeye başlamıştır. Osman Paşa, yaveri Talat Bey'den muharebe komutanını bulup şunları söylemesini istemiştir: "Tekrar hücum ederek mevzilerini alsınlar. Geri çekilenlere asla merhamet etmesinler. Şunu da söyle ki eğer emirlerimi harfi harfine yapmazlarsa karargâh bataryalarını onların üzerine doğrultur. Onları iki ateş arasında bırakırım." Bu fermandan sonra çok iyi bir savunma gerçekleşir ve Rus ordusu sayı ve ikmal bakımından bizden kat kat üstün olmasına rağmen I. Plevne savaşı kazanılır. 

Avustralyalı Charles Ryan ileri hatlara gitmekten de çekinmemiştir. Bir gün Ruslardan zapt edilen küçük bir toprak tabyaya kadar gider. Tabya şehit ve yaralı Türk askerleriyle doludur. Gazi Osman Paşa da ateşin tam içindedir. Ryan'ın anlattığına göre o gün üç at vurulup ölür Osman Paşa'nın altında.

Ruslar II. Plevne savaşını da kaybettikten sonra Plevne'nin anahtarı olan Lofça tepesini almak için tekrar saldırdılar. Fakat kahraman Türk askeri Rus ordusunu bozguna uğrattı, hızla geri çekilmelerini sağladı. Osman Paşa kaçan orduyu takip ederek Tuna'ya kadar kovalamak istedi fakat her zamanki gibi İstanbul buna engel oldu. Ruslar destek alıp tekrar Lofça'ya saldırdılar ve ilçe ellerine geçti. 

Doğum günü 11 Eylül olan Çar, Plevne'nin bu tarihte alınmasını istemiştir. Bu yüzden 11 Eylül için büyük bir saldırı hazırlanır. Osman Paşa, erlerin yerlerinde nihayete kadar direnmeleri konusunda gayret göstermeleri ihtar ve tavsiye olunur, emrini verir. Bunun yanında Yunus Bey'in müthiş sözleri de tarihe mal olur: "Piyade cephanemiz tükenmeye ve tekmil, feda-i can edinceye kadar sebata karar verdik. Korku nedir içimizde bilinmez. / Alnımızdan Türklüğümüz silinmez. / Biz varken bu toprağa girilmez."
Ruslar III. Plevne savaşında 20.000 zayiat vermiştir. Üstünlüklerine rağmen yine başarılı olamamış ve Çar II. Alexander doğum günü hediyesine kavuşamamıştır. 

13 Eylül 1877 – 9 Aralık 1877 tarihleri arasında Ruslar Plevne'yi çember altına almıştır. Açlık, susuzluk, yaralı askerlere herhangi bir tıbbi yardımın yapılamaması, ilaç yokluğu, cephane ve iaşede had safhaya ulaşan yokluklar, kaybedilen askerlerin yerine yenilerinin gelmemesi, bozulan silahların tamir edilememesi, yerli halkın sıkıntı çekmesi, kuşatma nedeniyle dışarıdan hiç bir yardımın gelmemesi, Rus ve Romen kuvvetlerinin sürekli destek görmesi nedeniyle komuta çadırında uzun süre tartışıldıktan sonra huruç(çıkış) harekâtına karar verilir. Ordu Plevne'den çıkacak Sofya'ya çekilecekti. Burada yaşayan Türk halkı Osman Paşa'ya: "Eğer asker Plevne'den çıkarsa, sivil halk içindeki Bulgarlar, bizlere çok zarar verir. Müsaade ediniz biz de Plevne'den çıkalım" şeklinde teklifte bulunur. Bunun üzerine Bulgar halkının ileri gelenlerini çağıran Osman Paşa, onlardan Müslümanlara zarar vermeyeceklerine dair söz alır. Buna rağmen Müslümanlar; "Biz de sizlerle gelelim." diye çok yalvarırlar. Osman Paşa, kimseyi kırmamaya dikkat ettiği için "Biz askerî usullerle harekât yaparız. Sizler bize ayak uyduramazsınız" dediyse de, halkın durumu çok acınacak halde olduğundan istemeyerek de olsa razı oldu. O sabah Türk ordusu ve sivil halk, Plevne'den çıktı. Ruslar dört bir yanı kuşatmıştı. Türk ordusu destansı bir mücadeleyle kuşatmanın birinci ve ikinci hattını yardı. Ancak Rus ordusunun devamlı takviye alması sonucu gazi Osman Paşa ile Tahir Paşa arasına giren Rus birlikleri irtibatın kopmasına sebep oldu. Ordu top atışları ile eriyordu, Rus generali özellikle topların yönünü sivil halkın üzerine çevirmişti. Osman Paşa bacağından yaralandıktan sonra sivil veya asker daha fazla kayıp vermemek için sedye ile taşınırken ateşkes borusunun çalınmasını emretti.

Savaş bittikten sonra Ruslar ve Bulgarlar burada yaşayan Türkleri katletmiş, birçoğunun göç etmesine sebep olmuş, geriye kalan yaralıların hepsini acımadan öldürmüştür. O günlerde çocuklar annelerinden eğlenceli sözler değil acıyla yoğrulmuş ninniler dinlemiştir:

Uyu yavrum, beni dinle, yas tutma
Bey babanın öğüdünü unutma
Şimdi uyu yarın hasmı unutma
Uyudukça gücün artar ninni 
Çabuk büyü yurdu kurtar ninni

Uyu yavrum gözlerinde uyku var 
Sen büyürsen düşmana korku var
Baban şehit, yüreğinde oku var 
Bu ok vatan kaygısıdır ninni
Bu yaramın sargısıdır ninni

Savaşa tanıklık etmiş olan Frances Stanley adında bir İngiliz gazeteci kitabında Rus subayların Osman Paşa'ya gösterdiği saygıyı şöyle anlatıyor:

"...törenden sonra İmparator, Osman Paşa'nın getirildiği Bulgar evinde kahvaltı yaptı. Türk general en yüksek itibarla karşılandı. Mevcut tüm subaylar ayağa kalkıp onu selamladılar. İmparator bir önceki gün Grand Dük'ün yaptığı gibi yüce iltifatlarda bulundu ve Rusya'da esir olarak bulunduğu sürece takması için ona palasını verdi. Yaralı kahraman arabasına taşınırken Rus subayların hepsinden "Bravo!" sesleri yükseldi. Subaylar yeniden ayağa kalkıp selam durdular..."

Plevne kahramanları harp tarihini değiştiremediler fakat Türk Ordusunun askerlik şerefini de çiğnetmediler. Osman Paşa İstanbul'a döndü. Plevne savunmasındaki eşsiz başarısından dolayı "gazilik" ünvanına layık görüldü. Daha sonra Osman Paşa hassa müşirliğine getirildi. Son yıllarında ise mabeyn müşirliği yaptı ve Yaver-i Ekrem olarak görev hayatı sona erdi.

Osman Paşa 4–5 Nisan 1900 yılında Cuma günü vefat etti. Kabri Fatih Sultan Mehmet'in türbesinin yanındadır.

Gazi Osman Paşa hem bir insan olarak hem de bir subay olarak örnek alınacak bir hayat yaşamıştır. 1890'a değin geçen olayları kapsayan anıları Mahmud Talat'ın Plevne Müdafaası (1927) adlı kitabında yayımlanmıştır. Yazıda Gazi Osman Paşa'nın hayatının sadece Plevne safhasına yer verilmiştir.

Kaynaklar:
1-) Plevne Müdafası – Mahmud Talat
2-) Kızılay Emri Altında – Ali Rıza Seyfioğlu'nun çevirisiyle 
Charles Ryan
3-) Kumandan – Okay Tiryakioğlu

 

Kaynak: Pusula Dergisi, Yıl 2011, Sayı 71

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile