2023 Dergisi: Demokrasi, Özgürlükler ve Anayasa Bağlamında; Laiklik

Türkiye siyasî olarak aslında bir krizin içinde, yaşananlar objektif bir bakışla değerlendirildiğinde toplumsal bir krizin vuku bulması için gerekli olan her şart da mevcut. Lâkin ne siyasî krizin analizi yapılmakta ne de toplumun katmanlarda biriken geriliminin azaltılması için bir gayret sarf edilmekte. Bu duruma son birkaç yıldır sınırlarımızın hemen dışında yaşanan gelişmeler de eklendiğinde aslında sürekli olarak ertelenen bir kâbus senaryosuna giderek yaklaştığımızı söyleyebiliriz.

Herkesin bütün tafsilatıyla bildiği ve yukarıda genel hatlarıyla çerçevesini çizdiğimiz sorunlara rağmen ülkedeki hayatın “olağan seyrinde” nasıl devam ettiği ise ciddî bir sosyolojik tahlile muhtaç. Mevcut sakinliği; sağduyunun hâkimiyeti, tarihsel tecrübenin oluşturduğu birikim, devlete duyulan güven ve birçok saikle izah mümkünse de, aynı şekilde vurdumduymazlık, nemelazımcılık, alışma, duyarsızlaşma ve nihayetinde medya manipülasyonlarıyla algıların şekillendirilmesi gibi gerekçelerle de izah etmek pekâlâ mümkün. Hatta biriyle tenakuz içindeki bu iki yorumun belki ikisi de mevcudu açıklamak için gerekli. Lakin çok derinde olmayan bir gerilim, her kesimi tesiri altına alarak gün yüzüne çıkmak için son damlanın düşmesini bekliyor da olabilir. Son altı ayda PKK ile mücadelede şehit olan asker ve polis sayısı 500’ü geçmiş, binlerce insanımız PKK teröründen mağdur olarak yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmış, yine büyük şehirlerde patlayan bombalar sebebiyle halkın büyük kesiminde korku ve tedirginlik egemenlik kurmuş durumda. Diğer taraftan hukuk hiç olmadığı kadar işlevini yitirmiş, demokrasi kazananın her şeyi aldığı bir zar oyunu mesabesine indirilmiş… Gücü elinde bulunduran bir kişi, bütün her şeyi kontrol etmekte, aldığı ve hepimizi ilgilendiren kararları ise psikolojik harp mahsulü araçları devreye sokarak uygulama alanına peyderpey geçirmekte. Şu anda ülkede fiilen bir başbakan yokken, kimin o koltuğa atanacağını ise o bir kişi dışında hiç kimse bilmemekte. Verilen oylar nihayetinde o bir kişiyi daha güçlü ve daha sorgulanmaz kılmaktan öteye bir anlam ifâde etmemekte. Öyle ki başbakanın görevini bırakmak zorunda kalması bile kriz olarak değil de bir partinin içişleri olarak yorumlanmakta, “Ülkeyi zaten Cumhurbaşkanı yönetiyordu, yine o yönetmeye devam edecek” denilerek mevcut hukuksuzluklara meşruiyet kılıfları gayri ahlâkî, gayri hukukî ve gayri ciddî yorumlar eşliğinde toplumun gözleri önünde dikilmeye alışılmakta.

Türkiye birçok alanda hukukun devre dışı bırakılması sebebiyle kriz yaşarken, toplumsal tepkiler değerler üstünden yürüyen bir pazarlama dilinin her alanda egemen olmasıyla baskılanmak istenmekte. Milletin bütün fertlerini aynı oranda etkileyen sorunlar, değerler üstünden karşıtlık yaratılmak sûretiyle perdelenmeye, eleştiri getirenlerin sözleri ise değerlerin düşmanı olarak yaftalanarak, düşman ilân edilerek anlamsız kılınmaya çalışılmakta.

Hazindir ki, başa geçtiğinde vazifenin ona Peygamber tarafından verildiği ilân edilen, kutsiyet atfedilen şahıs, görevden alındığında; hain, küresel güçlerin taşeronu hatta Yahudi olmakla suçlanabilmekte. Kutsayan da aşağılayan da aynı zümre, tıpkı kutsanan da aşağılananın da aynı adam olması gibi… Tuhaf olan ise, dinî değerlerin araçsallaştırılmasından ya da bir zırh olarak giyilip sonra da bir kenara atılmasından en çok rahatsız olması gerekenlerin, samimi olarak o değerlere bağlı olanların, bu kullanmaya ve kirletilmeye bir itirazlarının olmaması. Maalesef en çok onlar bu durumdan memnunlar. Bu memnuniyet aynı şeye, yâni dini kullanmaya, kendi ufak çaplı çıkarlarını gerçekleştirme adına başvurmalarından ya da işin nasıl vahim bir noktaya doğru gittiğini görme ferasetini yitirmelerinden kaynaklanıyor olabilir. İtiraz edenler yok mu? Var ama azınlıkta ve sesleri giderek kısılmakta.

Diğer taraftan dinî değerlerin -sembolleriyle, kavramlarıyla ve sloganlarıyla- en görünür olduğu ve her alanı etkisi altına aldığı bir dönemde; kötülüğün, erdemsizliğin, hukuksuzluğun artması, “herkes yapıyor” denilerek meşrulaştırılması, ironik olduğu kadar ürküten ve umutsuzluğa sevk eden bir çelişki. Fakat kimse bu çelişkinin sebeplerini de tahlil etmeye yanaşmamakta; bugün sorunun kaynağını teşhis etmez ve tedavisine başlamazsak yarın otopsisini yapmak zorunda kalacağımız ise aşikâr.

Dinî değerlerin bir pazarlama aracına indirgenmesine, kitlelerin efsunu olarak kullanılmasına tarihin her döneminde insanoğlu büyük bedeller ödeyerek muhatap oldu. Ve bu kavgaların zihin dünyamızda ve toplumsal hayatımızda izlerini bulmak hâlen mümkün… Bu izleri silmek yerine derinleştirmenin ve toplumu değerler üstünden kutuplaştırmanın pratikte büyük getirileri olsa da sürdürülebilir bir strateji olmadığının delillerini yine yakın tarihimizden toplayabiliriz. Nihayetinde bu kavganın insanlarımıza, değerlerimize ve ülkemize vereceği zararı düşünmek ve ona göre hareket etmek, aklı başında herkesin üstüne düşen birinci vazife.

2023’ün bu ayki sayısında Yeni Anayasa’yı toplumsal kesimlere kabul ettirmek için dinin nasıl kullanıldığının tipik bir göstergesi olan ve yeniden başlatılan laiklik tartışmasına ayırdık. Türkiye’de dinin araçsallaştırılmasının ve sömürülmesinin önündeki en büyük engel olan laiklik, maalesef geçmişteki bazı yanlış uygulamalar sebebiyle din düşmanlığı şeklinde algılanmış ve öyle olmadığını pekâlâ bilen birçok kesim tarafından da öyle gösterilmeye devam ettirilmiştir. Şimdilerde bu tartışmanın yeniden açılmasının yegâne gayesi dinî vecibelerini yerine getirmede hiç bir engelle karşılaşmayan insanların zihinlerindeki bu algıya oynamak ve Yeni Anayasa’yı kabul ettirmek için bunun kullanılmak istenmesidir. Laikliğin ehemmiyeti bölgemizde yaşanan gelişmelerle bir kez daha ortaya çıkmıştır. Türkiye’deki özgürlük ortamının temel dayanaklarından birisi de laiklik ilkesidir. Ve bu özgürlük, dindar olmayan insanlar kadar dindar insanların da kendini gerçekleştirmesi için elzem olan asgari şartları sunması bakımından önemli. Ayrıca İslâmiyet’in farklı coğrafyalarda nasıl anlaşıldığı apaçık ortada iken Türkiye’deki laikliğin dinin aslının muhafazasında oynadığı rol de bütün gerçekliğiyle meydandadır. Şüphesiz bunda tarihsel süreç içinde gelişen Hanefi-Mâturidi geleneğin etkisi var ise de bir diğer etki de laiklik ilkesidir. Dergimizin bu sayısında söz konusu güncel tartışmayı değerlendirmeye aldık. Ayrıca farklı konularda önemli analizler içeren yazılara yer verdik. Önümüzdeki sayıda tekrar görüşmek üzere, iyi okumalar…

http://2023.gen.tr/

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile