“Yaralanmakla bir şey olmaz…Git,Şehit ol Oğul!”

Deli Halid, Kop Dağları’nda Ruslarla savaşırken, 6 Temmuz 1916’da ağır yaralanarak tedavi için gönderildiği Avusturya’dan döndükten sonra 1917 yılı Mayıs ayından itibaren Garbi Dersim Komutanlığı'na başladığı günden beri, aralıksız dört senedir savaşıyordu. Hazır Yunanlılar da geri çekilmiş ve sakin bir döneme girilmişken, çok sevdiği anası ve ailesini görmek ve biraz olsun dinlenmek üzere İstanbul'a gitti.

Eyyüb El-Ensari Hazretlerinin (r.a) ruhaniyetiyle aydınlattığı mübarek yerde, Eyüp'te bulunan, doğup büyüdüğü evlerinin kapısını hasretle çalmıştı. Annesi Fatma Hanım'ı görecek, mübarek ellerinden doya doya öpecek, ailesiyle hasret giderecek ve biraz olsun dinlenebilecekti.

Eli yüreğinde cepheden haber bekleyen Mübarek Anası Fatma Hanım açmıştı kapıyı. Çok uzun zamandır göremediği evladını,Halid'ini karşısında gören Fatma Hanım'ın yüzü aydınlanıştı önce. Sevinmişti, ciğerparesini karşısında görünce ansızın. Sarılıp öpüp koklamak istedi. Ama beynini gönlünü kurcalayan bir şeyler vardı.Bir çırpıda soruverdi:

“Ne oldu oğul! Savaş bitti mi ki, sen eve geldin?”

Hasretini çektiği, kokusunu duymayı özlediği anasının bu soruna cevap verdi Deli Halid, biraz mahcup:

“Yok ana, Ben yaralıyım! İstirahat verdi tabipler. Dinlenmeye geldim."

Fatma Ana'nın yüzündeki tebessüm kayboldu önce ve asıldı suratı,soldu gül yüzü. Savaş bitmemişse; vatanın harim-i namusunda düşman çizmeleri dolaşıyor, zulümler, işkenceler, katliamlar, tecavüzler devam ediyorsa, mazlum, Müslüman-Türk insanının ahları, inlemeleri arşı titretmeye devam ediyorsa, niye dönmüştü ki oğlu evine, yanına?

Suratına kapandı, ellerine sarılıp doya doya öpmeyi, sayılmayı bekleyen oğlunun, zaten tam açılmamış olan evin kapısı... Gökleri titretecek, ihtizaza getirecek şu sözler döküldü sonra, bu mübarek Türk kadınının dudaklarından:

“Yaralanmakla bir şey olmaz… Git,Şehit ol!”

Anasından bu sözleri işiten Deli Halid, yediği kurşun yarasını unutmuş, cennet mübarek ayaklarının altında saklı olan anasını üzmüş olmanın acısıyla iki büklüm… Üzgün,ama böyle bir ananın evladı olmanın şerefi ve vakarı ile birliklerinin başına cepheye döndü.

Aman Yarabbi! Bu nasıl bir şeref tablosudur? Böyle bir tablo bugün hangimizin; bırakın evini, vicdanında, gönlünde, hayalinde asılıdır? 
Demek ki; böyle tablolar sayesinde yedi düvele karşı durulmuş, demek ki topa tüfeğe karşı, kazma kürekle, yürekle mücadele edilmiş, demek ki, her türlü maddi yokluklar içerisinde zirvelere doğru manevi şahlanış böyle gerçekleşmişti.

Demek ki; Deli Halidler'in anaları böyle oluyor, böyle analardan Deli Halidler doğup yetişiyordu.

İbrahim Özkan,Deli Halid Paşa,Ötüken Neşriyat,İstanbul 2015

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile