Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın Mevlana Hazretlerine Mektubu

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın Mevlana Hazretlerine Mektubu

Necdet BAYRAKTAROĞLU

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

            Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in, Alaşehir’de Bizans ordusu ile yaptığı savaşta (7 haziran 1211) ölmesi üzerine, devlet erkanı tahta I. İzzeddin Keykavus’u geçirdi. Bunu haber alan Alaaddin Keykubat, saltanatı ele geçirmek için amcası Erzurum Hakimi Tuğrul Şah ve Ermeni Kralı II. Leon’la anlaşarak, kardeşinin üzerine yürüdü ve Kayseri’yi ordusuyla kuşattı. Ancak Ermeniler Sultanla anlaşıp desteği çekince, Alaaddin Keykubat zor durumda kaldı ve Ankara’ya çekildi.

            Sultan I. İzzeddin Keykavus’da kendisine tehlike gördüğü için, büyük bir ordu ile gelerek Ankara Kalesini kuşattı. Şiddetli çarpışmalara bir yıl direnen Alaaddin, şehir halkı zarar görmesin diye şehri sultana teslim etti. I. İzzeddin Keykavus, Alaaddin’i tutuklattı. İlk önce Malatya Minşar, sonra Kezipert Kalesinde hapis kaldı. Ancak sultan I. İzzeddin Keykavus’un Ocak 1220’de ölmesi üzerine, devlet erkanı Alaaddin Keykubat’ı getirip tahta çıkardı.

            Alaaddin Keykubat tahta geçince, aldığı idari, iktisadi, siyasi ve askeri tedbirler ile iktidarını kuvvetlendirdi. Orta Asya’dan, orta Anadolu’ya doğru gelen Moğolların zulmünden kaçan Türkistan, Horasan, İran, Azerbaycan, Kafkasya ve Kıpçak ilinden gelen Müslüman Türklere, alim, ulema, sanatkar, tacir ve ahaliyi şefkatle karşıladı. Anadolu’nun muhtelif şehir ve bölgelerine yerleştirdi. Moğol istilasına karşı hudut şehirlerine, başta Konya, Kayseri ve Sivas olmak üzere mühim şehirlerin sur ve kalelerini yeniden yaptırdı.

            Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Antalya fethedilmişti. (1207) Sultan Alaaddin Keykubat da doğal güzelliği, aynı zamanda liman şehri olan Alanya’yı ele geçirdi. (1221) buraya Sultanın ismine saygıdan Alaiye (Alanya) denildi. Akdenizden gelen malların, Anadolu’daki dağıtım üssü olan bu iki liman kenti (Antalya ve Alanya), Selçukluların denetimine girmişti. Ticarete büyük önem verdi. Avrupa Dukalıklarına, özellikle Venediklilere, bir takım ticari imtiyazlar verdi. Venedikliler de, Selçuklu tabiyetindeki ticari bir gemiyi gördüklerinde selamlamayı kabul ettiler. Bu durum, Selçuklu devletinin milletler arası ticari platformda prestijini artırmıştı.

            Sultan Alaaddin Keykubat, Ermeni ülkesinden geçerken malları gaspedilen tüccarların şikayetleri artması üzerine, Ermenistan’a seferler düzenledi. 4-5 tane Ermeni kalesini ele geçirdi. (1225) Yine tüccarların şikayeti üzerine, Karadeniz’in kuzeyindeki Kırım yarımadasında ticari açıdan son derece önemli bir liman şehri olan Sudak’ı fethetti. Rus Knezliğini vergiye bağladı. Sudak’ı fetheden Hüsameddin Çoban’a tebrik mektubu göndererek, Sudaklıların tüccarlardan vaktiyle gasp ettikleri mal ve eşyalarının tazmin edilmesini istedi. Sultanın isteği doğrultusunda, tüccarların her akçesine karşılık bir altın tazminat ödendi.

            Artuklu ve Mengücüklü topraklarını sınırlarına dahil etti. Eyyübi Sultanı Melik Eşref’in kızıyla evlenerek akrabalık tesis etti ve güçlü bir ittifak kurdu. Harezm Sultanı Celalettin Haremşah’la savaşarak Yassıçemen’de onu yendi. (1230) Yaklaşan Moğol tehlikesine karşı, tedbirler almaya başladı. Gürcü Kraliçesi Rosudan’ın kızını, oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’e alarak dostluk ve akrabalık kurdu. Alaaddin Keykubat, Moğol tehlikesini diplomasi yoluyla durdurmak için elçi gönderdi. Her yıl belirli hediyeler göndermek suretiyle, Moğol istilasını ülkesinden uzak tuttu.

            Alim, ulema, zahit yurdu olan medeniyet eserleriyle süslü Ahlat, Moğolların tahribatıyla harabeye dönmüştü. Bu şehri, Bitlis ve havalisini imar etti ve ihtiyaçlarını temin etti. Nüfus, arazi ve emlak tahririni yaptırdı. İskan ettiği ahaliye hayvan, tohum dağıttı. Halkı bir süre vergiden muaf tuttu.

Sultan ayrıca, Selçuklu şehirlerinde cami, medrese, hastane, tersane, köprü, kervansaray, han, hanegah, zaviyeler inşa ettirdi. Akdeniz sahilinde Alaiye, Beyşehir gölü üzerinde Kubadabat, Kayseri’de Keykubadiye saraylarını yaptırdı.

            Avrupalılar ve diğer devletler Anadolu’yu, Selçuklu devletini zenginlik, refah, hazineler diyarı olarak görüyorlardı. Sultan adına Sikke-i Alai ve Keykubadi denilen altın paralar basılmıştı. Bütün bunlar Anadolu Selçuklu Devletinin gücünü gösteriyordu.

            İktisadi ve ticari hayata önem veren Alaaddin Keykubat        , kara ve deniz yollarına da önem verdi. Kervan yollarının emniyete alınması, tüccarların mallarının korunması için, ticaret yolu üzerine kervansaraylar yaptırdı. Ticaret yollarını emniyete aldı. Kervan trafiğinin ve ticaret yolunun adı İpek Yolu idi. Selçuklular bu yola hakim olmuşlar, doğu ile batı arasında bu yol, tüccarları, seyyahları, zanaatkarları, hacıları, askerleri, elçileri taşımıştır. Asya ile Avrupa’nın seyahat yolu idi. Çin’den Akdeniz’e kadar uzanıyordu. Selçuklu Sultanları, milletler arası ticaret yollarının önemini kavradıkları için, fetih ve sefer politikalarını buna göre tanzim ediyorlardı. Selçuklular bu yolda, yüzden fazla kervansaray denilen barınak, konaklama merkezleri kurmuşlardı. Kervansarayda kadın-erkek, köle, Müslüman, Gayrimüslim, herkese açık bir yer olup, gelen bu insanlara her türlü hizmet veriliyordu. Vakıf hizmeti sunulur, herkes ücretsiz kalır, hastalar tedavi edilirdi. Bu kervansaraylar farklı insanların bir araya geldiği, faydalandığı bir yerdi.

            Kayseri, bu ticaret yolu üzerinde önemli bir merkezdi. Daha sonra Konya, Selçukluların manevi ve kültürel merkezi haline geldi. Selçukluların orta Asya, İran, Bizans ve İslam kültürlerinden oluşan birikimi özüne almış, zengin kültürel bir hayatı vardı. Konya’da, 13. Yüzyılda bu birikimi ile, din ve kültür alanlarında büyük bir gelişme yaşadı.

            Alaaddin Keykubat alim, ulema, kadı, şeyh, ahi ve devlete bağlı bey ve erkana çok değer verirdi. Alimlere, şeyh ve ulemalara daha çok hürmet ederdi. Konya’ya gelen Abbasi Halifesi Nasır’ın elçisi ilimde mahir Şeyh Şihabüddin Sühreverdi’ye özel ilgi gösterdi ve ağırladı. Yine Necmeddin Razi, Muhiddin Harabi, Hüseyin Elbekri, Ahi Evren, Seyit Burhaneddin Muhakkik Tırmızi, Mevlana Celaleddin Rumi ve babası Bahaddin Veled, Sultan Alaaddin Keykubat devrinde yaşadı. Sultan, onlarla münasebette bulunarak sohbetlerine katıldı. Türkistan’dan gelen Kani, üç yüz bin beyitlik, otuz cilt Selçuklu Şeyhnamesini yazdı. Astronomi alanında sözü geçen Müneccim Bibiyyi, Şam’dan Konya’ya davet etti.

            Moğol istilasından yurtlarını terk ederek Anadolu’ya gelen Türkistan’lı, İranlı ilim ehli pek çok alim, edip, şair ve sanatkarı himaye etti, imkan tanıdı. Onlara medrese, hanegah, zaviye, darüşşifa yurtları ve mekanları inşa etti. Konya’da kendi adına Darüşşifai Alaiyi (hastane) yaptırdı.

             Mevlana Celaleddin Rumi de, Selçuklu kültürünün o dönemde temsilcisiydi. Mevlana 1207 yılında Belh şehrinde doğdu. Babası Sultanul Ulema Bahaddin Veled, Mevlana çocukluk yıllarındayken Moğol tehlikesi baş gösterince, Belh şehrinden ayrıldı. Nişabur’dan Bağdat’a, daha sonra Kufe yolu ile Kabeye gitti. (1212-1213) Dönüşte Şam’a, sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Karaman’a geldi. Burada yedi yıl kaldı.

            Mevlana Hazretleri, kendileriyle beraber bu yolculukta gelen, Şerafettin Lala’nın kızı Gevher Banu Hatunla evlendi. Bu evlilikten Sultan Veled ve Alaaddin adlı çocukları oldu.

            Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat, Bahaddin Veled ve oğlu Celaleddin Rumi’nin Karaman’a geldiğini öğrendi. Tarihi kaynaklarda Sultan Alaaddin Keykubat’ın, Bahattin Veled’i Konya’ya davet ettiğine dair bilgiler mevcut idi. Ancak böyle bir mektubun metni ile ilgili bir belgeye ulaşılamamıştı.

            Konya’da yaşayan Lutfiye Nur Kunter isimli hanım Konya yazma eserler kütüphanesine on biri el yazması, altmışı matbu kitapla birlikte çok sayıda belge ve mektup bağışladı. 1890’lı yıllarda, Konya’da yaşayan Müstantık (savcı-sorgu hakimi) Ali Beyin tuttuğu notların arasında bulunduğu eserlerin içinde Selçuklu Sultanı Keykubat’ın, Mevlana Celaleddin Rumi ve ailesini Karaman’dan Konya’ya davet ettiği mektubun el yazması kopyası bulundu. Bu, Selçuklu tarihi açısından önemli bir belge olmuş oldu. Bu mektup, 1890 yıllarında, o zamanın önemli olaylarını şahsi defterine yazan, zamanın savcı konumundaki bir kişinin kayıtlarıydı.

            Sultan Alaaddin Keykubat, Mevlana ailesini Konya’ya davet etti. “Ey hakikat alemini aydınlatan güneş” diye hitap eden mektubunda, Sultan şöyle diyordu:

“Ey afitab-ı alemtab-ı hakikat! Elhamdulillah-i taala kereminizden bu kadar kurb-i menzilet husule geldi. Mezid-i atifetlerinden eminiz ki isti’cal-i kudum-i meymenet luzum-i kudsiyatlarıyla Konya şehri dahi ma’mur ve eşi’e-i hurşid-i cemalleriyle hane-i çeşm-i dil purnur ve mesrur olsa Allah’a hamd olsun ki, kereminizle bu kadar yakın bir mevkiye geldiniz.” (1)

Bugünkü Türkçesiyle şöyle ifade edilmektedir:

“İhsan ve merhametinizin feyzinden emin olarak uğurlu ve bereketli ayaklarınızla biran önce şehrimizi şereflendirmeniz ve ihtiyaç duyduğumuz mukaddesatınızla Konya şehri dahi imar edilsin; güneş gibi aydınlık cemalinizle gönül gözümüzün hanesi nurla ve sevinçle dolsa”

İlim ve kültür Merkezi Konya’da Mevlana Hazretleri, Sultan Alaaddin Keykubat’ın manevi ve siyasi danışmanı haline geldi. 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Onuruna türbe yapıldı. Türbedeki lahdin üzerindeki Sufi sarığı, Selçuklu kültürünü ifade edip,  sınırları aşarak, yedi yüz yıldır devam etmesiyle, dünyanın dört bir tarafına yayılarak fikri, inanışı, hoşgörüyü temsil etti.

KAYNAKLAR:

1-Bekir Şahin- http//akademik.semazen.net- Konya Yazma Eserler Bölge Müdürü

2-Prof. Dr. Osman Turan-Selçuklu Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti- Boğaziçi Yay. İst.1966

3-Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu- Mevlananın Hayatı ve Çevresi, Konyadan Dünyaya Mevlana ve Mevlevilik- Konya- 2002

4-Yard. Doç. Dr. Emine Uyumaz- Sultan I.Alaaddin Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Siyasi Tarihi- (1220-1237) TTK.2003

5- Abdulbaki Gölpınarlı- Mevlana Celaleddin- İnkilap Kitabevi- İst. 1985

6-Ahmed b. Feridun- Mevlana ve Etrafındakiler er-Risale- Çev.Tahsin Yazıcı-İst.1977

7- Sezai Küçük- Mevleviliğin Son Yüzyılı- İst. 2003

 Hayat Yayınları.

www.tarihgazetesi.net

“Dün, Bugün, Yarın…”

 

Tarihimizdeki Muhteşem Mektuplar

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorumlar  

 
#1 süleyman yıldız 09-12-2015 23:11
ala..
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile