Tanzimat Dönemi Eğitim (7)

Tanzimat Dönemi Eğitim (7)                                   

Mehmet ÖZKAN yazdı...

 Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

   TANZİMAT DÖNEMİ EĞİTİMİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ (2) :

     Sultan Abdülmecid, Tanzimat Fermanı'nda eğitim meselesinin yer almayışını, daha sonra 1845'te Meclis-i Vala-yı Ahkâm-ı Adliye'ye giderek okuttuğu Hatt-ı Hümâyunda esefle kaydetmiştir (AYAŞ  1948,375). Abdulmecid , sadrazam ve bütün vekillere hitaben okuttuğu fermanda, devletin esas gayesinin bütün halkın refah ve saadetini sağlamak olduğunu belirterek, ne yazık ki bu konuda şimdiye kadar yapılan çalışmaların başarısının askerî saha ile sınırlı kaldığına dikkat çekmekte, bilim ve tekniğin gelişmesi, yeni okulların açılması, ülkenin imarı için gerekli tedbirlerin alınmasını, kimsesiz ve fakirler için İstanbul'da bir hastanenin kurulmasını emretmiştir. Bu ferman üzerine, memleketin imar ve ıslahı işlerini yürütmek üzere, çeşitli meclisler kurulurken, maarif meseleleriyle uğraşacak olan bir Meclis-i Maarif-i Muvakkat teşkil edildi (Ahmed Lütfi Efendi Tarihi 1984, l6-17, UNAT.1964,18). Bu meclisin çalışmaları neticesinde, öğretimin batıdaki gibi üç kademeli olması ve okulların yönetimini sağlamak üzere bir daimî Maarif Meclisi'ne ihtiyaç olduğu hükümete bildirildi. Bunun üzerine, ülkenin maarif meseleleriyle ilgilenecek Meclis-i Maarif-i Umûmiye teşkilatı kuruldu (1846) ve böylece modern anlamda merkezî eğitim teşkilatının temeli atılmış oldu. Bu meclisin gayesi ve görevi, maarif ile ilgili meselelerde gerekli reformları yapmaktı. Meclis bir karar organı mahiyetinde olduğundan, aldığı kararları uygulamak üzere, daha önce kurulmuş bulunan ve Evkaf Nezaretî'ne bağlı olan Mekâtib-i Rüşdiye Nezareti'nden bağımsız olarak genel müdürlük hüviyetinde Mekâtib-i Umûmiye Nezareti teşkil edildi ( KOÇER  1974, 52). Bu şekilde ayrı bir kuruluşun oluşturulmasının temel sebebi Evkaf Nezareti'nin, dolayısıyla medrese zihniyetinin tesirinden mektepleri kurtarmaktı. Bu nezaretin kurulmasıyla eğitim teşkilatı, medrese ulemasının denetiminden önemli ölçüde kurtarılmış oldu 1849'dan itibaren Mekâtib-i Rüşdiye Nezareti'nin işleri de Mekâtib-i Umûmiye Nezareti'ne devredildi. O sırada bir darülfünunun kurulması işiyle Meclis-i Maarif-i Umûmiye, Rüşdiye ve Sıbyan mektepleriyle Mekâtib-i Umûmiye Nezareti ilgileniyordu. Kurulan Maarif Meclisi, İstanbul’da bir darülfünun açılması hazırlıklarına başladı. Kurulacak olan bu okulda, bütün fen ve ilimler okutulacak, öğrenciler gece ve gündüz barınabilecek, bütün masraflar devlet tarafından karşılanacaktı. Bina inşaatına kısa zaman içinde başlanmasına rağmen, bir takım sebepler yüzünden uzun bir süre faaliyete geçememiştir Darülfünun kurulması için tasarılar hazırlayan Âlî, Fuad ve Cevdet Paşaların görüşleri farklılık göstermekteydi. Âlî ve Fuad Paşalar batı modelini tercih etmekle, Cevdet Paşa ise medresenin bunun dışında kalamayacağını düşündüğünden, iki kurum arasında bir sentez yapılmasını ileri sürmekteydi

     1847 yılında yayınlanan ve kısmen uygulanan bir talimatname ile sıbyan mektepleri programında önemli dersler ve yenilikler getirilmiştir. Talimat, öğretim süresi dört yıl olan sıbyan mekteplerinden sonra, iki yıl olan ve yeni kurulan Rüşdiye mekteplerini de zorunlu öğretim kapsamına almış, böylece altı yıl süreli zorunlu öğretimi getirmiştir. 1846 yılından itibaren İstanbul ve taşrada genel rüşdiyeler açılmaya başlanmış, bu da öğretmen ihtiyacını beraberinde getirmiştir. Meclis-i Muvakkat'in diğer bir tavsiyesi ise, yeni tesis edilecek darülfünun binası tamamlanınca, orada okutulacak derslerin kitaplarını hazırlamak için Encümen-i Daniş'in kurulmasıydı. Bu tavsiyeye uygun olarak çalışmalar başlatıldı ve 18 Temmuz 1851 de padişahın da hazır bulunduğu bir törenle Encümen-i Daniş açıldı. Bu, esas olarak okulların ve açılacak darülfünunun ders kitaplarını hazırlayacak, halkın genel eğitimi ile ilgili faydalı eserleri telif ve tercüme edecek ve Türk dilinin geliştirilmesine çalışacak, bir bilim akademisi olarak hizmet verecekti. Kurum, Sultan Abdulmecid, Cevdet Paşa ve Hayrullah Efendi'nin hazır bulunduğu törende Sadrazam Reşid Paşa'nın kısa bir nutkuyla açılmıştır. Bu yeni kurum çalışmalarına, belirtildiği gibi, önce dil ve tarih sahalarında başladı. Encümen-i Daniş'in kuruluş modeli ve çalışma sistemi, o dönemde batının en ileri ilim ve sanat müesseselerinden biri olarak bilinen Fransız Akademisine çok yakındı. Ne yazık ki, ancak 1862 yılına kadar devam edebildi. Bu dönemde, daha önce kurulmuş olan sivil ve askerî okulların daha iyi şartlar altında eğitim hizmeti verebilmesi için eksiklerinin tamamlanmasına ve iyileştirilmesine hız verildi. Bir taraftan da ordu merkezlerinde ve İstanbul'da idâdî okulları açıldı. İdadiyi bitiren öğrencilerin devam edebileceği Erkân-ı Harbiye (Harp Akademisi) kurularak, buradan orduya lazım olan subaylar yetiştirilmeye başlandı (KARAL 1983,VI 174, KURTCEPHE - BALCIOĞLU. 1992,50-51, 57). 1856'da ilân edilen Islahat Fermanı'nda,( Tanzimat Fermanı'ndan farklı olarak eğitimle ilgili hususlara da yer verilmişti. Ferman'da eğitimle ilgili belirtilen hususların İlköğretimin düzenlenmesi hususunda önemli olup ve sıbyan mektepleri hocaları için yayınlanan açılış günü, üyelerden Cevdet ve Fuad Efendiler tarafından kaleme alınan ve encümenin ilk meyvesi olan Kavaid-i Osmaniye adlı kitap padişaha takdim edildi (GENCER 1987,34),  ERGİN, ,5.38.).

     Cevdet Paşa, bu kurumun dahilî azalarının başkanlarıyla beraber kırk, haricî azalarının ise otuz üç kişi olduğunu belirterek, uzun seneler bunların isimlerinin salnamelerde yazıldığından bahsetmekte, ayrıca Encümenin binasının bir sağlam esas üzerine kurulamadığını, ehliyetsiz kimselerin kırklara karıştığım vurgulamaktadır (Cevdet Paşa, Tezakîr, IV 1986, 46-47, 52-53). 1862 senesine kadar Devlet Salnamelerinde mevcudiyetini koruyan Encümen-i Dâniş, bu tarihten sonra silinip gitmiştir.

     Fermanın tamamı incelendiğinde ise, gayri Müslim azınlıklara da bir takım haklar verildiği görülmektedir. Şöyle ki, Osmanlı toplumunu meydana getiren bütün milliyetlere kendi okullarını açma hakkı tanınmakta ve Osmanlı devletinin askerî ve mülkî bütün resmî okullarına da bundan sonra azınlıklar girebilecekti. Bununla beraber, ülke içindeki eğitimin padişah tarafından seçilecek bir karma Maarif Meclisi'nin denetimi altında bulunacağı da ifade ediliyordu. Bundan sonra, gayri Müslimler belirtilen haklardan geniş biçimde istifade ederek, hatta yabancı devletlerin desteğini sağlayarak, başta İstanbul olmak üzere imparatorluğun her tarafında kendi millî ve dini okullarını açmaya hız verdiler Açtıkları bu okullarda kendi dil, din, milliyet ve kültürleri doğrultusunda eğilim ve öğretimini sürdürmeye başladılar. Bu durumda eğitimin bir devlet politikası içinde yürütülmesi ve kontrol edilmesi zarureti ortaya çıktı. Söz konusu bu kontrol ise, merkezî bir maarif teşkilatındı kurulması ile mümkün olabilirdi. Bu amaçla, 15 Mart 1857'de Maarif-i Umumîye Nezareti tesis edildi ve böylece eğitim çalışmaları için hükümet içinde ilk defa bir eğitim bakanlığının temeli atılmış oldu. Bu kuruluşun oluşturulmasındaki temel sebeplerden birisi de. Evkaf Nezareti'nin, dolayısıyla medrese zihniyetinin tesirinden mektepleri kurtarmaktı. Mekatib-i Umumiye Nezareti'ni de bünyesine alan bu kurum, Meclis-i Vükela'ya dahil bir nazır tarafından yönetilecekti (AKYÜZ 1999,180). Nezaretin görevlerim belirten lâyihaya göre, askerî okulların dışında kalan bütün okulların yönetim ve denetimi nezarete ait olacaktı (UNAT. 1964,22; KODAMAN -SAYDAM 1992, 475-496.). Böylece, okullar devletin resmî kuruluşları oluyor ve eğitim işleri artık devletin kontrol ve sorumluluğu altına girmiş oluyordu. Okullar derecelenmeye tabi tutuluyor ve Sıbyan, Rüşdiye, Meslek ve Teknik okulları olmak üzere üç dereceye ayrılıyordu. Sıbyan okullarında Müslim ve gayri Müslimlerin çocukları ayrı ayrı eğitim görecekler, diğerleri ise karma olacaktı. Sınıf geçmede imtihan usûlü getirilecekti, ayrıca devletin resmî dili ve ekseriyetin konuştuğu Türkçe öğretim dili olacaktı (KODAMAN -SAYDAM 1992, 475-496.). Bu son madde, devletin bu dönemde milliyetçilik ve Osmanlı milleti oluşturma çabalarını yansıtmaktadır. 1857 yılından itibaren meslek ve sanat okullarının açılmasına ağırlık verilmeye başlandı. Ormancılığı geliştirmek ve bu sahada uzman yetiştirmek için İstanbul'da bir Ormancılık Okulu kuruldu (1857). Eğitim süresi iki yıl olan bu okul, Fransa'dan getirilen iki orman mühendisinin idaresinde öğretim yapmaya başladı (AKYÜZ 1999,182.).

    Mülkî idarede istihdam edilecek liyakatli memurların yetiştirilmesi (kaymakam, müdür gibi) amacıyla 1859'da Mekteb-i Mülkiye kuruldu (KORAY 1991, III). İlk defa İstanbul’da bir Sanayi Mektebi'nin açılmasına 1847 yılında teşebbüs edilmişse [Ticaret Nezareti bünyesinde eğitim yapan bu okul, 1874 yılında açılarak öğretime başlayan Maadin Mektebi ile birleştirilerek (188l) öğretim süresi iki yıl idadi, iki yıl meslek olmak üzere dört yıla çıkarıldı (KODAMAN -SAYDAM 1992,  491)] de öğretime devam edemedi. İkinci teşebbüs ise, Tuna valisi Midhat Paşa tarafından yapıldı. 1863'te önce Niş'te, daha sonra Rusçuk'ta (1864) öğrencilerinin çoğunluğunu din ve dil ayırımı yapılmaksızın alınan kimsesiz ve fakir çocukların oluşturduğu ıslahhane adıyla pratik sanat okulları açıldı. Buralarda okuma, yazma, hesap, defter tutma gibi dersler yanında, çeşitli atölyelere dağıtılan öğrencilere pratik olarak bazı sanatlar da öğretiliyordu. Öğretim süresi, ilkokuldan sonra beş yıldı. Bu okullardan verim alınması üzerine, başka şehirlerde de benzeri okullar tesis edildi (Sofya, Selanik, ve Şam da). Kurulan bu ilk sanayi mektepleri, daha sonraki modern sanayi okullarına model olmuş ve onların temelini teşkil etmiştir, ayrıca İstanbul’da 1868'de Islah-ı Sanayi Mektebi açıldı. Demircilik, kunduracılık, dökmecilik, makinecilik, mimarlık, terzilik ve mücellitlik branşları olan bu okula yatılı olarak 13, gündüzlü olarak ise 30 yaşın altındakiler alındı. Bir yıl sonra yine İstanbul da kızlar için Kız Sanayi Mektebi açıldı (KODAMAN –SAYDAM 1992, 475) 1864 yılında, eğitim faaliyetlerini araştırmak ve incelemek, sistemi geliştirmek gayesine yönelik Maarif-i Umumiye Heyeti ile muhtelif komisyonlar oluşturuldu. Bu komisyonlardan Mekâtib-i Sıbyan-ı Müslîme Komisyonu, İslâm'a ait kitapları inceleyecek, üyeleri bütün cemaatlerden seçilerek teşkil edilen Mekâtib-i Rüşdîye ve İlmiye Komisyonu ise, bütün tebaanın eğitim işlerini müzakere edecekti (KODAMAN -SAYDAM 1992, 479). Bu dönemde eğitimle direk ilgili olarak kurulan bahsi geçen komisyonların dışında, eğitimle dolaylı ilgisi bulunan ve bilhassa Osmanlı aydınlarının şahsî teşebbüsleri ile bazı cemiyetler de kuruldu. Ek cemiyet, Münif Paşa'nın önderliğinde kurulan Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye'dir (1861). Görevi ise, dinî ve siyasî meseleler hariç olmak üzere, her türlü bilim ve tekniğe dair kitap ve makale telif ve tercüme etmek; belirli günlerde temel bilimlerde ve yabancı dillerde halka açık dersler vermek, ilmî danışmanlık hizmetleri yapmak, cemiyet merkezinde bir kütüphane açarak okuyucuların hizmetine sunmaktı. Cemiyetin temel hedefi, toplum için gerekli olan bilgileri ülkenin her tarafına mümkün olduğu kadar yaymaktı. Osmanlı idaresinin ilk Türk bilim dergisi olan Mecmua-i Funün bu kurum tarafından neşredilmeye başladı (KODAMAN , 1980,45,46, BİLİM 1984,29; İHSANOĞLU  1992, 335-395.). 1865'te halka okuma yazma öğretmek ve parasız yatılı okullar açmak gayesiyle Cemiyet-i Tedrisiye-i İslâmiye kurulmuştur. Osmanlı aydınlarının cemiyetlerine sahasındaki en başarılı teşebbüsü, 1865'te Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye'yi kurmaları olmuştur. Kuruluş maksadı, Osmanlı (Bu okulda burslu okuyan öğrencilerin burslarının bir kısmı Emniyet Sandığı'na kesilip, mezun olduktan sonra atölye sermayesi olarak kendilerine verildi. Bu tip okullar Anadolu'ya da yayıldı. II. Abdülhamid zamanında ise Hamidiye Sanayi Mektebi-i Âlîsi adıyla eski ıslahhanelere yeni bir düzenleme getirildi (KODAMAN 1980,287-295).) memleketinde tıp biliminin yayılması ile Fransızca olan tıp eğitiminin Türkçe yapılmasıydı. Cemiyetin ilk büyük hizmeti, 1866'da Mekteb-i Tıbbiye-i Askerîye içinde açılan Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkîye'de Türkçe tıp eğitiminin gerçekleştirilmesine yönelik faaliyetidir. İkinci başarısı ise, tıp dilinin Türkçeleşmesi konusunda yaptığı yoğun çalışmalar sonucu, ilk Türkçe modem tıp lügati olan Lugat-ı Tıbbiyeyi yayınlamış olmasıdır (1873). Zamanla yabancı devletlerle olan siyâsî ve iktisadî münasebetlerin yoğunlaşması ve yabancı hukuk mevzuatından tercümelere ihtiyacın atması üzerine, devlet dairelerine yabancı dil bilen elemanlar yetiştirmek üzere İstanbul Cağaloğlu'nda Lisan Mektebi açıldı (1864). Osmanlı devleti dahilinde 1866 yılında Girit isyanının çıkması üzerine, hükümetin Islahat Fermanı ile ilan ettiği işleri yerine getiremediğini ileri süren Avrupa devletleri, reform meselesini gündeme getirdiler ve uygulanması ısrarıyla değişik reform projeleri sundular. Osmanlı hükümeti, bu projeler arasından Fransız tezini uygun görerek tercih etti (1867). Bundan sonra, eğitim sistemi ve eğitim kurumlarda yapılacak düzenlemelerde Fransız etkisi ağırlık kazanmaya başladı (KARAL 1983, VII, 336; KODAMAN , 1980, 48,49, TEKELİ  1985 s:468). Çünkü bu tezdeki hükümler, Tanzimat idarecilerinin bir Osmanlı milleti oluşturma düşüncesine oldukça yakındı. Sunulan Fransız tezine göre; Osmanlı tebaası Müslüman ve Hıristiyan ayırımı gözetilmeden bir bütün olarak ele alınmalıdır ve idarede birlik, siyasal ve sosyal haklarda eşitlik sağlanmalıdır Ortak haklar ve ortak menfaatler imparatorluğun türlü unsurlarım kaynaştırmaya yarayacaktır Bu suretle de kuvvetli bir Osmanlı toplumu meydana gelebilecektir. İmparatorluğun bütün unsurlarını bu amaca doğru sevk ve idare edecek yegane unsur Türklerdir., denilmektedir. Genel eğitimle ilgili olarak tavsiyeleri ise şöyleydi: Müslüman olmayan toplulukların sahip bulundukları eğitim kurumlarının teşvik ve himaye edilmeli, başlıca büyük şehirlerde Hıristiyan çocuklarının da kabul edileceği orta dereceli okulların kurulmalı, ilköğretimin geliştirilmesi için de öğretmen yetiştirilmelidir. Müslüman olan ve olmayan öğrenciler için bîr üniversite kurulmalı ve bu üniversitede, tıptan başka tarih, idare ve hukuk dersleri okutulmalı ve bu suretle de yeni konulan tatbik edecek memurlar yetiştirilmelidir. (KARAL 1983,  VII .334-335,337, KODAMAN 1980,49-50; KODAMAN -SAYDAM ,  1992, 475-496.). Devrin en önemli devlet adamlarından Alî ve Fuad Paşalar, eğitim reformunun gerçekleşmesinde Fransız tezini desteklemekteydiler (BİLİM 1984, 31). Âlî Paşa. bir layihasında, Osmanlı kardeşliğinin ve imparatorluğun bütün tebaasının birleşmesinin lüzumlu olduğuna inandığını ve idarî kadroların dahi gayri müslimlere açık olması gerektiğini vurgulamaktaydı, ayrıca, batı devletleri seviyesine erişmek için, batı tipi (İslâm Ansiklopedisi, s-659) mekteplerin açılmasını savunmaktaydı. Fuad Paşa da bu fikirlere katılmakta ve desteklemekteydi. Ölümünden önce düzenlediği vasiyetnamesinin bir bölümünde, eğitime temas ederek şunları ifâde etmekteydi: "ZannoImasınki İslamiyet'in emrettiği ilim başka, diğer milletlerin tahsil ettiği ilim başkadır. İlim akıl alemi ve iz'an için ışık saçan tek parlak güneştir. Ve mademki bizim itikadımızca İslâmiyet bütün hakayiki, bütün maarifi camidir, o takdirde faydalı keyifleri ve yeni ilimleri, geldikleri yer her neresi olursa olsun ve herhangi millet nezdinde bulunursa bulunsun, onu almalı ve kabul etmeliyiz." (KARAL 1983 ,VII. 197). Midhat Paşa da, Âlî ve Fuad Paşaların eğitim hakkındaki temel düşüncelerine katılmaktaydı. 1867'ye kadar Rüşdiye okullarına yalnız Müslüman öğrenciler girebilmekleydi. Bundan sonra, devlet tarafından rüşdîyeler açılarak Hıristiyan çocuklar kabul edilmeye başlandı. Bu da Osmanlı devletinin, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında öğretim alanında bîr ayırım yapmadığının göstergesi sayılıyordu. Ancak Hıristiyan çocuklar rüşdîyelere alınmadan önce Türkçe'den imtihan vermeleri şarttı (KARAL 1983,  VII: 201). 1867 yılında Sultan Abdülaziz’in Fransa’ya yaptığı ziyaretin ardından, Fransız projesinde ileri sürülen tavsiyelere uygun olarak Mekteb-i Sultani diğer bir adıyla Galatasaray Sultanîsi açıldı (1868). 1 Eylül'de, Rüşdiye ile yüksek-öğretim arasında ve Osmanlılık siyaseti doğrultusunda eğitime başladı. Okulun eğitim süresi beş yıldı; fakat bilgi seviyesi çok düşük olan öğrencileri yetiştirmek maksadıyla üç yıllık hazırlık sınıfı da olmak üzere 8 yıl öğrenim görülmekteydi. Okulun kuruluş modeli Fransız liselerine çok benzemekteydi, yönetici ve öğretmenlerin çoğu Fransız idi. Öğretim, Türkçe konular dışında Fransızca yapılmaktaydı. Bu sebeple bir batı dilinde orta dereceli modern bir eğitim verilmesini sağlamak amacıyla Osmanlı hükümeti tarafından başlatılan ilk ciddî teşebbüs olarak bilinmekte ve batıya açılan bir pencere olarak da vasıflandırılmaktadır (ENGELHARDT 1328,  (çev. Ali Reşâd), 176; LEWİS 1984, ). Sultanînin Türkçe, Fransızca, Rumca ve Ermenice olarak yayımlanan 10 maddelik nizâmnâmesinin 1. maddesinde, Osmanlı devletinin farklı dinlere mensup çocuklarını bir arada okutmak öngörülüyor (ŞİŞMAN İstanbul 1986,83-160.). Nizamnameden de anlaşıldığı gibi, Osmanlı tebaasının tamamına açık olacak olan bu okulda, böylece bütün öğrenciler birbiriyle kaynaşacaktı Okulun öğretime başladığı ilk dönemlerde, çalışma sistemine karşı ülke içinde ve dışında olumsuz değişik tepkiler meydana geldi. Fakat bütün bu olumsuz propagandalara ve yapılan farklı itirazlara rağmen, okula öğrenci rağbeti tahminin üstünde idi. Açılıştan bir yıl sonraki öğretim yılında. (Fakat, öğretime başladığı ilk yıllarda öğrenci mevcudunun ekseriyetini gayri Müslimler teşkil etmekteydi ( DURSUN, 10). Rusya, okulun Fransa'ya manevi nüfuz sağlayacağına inandığı için Rumların bu okula girmesine engel olmaya çalıştı. Papalık, okulda Katolik öğrenciler için dinî merasim yapılmadığını ileri sürerek doğudaki Katoliklerin okula devamlarını yasaklayan bir emirname yayınladı Yahudiler de Müslümanları Hıristiyanlarla birlikte öğrenim gördüğü bu okula çocuklarını göndermek istemediler. Müslümanlar ise, öğretim de Fransızcaya Türkçeden daha fazla yer verilmesinden ve Latince okutulmasından dolayı memnun değillerdi (KARAL  Vll, 1983,  204).) öğrenci mevcudu 622'yi buldu. Bu tip okulların ülke çapında yaygınlaştırılmasına karar verilmesine rağmen, Tanzimat döneminde buna imkân olmamıştır. Bu yüzden  Galatasaray  Sultanîsi  tek  başına lise  öğretimin vermeye devam etmiştir. Bu okul çeşitli din, ırk ve mezhepten olanlara Osmanlılık fikrini aşılamak düşüncesiyle açılmış olmasına rağmen, Türk ve Müslümanlardan ziyade gayri Müslimlerin işine yaradı. Bulgar, Rum ve Ermeniler için millî duyguların aşılandığı, Türkler için ise, Osmanlı toplumundan kopuk, Fransız kültürü etkisinde kalan aydınlar zümresi meydana getirdiği ileri sürülmektedir (KODAMAN -SAYDAM 1992,  475 - 496.). 1867 reformlarının neticelerinden birisi de, Türk eğitim tarihinde önemli bir dönüm noktası sayılan ve önemli kararlan ihtiva eden 1 Eylül 1869'da yayınlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi'dir. Bu Nizamname'de, öncekilerde olduğu gibi, Fransız eğitim sistemi model alınarak hazırlanmıştır (AYAŞ Nevzat. (1948), Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitimi Kuruluşlar ve Tarihçeler, Ankara.s: 393). Dönemin Maarif Nazın Saffet Paşa da Fransız tezini savunmaktaydı. Aslında Maarif Nizamnamesi'nin esas mimarı Şura-yı Devlet Maarif Dairesi Başkanı Sadullah Paşa (1838-1891) dır. Sadullah Paşa'nın eğitimle ilgili ifade ettiği görüşler kısaca şöyledir: "Fen ve sanayimizi batının yöntemleriyle geliştirebiliriz. Teknoloji görenekle gelişmez. Yüksek öğrenim ise düzenli bir ilk, orta öğrenim üzerine kurulmalıdır. Uzman yokluğundan topraklarımızın verimliliğine, halkımızın yetenekli olmasına rağmen ülke gelişememiştir." (SAKAOĞLU  İstanbul 1985.II. 478-484.). Şura-yı Devlet Maarif Dairesi, Maarif Nizamnamesi'ni hazırlamak için hususi olarak kurulmuştu. Bu dairede Sadullah Paşa'dan başka, Kemal Paşa. Dadyan Artin Efendi. Recaizade Ekrem Bey, Mehmed Mansur ve Dragon Efendiler görev almaktaydı. Komisyonun uzun süren ve başarılı çalışmaları sonucunda hazırlanan, beş bölüm ve 198 maddeyi ihtiva eden bu nizamname ile, maarif idare ve teşkilatı kanunî hükümlere bağlanmakta ve teşkilat yapısında büyük çapta yenilikler meydana getirilmekteydi. Bu zamana kadar parça parça kurulmuş olan ve kurulması düşünülen okullar eğilim sistemi çerçevesinde tamamen teşkilatlandırılıyordu. Eğitim hem bir devlet politikası ve hem de genel bir hizmet olarak kapsamlı bir biçimde ilk defa ele alınmaya başlandı. İlk defa vilayetlerde maarif teşkilatı kurulması kararlaştırıldı.  Nizamname ile merkezî maarif teşkilatı şu şekilde düzenlendi:

 

1-Maarif-i Umumiye Nezareti

 

2-Meclis-i Kebîr-i Maarif,

a) Daire-i ilmiye

 

b) Daire-i İdare

 

3-Tahrirat Kalemi

 

4- Muhasebe Kalemi.

 

Yeni kurulan Meclis-i Kebir-i Maarif, nazır başkanlığında yılda iki defa toplanacak ve eğitimle ilgili yeni kararlar alma yetkisine sahip olacaktı. Bu meclise bağlı İlmî Daire, okulların ihtiyacı olan ders kitapları ve çeşitli bilimsel kitapları telif ve tercüme ettirecek, Avrupa üniversiteleri ile ilişkilerde bulunacak, Türkçenin ilerlemesine çalışacaktı. Dairenin üyeleri doğu ya da batı dillerinden en az birini bilen, Türkçeyi okuyup yazmada kabiliyetli kişiler arasından seçilecektir. İdarî Daire ise, okulların, maarif meclislerinin, müze, kütüphane ve matbaaların idaresiyle, öğretmenlerin özlük işleriyle, eğitimle ilgili tahkikat ve muhakemelerle meşgul olacaktı, ihtiyaca göre yeni yönetmelikler ve talimatnameler hazırlayacaktı. Bundan sonra vilayet teşkilatlarının da ihtiyacı karşılayacak şekilde yeniden düzenlenmesine özen gösterildi. İstanbul'daki Meclis-i Kebîr-i Maarifin şubeleri olmak üzere, vilayetlerde birer Maarif Meclisi kuruldu. Meclisin başkanı vilayetteki Maarif Müdürü idi. Meclis ve müdürün görevleri ise, Nezaret'ten gelen emirleri uygulamak, Maarif Müdürlüğüne bağlı okulları teftiş edip ihtiyaçlarını gidermek, vilayet maarif bütçesini usulüne uygun şekilde harcamak, maarifin durumunu ve ortaya çıkan meseleleri de merkeze bildirmekti (UNAT., Faik Reşit., 1964,110; KODAMAN -SAYDAM 1992  479-480). Böylece eğitim, merkezden sonra taşrada da teşkilatlanmaya başlamış, uygulamaların kontrol edilerek sağlıklı verim alınması ve ortaya çıkacak aksaklıkların düzenlenmesine çalışılmıştır. Şüphesiz bu faaliyet Türk eğitim tarihi için dikkate değer bir aşamadır.

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile