Merkezi Türk Hakimiyet Teorisi

Merkezi Türk Hakimiyet Teorisi

Prof. Dr. Ramazan ÖZEY

Anadolu dünya kalesidir. Dünya Kalesi'ni (Anadolu'yu) elinde bulunduran bir millet, İç çembere (Balkanlar ve Ortadoğu) hükmeder. İç çembere hükmeden bir millet ise, Dış çembere yani Dünyaya hâkim olur." Tarihin süzgecinden iyice süzülmüş gerçek bilgilerin bize gösterdiği gerçek, dünya coğrafyasında cihan hâkimiyetinin en büyük örneklerini Türk milleti sağlamış olduğudur. Dileğimiz, Merkezi Türk Hâkimiyet Teorisi’nin yeniden uygulamaya konmasıdır. Eserin, dünya siyaseti ile uğraşan tüm araştırmacılara, yöneticilere ve özellikle içindeki liderlik duygusunu geliştirmeye çalışanlara faydalı olacağını umuyoruz. , Hâkimiyet; “Egemen olma, buyruğunu yürütme, etkili olma” demek. İnsan; yaradılışından gelen “egemen olma, buyruğunu yürütme, etkili olma duygularına” sahip. O halde, İnsanoğlunun yeryüzünde var olduğundan bugüne, “hâkimiyet” en fazla sözü edilen terim olmuş. Başta Türkiye olmak üzere, çoğu dünya ülkeleri, yönetim ve kamu binalarının duvarlarını, “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir”, “Hâkimiyet Vazgeçilmez Düsturumuzdur”, gibi veciz sözlerin yazılı olduğu levhalarla süslemişlerdir. İnsanlar her gün bu sözleri okuyarak, belleklerine iyice yerleştirmişler ve hükmetme içgüdüsü daima aktif durumda kalmıştır. “Ben ki, cihan hâkimi” diye hitap etme yetkisine kavuşan liderlerin yönettiği lider bir devlet olan Yüce Osmanlı Devleti, aralıksız 600 yüzyıl hükmetmiştir. Tarih bunun şahididir. Tarihin süzgecinden iyice süzülmüş gerçek bilgilerin bize gösterdiği gerçek, dünya coğrafyasında gerçek cihan hâkimiyetinin en büyük örneklerini Türk milleti sağlamış olduğudur. Zaman dilimi olarak en uzun ve mekân gelişimi olarak en geniş dünya hâkimiyetini sağlamış olan devlet, bütün dünyanın ittifakla kabul ettiği Yüce Osmanlı Devletidir. Yüce Osmanlı Devleti, yaklaşık 24 milyon km².lik bir alan üzerinde, tam 6 yüzyıl dünya hâkimiyetini kurmuş ve dünya barışını ve huzurunu sağlamıştır. Ancak 20.yüzyılın başlarında, dünyada her insanın ve her devletin doğup, büyüyüp ve zamanı gelince öldüğü gibi, Osmanlı Devleti de ömrünü doldurmuş ve tarih sahnesinden çekilmiştir. Söz konusu bu çekilişte, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya, A.B.D gibi devletlerin rolü büyük olmuştur. Osmanlı Devletinin yıkılışına sebep olan devletler, 20 yüzyıl boyunca, dünya hâkimiyeti için aralarında bir türlü anlaşamamışlar ve devamlı olarak birbirleri ile didişip durmuşlardır. Söz konusu bu didişmenin eseri olarak, dünya 20.yüzyılı hep bölgesel savaşlarla geçirmek zorunda kalmıştır. Matematiksel olarak 21.yüzyılın ilk yılına girmiş bulunuyoruz. Yani bir bakıma yeni bir yüzyılın başlangıç noktasındayız. Tarihsel olarak ele aldığımızda (ki 21.yüzyılın başlangıcı olarak SSCB’nin dağıldığı yıl olan 1989 yılı, 20.yüzyılın sonu, 21.yüzyılın başlangıcı olarak kabul edilir), 21.yüzyılın ilk çeyreğindeyiz. Dünya 20.yüzyılı iki kutuplu yada çok kutuplu hâkimiyeti yaşadı. 21.yüzyıla girerken, tek kutuplu bir dünya hâkimiyetinden yani ABD’nin hâkimiyetinden söz ediliyor. Ancak ABD’nin, tek kutuplu hâkimiyeti üstlenecek kadar güçlü olmadığı açıkça görülüyor. ABD’nin dünya hâkimiyetinde tek kalma ihtimali, başta kendi yöneticilerini ve halkını tedirgin ediyor. Rusya Federasyonunun yenidene canlanma çabaları, eski SSCB’den ayrılan Ukrayna’nın güç gösterisi, Japonya’nın sanayileşmede hızla ilerlemeye devam etmesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Doğu Asya’da sessiz ama tedirgin edici tavırları ile Avrupa Birliği’ndeki gelişmeler (özellikle Almanya’nın birleşerek güçlenmesi), ABD’nin tedirginliğini kat kat artırmış görünüyor. Modern Dünyayı temsil eden başta ABD ve Avrupa’nın tedirginliğini başka açıdan inceleyen Wallerstein, Modern Dünya Sistemi için şu tespitlerde bulunuyor; “ Bugün batı, köklü ve çok yönlü bir kriz yaşıyor. Sadece ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda büyük ölçekli siyasi ve sosyal kriz bu. Kapitalist dünya ekonomisinin yaşadığı kriz, Batı uygarlığın kendinden kuşku duymasına ve kendine olan güveninin sarsılmasına yol açmaya başladı. Bu durum, Batı’nın sürgit yeni şeytanlar icat etme ihtiyacı içine girmesine neden oluyor.”  


Bu Kitaptan Bazı Başlıklar 
Hâkimiyet; “Egemen olma, buyruğunu yürütme, etkili olma” demek. İnsan; yaradılışından gelen “egemen olma, buyruğunu yürütme, etkili olma duygularına” sahip. O halde, İnsanoğlunun yeryüzünde var olduğundan bugüne, “hâkimiyet” en fazla sözü edilen terim olmuş. Başta Türkiye olmak üzere, çoğu dünya ülkeleri, yönetim ve kamu binalarının duvarlarını, “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir”, “Hâkimiyet Vazgeçilmez Düsturumuzdur”, gibi veciz sözlerin yazılı olduğu levhalarla süslemişlerdir. İnsanlar her gün bu sözleri okuyarak, belleklerine iyice yerleştirmişler ve hükmetme içgüdüsü daima aktif durumda kalmıştır. “Ben ki, cihan hâkimi” diye hitap etme yetkisine kavuşan liderlerin yönettiği lider bir devlet olan Yüce Osmanlı Devleti, aralıksız 600 yüzyıl hükmetmiştir. Tarih bunun şahididir. Tarihin süzgecinden iyice süzülmüş gerçek bilgilerin bize gösterdiği gerçek, dünya coğrafyasında gerçek cihan hâkimiyetinin en büyük örneklerini Türk milleti sağlamış olduğudur. Zaman dilimi olarak en uzun ve mekân gelişimi olarak en geniş dünya hâkimiyetini sağlamış olan devlet, bütün dünyanın ittifakla kabul ettiği Yüce Osmanlı Devletidir. Yüce Osmanlı Devleti, yaklaşık 24 milyon km².lik bir alan üzerinde, tam 6 yüzyıl dünya hâkimiyetini kurmuş ve dünya barışını ve huzurunu sağlamıştır. Ancak 20.yüzyılın başlarında, dünyada her insanın ve her devletin doğup, büyüyüp ve zamanı gelince öldüğü gibi, Osmanlı Devleti de ömrünü doldurmuş ve tarih sahnesinden çekilmiştir. Söz konusu bu çekilişte, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya, A.B.D gibi devletlerin rolü büyük olmuştur. Osmanlı Devletinin yıkılışına sebep olan devletler, 20 yüzyıl boyunca, dünya hâkimiyeti için aralarında bir türlü anlaşamamışlar ve devamlı olarak birbirleri ile didişip durmuşlardır. Söz konusu bu didişmenin eseri olarak, dünya 20.yüzyılı hep bölgesel savaşlarla geçirmek zorunda kalmıştır. Matematiksel olarak 21.yüzyılın ilk yılına girmiş bulunuyoruz. Yani bir bakıma yeni bir yüzyılın başlangıç noktasındayız. Tarihsel olarak ele aldığımızda (ki 21.yüzyılın başlangıcı olarak SSCB’nin dağıldığı yıl olan 1989 yılı, 20.yüzyılın sonu, 21.yüzyılın başlangıcı olarak kabul edilir), 21.yüzyılın ilk çeyreğindeyiz. Dünya 20.yüzyılı iki kutuplu yada çok kutuplu hâkimiyeti yaşadı. 21.yüzyıla girerken, tek kutuplu bir dünya hâkimiyetinden yani ABD’nin hâkimiyetinden söz ediliyor. Ancak ABD’nin, tek kutuplu hâkimiyeti üstlenecek kadar güçlü olmadığı açıkça görülüyor. ABD’nin dünya hâkimiyetinde tek kalma ihtimali, başta kendi yöneticilerini ve halkını tedirgin ediyor. Rusya Federasyonunun yenidene canlanma çabaları, eski SSCB’den ayrılan Ukrayna’nın güç gösterisi, Japonya’nın sanayileşmede hızla ilerlemeye devam etmesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Doğu Asya’da sessiz ama tedirgin edici tavırları ile Avrupa Birliği’ndeki gelişmeler (özellikle Almanya’nın birleşerek güçlenmesi), ABD’nin tedirginliğini kat kat artırmış görünüyor. Modern Dünyayı temsil eden başta ABD ve Avrupa’nın tedirginliğini başka açıdan inceleyen Wallerstein, Modern Dünya Sistemi için şu tespitlerde bulunuyor; “ Bugün batı, köklü ve çok yönlü bir kriz yaşıyor. Sadece ekonomik bir kriz değil, aynı zamanda büyük ölçekli siyasi ve sosyal kriz bu. Kapitalist dünya ekonomisinin yaşadığı kriz, Batı uygarlığın kendinden kuşku duymasına ve kendine olan güveninin sarsılmasına yol açmaya başladı. Bu durum, Batı’nın sürgit yeni şeytanlar icat etme ihtiyacı içine girmesine neden oluyor.”  
 
Bu Kitabı Nereden Temin Edebilirsiniz 
21. ASIR Yayınevi Maltepe Mah. Litros Yolu Fatih San. Sit. No: 12/74 Topkapı - İstanbul Tel: 0 212 501 51 07 Faks: 0 212 613 68 96 www.21.asiryayinevi.com

 

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile