“Stratejik Derinlik” ve Davutoğlu Analizleri – I

“Stratejik Derinlik” ve Davutoğlu Analizleri – I

Süleyman PEKİN Yazdı...

 

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Esere ve müellifine sıradan kitap & yazar ilişkisiyle bakmamak lazım. İç Anadolu’dan öksüz bir çocuğun Boğaziçi’nde ÇAP[1] yaparak başlayan serüveninin birçok dilde kitap ve makaleleri yayınlanan, birçok alanda ürün veren bir profesör haline dönüşmesi sonuçta Türkiye Cumhuriyeti’ne bir Başbakan kazandırmıştır.

Sadece bu mu; 28 Şubat sürecinde hem Yeni Şafak Gazetesi yazarlığı hem de 1998-2002 yılları arasında Harp Okulları ve Polis Akademilerinde misafir öğretim görevliliği yapan Davutoğlu’nun 2001’de çıkardığı meşhur Stratejik Derinlik kitabının ertesi yıl iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne dış politika prospektüsü olması planlamanın çok önceden yapıldığını işaretliyor.

Evvela Büyükelçi, akabinde Başdanışman, sonrasında dışarıdan Dışişleri Bakanı ve sonradan Milletvekili, en nihayet 62. TC Hükümeti Başbakanı..  Daha da önemlisi; Stratejik Derinlik kitabı. 11 Eylül 2001’deki İkiz Kuleler saldırısından sonra ABD ve şurekâsının aleni “West & Rest” yani ‘Batı & Diğerleri’ şeklindeki meydan okumasına Türkiye, klasik yöntemi olan ve el altında tuttuğu döneme uygun siyasal partnerlerden birini Kasım 2002’de iktidar yaparak cevap vermiştir.  

Bir yandan yerkürenin hâkim güçleri Yeni Dünya Düzeni’nin 20.yy’da projelendirilmiş bir harita kırpma oyunu olan Genişletilmiş Büyük Ortadoğu ameliyesine geçerken diğer yandan da biz; bir atom çekirdeği tarzında kurduğumuz ve tedbir ile itidal üzere 1. Viteste götürdüğümüz son devletimizin 2. vitese geçiş denemesini bu kitabın Stratejik Derinliği nispetinde gerçekleştirdik. Sonuçta vites geçmediği gibi eski rölantiyi de kaybetmiş bulunuyoruz.

Şanzımanı karışmış bir aracın yapabileceği en doğru iş bir tamirhaneye giderek onarım beklemektir. Yok, bu da yol kazası hükmünde hesaplandıysa eğer şimdilik bir şey demiyor ve diyeceklerimizi kitabın Sonuç kısmındaki tespit ve analizlerin ‘Görünen Köy’ün kılavuzluğundakilerle tevhidine bırakarak öteliyoruz.

Stratejik Derinlik,[2] yazarının önsözünde belirttiği gibi bir kemal arayışının eseri. Kitapta jeopolitik, jeoekonomik ve jeokültürel derinlik bulunması bir yana kitabın coğrafî derinliği tarihî derinliğinden daha belirgin. Dahası Davutoğlu; Mac Kinder, Haushofer, Mahan, Spykman, Seversky, Kennedy, Brezinski, Fukuyama, Huntington gibi çağdaş stratejistlerin teorilerine hem kitabında değinmiş hem de dipnottaki makalelerle özel incelemiş gözüküyor. Yazarın yabancı dildeki stratejiyi referans alan makale zenginliği bile ‘Beni değerlendirin’ havası vermeye yetiyor.

Metodik derinlik[3] de dâhil herşeyin derinliğine vurgu yapan Profesör Davutoğlu’nun kitabı, teorinin pratiğe damga vurması / vuracağı fikriyle yazılmış. Batılı teorisyenlerin pratik hayattaki değişimlere alternatif (B, C, D, X..) planlamalarla uyum yeteneği ve insan fıtratının toplumsal olaylardaki doğal tepkimelerini öngörme alışkanlığı maalesef eserde eksik. Yer yer harika tespitlere rağmen İslam İşbirliği Teşkilatı ve Bosna Meselesi gibi belli başlı konuların haricinde kitapta çok fazla somutlaştırma / projelendirme gözlenemiyor. Ve yapılması gerekenler genellikle öğretici bir üslûpla gereklilikler formatında işlenmiş.

Ünlü stratejistlerin geliştirdiği kara ve deniz jeopolitiği üzerinden giden Davutoğlu, mihver saha (heartland / pivot area) ve kenar kuşak hattını (rimland / inner crescent)mevcut kabulle Türkiye için anlamlandırmaya ve stratejik açıdan planlamaya çalışmaktadır. “Kendi toplumları ile tarihî bir yürüyüşe çıkmış olmanın kararlılığı” ile herkesi kaostan kozmosa geçişin aktörleri olmaya davet eden[4] yazar, bir ülkenin gücünü de G = (SV + PV)  x (SZ x SP x Sİ) şeklinde formüle etmiştir.[5]

Türkiye ile Irak arasındaki bunalımların temelini iki ülke arasındaki hukukî sınırın bölgenin jeopolitik ve jeokültürel yapısıyla uyumlu olmaması olarak açıklayan[6] Davutoğlu’nun, Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki stratejik bilinç farkının ürettiği psikolojik gerilimin uluslar arası güç dengelerindeki yıpratıcı etkisiyle bir an önce yüzleşmemiz gerektiği[7] kanısı da önceki örnekte olduğu gibi hafif düşmektedir. Türkiye & Irak ilişkilerini dış dengeler ve egemen güçleri hesaba katmadan sade bir sınır uyumsuzluğu gibi görmek yada 6 küsur asırlık Osmanlı’yı yekpare bir bilinç akışı olarak düşünüp Yeni Devlet’in (Türkiye) siyasî / stratejik bilincini ters akıntı gibi kodlamak işi basite indirgemektir.

“Gelecekle ilgili ufuk derinliğine sahip ülkelerin siyasî öncüleri belirlenmiş gündemlerin esiri olmazlar. Aksine gündem onların elinde şekillenir ve bu şekil alış o ülkeyi üçüncü ülkelerin ilişkilerinde bile etkin bir unsur haline getirir”[8] diyen Davutoğlu, bunun tersini yapan ve zamanlama kabiliyetini kaybeden savunmacı ve tepkici siyasî elitlerin tavırlarını roman girizgâhları gibi betimlemektedir: “Gündemler belirlendikten sonra sahneye çıkarak müzakere masasının bir ucuna ilişmeye çalışırlar”, “Merkeze bir nebze olsun yaklaşabilmek için bütün değer ve önceliklerinden taviz vermeye hazır kaypak bir psikolojiye bürünürler”, “Satrancın taşlarını yönlendiren bir oyuncu mu yoksa bir satranç taşı mı oldukları konusunda gizli bir kimlik çelişkisi yaşarlar.”[9]

Eserin aslında özeti bu; teorik açıdan oldukça kuvvetli ve iyi yetişmiş / yetiştirilmiş bir akademisyenin derste anlattıkları veya kitapta yazdıklarıyla aynı kişinin icraî noktaya geldiğinde / getirildiğinde yaptıkları arasındaki yaman çelişki yani. Kaddafi zamanı ve sonrası Libya politikamız, Esad’dan Esed’e Suriye politikamız, Mübarek-Mursî-Sisî üçgeninde Mısır politikamız, HAMAS & İsrail dengesindeki Filistin politikamız ve Kıbrıs, Ermenistan, Kürdistan (!) politikalarımız, BOP ve Arap Baharları uyumumuz hep “Hoca’nın dediklerini yap, yaptıklarını yapma!” noktasına çıkmıyor mu?

En baştan derin bir ikilem içindeki sosyal bilimciyi “kendi test tüpü içinde yaşayan” olarak tarif eden Davutoğlu, “Kendi taktik tercihini ülkenin dış politika ekseninin merkezi haline getirmeye çalışan bir diplomat ciddi yanılgılara sebep olabilir”[10] derken ve kimlik zaaflarını gizlemeye çalışanların  ‘Piyonlar Savaşı’ndaki küçük başarıları büyük bir zafer edasıyla kutladıklarını ifade ederken[11] acaba son 10 yılın Türk Dış Politikasının organizatörlerini bilim adamı gözüyle ve objektif bir surette tasnif etse hangi kısma koyardı?



[1] Çift Anabilim dalı Programı; Ekonomi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

[2] Küre Yayınları, Dördüncü Basım, Eylül 2001, İstanbul.

[3] SD, Sh. 4

[4] Sayfa 11

[5] Güç (G), Sabit Veriler (SV), Potansiyel Veriler (PV), Stratejik Zihniyet (SZ), Stratejik Planlama (SP), Siyasî İrade (Sİ)

[6] SD, Sh. 21

[7] Sayfa 30

[8] Sayfa 32-33

[9] Sayfa 33

[10] Sayfa 32

[11] Sayfa 34

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile