“Stratejik Derinlik” ve Davutoğlu Analizleri – 3

“Stratejik Derinlik” ve Davutoğlu Analizleri – 3

 

Süleyman PEKİN Yazdı...

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

            Yazar, belki de tarihinin en ciddi yüzleşme ve yeniden yorumlama sürecinden geçmekte olduğunu ifade ettiği Türkiye’nin kimlik zorlaması ve yön bağımlılığına girmeden kendine köprü olma rolü biçmesini salık vermektedir. Kendini başkalarının etki alanında görmeye alışmış zihniyetlerin bağımsız bir alan oluşturmasını mümkün görmeyen Davutoğlu, toplumsal aidiyet hissinin güçlü bir sosyo-kültürel temele oturtulması gerektiğini ve stratejik düşünce atmosferinin oluşması için de aidiyetten beslenen bir fikir ortamı oluşmasını şart koşar.[1] Ancak bir düzine yılı kapsayan iktidar pratiği maalesef bunun tersine işlemiştir.

Jeopolitik açıdan Türkiye’yi 3 güç havzasına ayırır Ahmet Davutoğlu: 1-Yakın KARA Havzası (Balkanlar-Ortadoğu-Kafkaslar), 2-Yakın DENİZ Havzası (Karadeniz-Adriyatik-D.Akdeniz-Kızıldeniz-Körfez-Hazar), 3-Yakın KITA Havzası (Avrupa-K.Afrika-G.Asya-Ortaasya-D.Asya).[2] Bu ayrım hem genel geçer stratejik teorilere uygun ama eksikli hem de bu kademelendirmenin kamuoyuna “Stratejik Derinlik Haritası” gibi sunulmasında yanlışlık var.[3]

            Birincisi; bu tip haritalar ‘Millî sınırlar artık yetersiz’ başlığıyla verilirse etki alanı derecelendirmeniz fizikî yayılma alanı renklendirmesi olarak algılanır. İkincisi; yukarıda verilen ve kitabın ismini taşıyan haritanın kitapta verilen sınıflandırmayla çelişmemesi gerekir.[4]  Üçüncüsü; Rusya Federasyonu’nu Heartland / Kalpgâh kabul edip kendini Rimland sayarak Kenar Kuşak’tan bir nüfuz alanı tasnifi yapmak tarihî ve coğrafî derinliğimize hakaret sayılır. Laos’un, Kamboçya’nın, Bruney’in, Sri Lanka’nın ve Tayvan’ın olduğu bir haritada ne Rusya, ne Somali, ne Sudan, ne Moritanya, ne de Nijerya; hiçbiri yok!

Yine Davutoğlu, eğer siyasî erk ülke jeopolitiğini başka güç merkezlerinin yaptığı stratejik hamlelerin bir taktik faktörü gibi görürse hem etki alanları üzerindeki itibarını kaybeder hem de kendi iç bütünlüğünü bile korumayacak derecede o statükoya bağlı kalır demekte.[5] Bir, adı geçen haritada olmayan Kuzey Kore’ye ve olan Güney Kore’ye bakıyorum; bir de Profesör Davutoğlu dahil AKP siyasî elitinin 12 yıllık dış politika uygulamalarının sonucunda geldiğimiz noktaya; tam da dediği gibi: Güney sınırımız yol geçen hanı, etrafımız kan gölü, komşularımızla ihtilaflar ‘derin’leşiyor ve ülkemizde iç çatışma çıkma ihtimali bile var.

            Prof. Davutoğlu’nun aktif bir Balkan politikası izlenmesi, yarımadadaki Müslümanlar üzerinde garantörlük hakkı elde edilmesi ve İstanbul-Tuna, İstanbul-Adriyatik hatlarını birleştirecek projeler yapılması temennilerine[6] katılmakla birlikte bunların kimler tarafından ve ne zaman yapılacağı konusunda diyeceklerimiz olmalı. Dahası Balkan Bloku karşısında yalnız kalmamaya özen göstermesini istediği Türkiye için üşenmedik, Balkan Birliği projeksiyonu hazırladık;[7] kendisinden de beklerdik.

“Türkiye’nin Balkanlardaki siyasî etki temeli Osmanlı bakiyesi Müslüman topluluklardır”[8] diyerek Müslümanların çoğunlukta olduğu Bosna-Hersek ve Arnavutluk ile Türk ve Müslüman azınlıkların yaşadığı Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Kosova, Sancak gibi ülkeleri sıralamasında da eksiklikleri var Davutoğlu’nun. Moldova’daki Gagavuzların suçu Selçuklu bakiyesi olmak mı? Sırbistan, Hırvatistan ve Karadağ’da Türk veya Müslüman azınlıklar yok mu? Hıristiyan yada Musevî Türkler ilgi alanımızda olmasın mı? Hun, Avar, Uz, Peçenek, Kuman, Tatar bakiyeleri - varsa - hinterlandımızı genişletmez mi?[9]

Davutoğlu’nun bu kez yerinde tespitleriyle; NATO – Varşova Paktı rekabeti Kafkaslar ile Doğu Anadolu’nun sunî bir perdeyle bölünmesine yol açmış, Azerbaycan topraklarının 5’te 1’inin Ermenistan işgali altında bulunmasını da Soğuk Savaş sonrası Türkiye’nin en önemli stratejik kaybı olmuştur. Yazarımız; Kafkaslarda en önemli müttefikimiz olarak Azerbaycan’ı, Balkanlarda ise Arnavutluk’u işaret eder.[10]  

Soğuk Savaş sonrası Türkiye için oluşan konjonktürü ‘İmkân Patlaması’ olarak niteleyen Davutoğlu, Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinden Körfez’e kadar uzanan kapsayan bir Batı Asya politikası geliştirilmesinin elzem olduğunu da haklılıkla tespit ve talep eder[11] ama hareket etmez. Dışişleri Bakanımız ve şimdiki Başbakanımız açıklayabilir mi acaba; Türkiye’nin Abhazya ve Osetya politikası nedir? Dağistan’da resmî idare ve gayriresmi Mücahit Emirliği ile tekli mi, ikili mi temas kuruluyor? Ayrılıkçı Doğu Ukrayna’nın etki alanındaki Stavropol Türkleriyle bir irtibatımız var mı? Özerk Kafkas Cumhuriyetleriyle Rusya Federasyonu eliyle mi ilişki kuruluyor?

“Dünya hakimiyetine yönelen her devlet için Ortadoğu hakimiyeti en önemli ve vazgeçilmez bir adımdır” diyen Davutoğlu, Ortadoğu’nun ve özellikle de Anadolu’nun bu güçler için Frigya kördüğümü[12] olduğunu savunur. Devamen Avrupa damgalı 19 ve 20.yy’ları hariç tutarak tarih buyunca Ortadoğu’nun sürekli bir merkez konumunda olduğunu iddia eden yazar, Ortadoğu’daki mevcut jeokültürel bütünlüğünün İslam medeniyetince sağlandığını saptar. [13]

Ortadoğu analizleriyle dikkat çeken Prof. Davutoğlu, Ortadoğu jeopolitiğinin en temel çelişkisinin siyasî coğrafya ile fizikî coğrafya hatları arasındaki uyumsuzluk olduğunu ifade ediyor[14] da asıl mesele, carî sınırlar ile reel jeopolitik hat uyumsuzluğunun doğurduğu bunalımların tek tek örneklenmesi mi yoksa bölge için ikide bir revize edilen BOP gibi dış atraksiyonların boşa çıkarılması mı; onu söylemiyor.

Solcu gerilla Yaser Arafat ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün sistemin içine çekilerek hem olası bir barışın tarafı yapılması hem de bu sayede İsrail’in meşruiyetinin sağlanmasını iyi gören Davutoğlu, Türkiye ile İsrail’in ikili ilişkilerinin üçüncü tarafı olan Arap ülkelerinde ciddi bir güvensizliğe neden olduğunu söylerken[15] de Arap ülkelerinin İsrail’le olan ikili / gizli ilişkilerinden bahsetmeyi uygun görmemiş olsa gerek.

 

 



[1] Sayfa 84 ve 92-93.

[2] Sayfa 118

[3] Bkz: Muhtelif gazeteler ve haber siteleri

[4] Haritanın Yakın DENİZ Havzasında Adriyatik de, Kızıldeniz de yer almıyor.

[5] SD, Sh. 118

[6] Sayfa 123-124

[7] Bkz: TARİHİN YENİDEN YORUMLANMASI kitabımız, Tarihî Eksenler ve Alternatif Projeler bölümü, 6.kısım, sh. 290 – 294

[8] SD, Sh. 122

[9] Konuyla ilgili ayrıntılar için bkz: TYY kitabımız, Türkofon Milletler Topluluğu (Türkosfer), Sh. 224 ile 289 arası.

[10] SD, Sh. 125 ve 127

[11] Sayfa 128

[12] Gordion düğümü

[13] SD, Sh. 131-132

[14] Sayfa 140

[15] Sayfa 141-142

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile