2023 Dergisi: Suriye Merkezli Ortadoğu Ekseninde Rus Etkisi

2023 Dergisi Kasım 2015 Sayısı: "Suriye Merkezli Ortadoğu Ekseninde Rus Etkisi" 

İşte Dergi Editör Yazısı;

Paris’te terör örgütü IŞİD’in gerçekleştirdiği saldırıların ardından bir kez daha gördük ki, Suriye sorunu çözülmezse hiç kimseye rahat yok. Fakat sorunun kısa zamanda çözülmesi de pek muhtemel görünmüyor. Şöyle ki; Türkiye’nin de içinde bulunduğu grubun önceliği Esad’ın gitmesi ve yıllardır ona karşı mücadele eden ılımlı muhalefetin öncülüğünde yeni bir ülkenin kurulmasıyken, çatışmaların aktif tarafı konumundaki Rusya ve İran için ise, Esad’ın varlığı kendi çıkarlarını korumanın ve gerçekleştirmenin olmazsa olmazı... Batı ise meseleye şimdilerde radikal terör boyutundan bakmakla iktifa ediyor görünüyor. IŞİD terör örgütünün vahşi eylemleri Batı’yı kötüler içinden az kötüyü tercih etmeye doğru hızla itmiş durumda, Paris saldırılarının da bu kararı pekiştirici bir etki yapacağını şimdiden söyleyebiliriz.


Avrupa ülkeleri, Suriye meselesini kendisini rahatsız eden üç etken üzerinden değerlendirmekte ve pozisyon alırken de bunları izale edecek tercihleri ön plana almaktadır. Birincisi, şüphesiz, Suriye sahnesine vahşi ve kanlı bir giriş yaparak bütün planları altüst eden IŞİD terör örgütüdür. Esat’ın kimyasal silâh kullanmaya kadar varan eylemlerini Batı, IŞİD’ın sahne almasından sonra daha az kötü olarak okumaya başlamış hatta Esat, meşru ve müzakere edilebilir bir aktör konumuna yükselmiştir. Ayrıca Batı, ılımlı muhalefet olarak nitelendirilen Sünnî Arap ve Türkmen güçlerinin de zihnindeki muhalefet modeliyle pek uyuşmadığını, bu grupların muhtelif tonlarda İslâmî görüşleri bünyelerinde barındırdığı ve radikalleşme potansiyeli taşıdığı kanaatine sahiptir, bu sebeple de daha seküler partnerler aramaya başlamışlardır. Bu arayışın sonucu da, PKK’nın Suriye’deki kolu olan PYD’nin ön plana çıkması ve Batı tarafından desteklenmesi olarak tezahür etmiştir. Bilindiği üzere Avrupa ülkelerinin Müslüman vatandaşları arasında IŞİD’e ve diğer radikal örgütlere sempati artmakta hatta bu örgütlerin saflarında Suriye’deki savaşa katılan cihatçıların varlığı Avrupa’yı tedirgin etmektedir. Son Paris saldırısı da zaten onların bu endişelerini haklı çıkartmıştır. Radikal terör örgütlerin Avrupa ülkelerinin vatandaşları arasında gelişecek bir zemin bulması, şüphesiz o ülkelerdeki Müslümanların yaşadığı sosyo-ekonomik sorunlarla da yakından alâkalıdır. Ama bu sorunların çözülmesi için ihtiyaç duyulan gerilimsiz ortam hızla ortadan kalkmaktadır. Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırının ardından Paris’in yine üç ayrı yerde gerçekleşen saldırılarla kana bulaması, sorunlara çözüm arayışını ortadan kaldırmakta, makûl çoğunluğun her iki tarafın radikallerinin egemenliğinde ya da tesirinde etkisizleşmesine yol açmaktadır. Aslında birbirinden beslenen ve büyüyen bir sorunla karşı karşıyadır, özellikle yoğun Müslüman nüfusa sahip Avrupa ülkeleri; İslâm düşmanlığı ve ırkçı örgütlerin eylem ve söylemleri radikal İslâmcı eğilimleri, radikal İslâmcı terör eylemleri İslâm düşmanlığını ve ırkçılığı körüklemektedir. Avrupa’daki eylemlerin dışarıdan gelen cihatçılar tarafından değil de o ülke doğumlu ya da vatandaş statüsündeki Müslümanların arasından çıkan kişilerce yapılması, Avrupa’nın güvenlik algısını da yerle bir etmektedir. Müslümanlara potansiyel düşman gözüyle bakılması ise yukarıda da söylediğimiz gibi sorunu çözmeye değil Ortadoğu’daki gerilimleri ve çatışmaları Avrupa’nın başkentlerine, sokaklarına taşımak anlamına gelmektedir. Bu yüzden Avrupa açısından IŞİD’in ortadan kaldırılması ve etkinliğinin kırılması birinci öncelikli gündem hâline gelmiştir. Onlar için mesele Esad’ın gitmesi ya da kalması denkleminden farklı ve karmaşık bir hâl almıştır. Aslında bu husus Türkiye için de böyledir lâkin Türkiye’de henüz mesele tam olarak anlaşılmış değildir. IŞİD’in eylem yapması, 50-100 kişinin hayatını kaybetmesi, insan canının pek kıymeti olmadığından olsa gerek, karar alıcıları Suriye konusundaki politikalarını gözden geçirmeye henüz sevk etmemiştir.

İkinci olarak Avrupa ülkeleri Suriye meselesini yoğun mülteci akını dolayısıyla değerlendirmekte ve mümkünse Suriye’deki çatışmaların mağduru insanların kendi sınırlarında, kıyılarında değil gözlerden uzak yerlerde can vermelerini istemektedirler. Mültecilerin zaten sorunlu olan sosyal dokuyu sarsacağından, kutuplaşmayı artıracağından ve büyük sosyo-ekonomik külfet getireceğinden endişe duyan Avrupa ülkeleri, bu sorunu çözmek için de Suriye’nin bir an önce tıpkı Irak gibi düşük yoğunluklu çatışmaların yaşandığı bir ülke hâline gelmesini istemektedirler.

Batı için önemli olan üçüncü başlık ise şüphesiz Ortadoğu denkleminde Suriye’nin önemli bir konumda bulunmasından dolayı elde edecekleri stratejik üstünlüklerdir. Özellikle Fransa’nın Suriye’ye tarihsel ilgisi, Rusya’nın bölgedeki etkinliği artırmasının Batı’nın çıkarlarıyla çatıştığı değerlendirildiğinde, Suriye meselesinin en azından tarafların birinin çıkarlarına büyük zarar vermeden çözümlenmesi gerekmektedir. Rusya’nın askerî güç unsurlarıyla aktif bir taraf olarak Suriye’de pozisyon alması, Batı hegemonyasını -Gürcistan krizi sonrasında Kafkaslar’da, Ukrayna krizi üstünden Doğu Avrupa’da yaptığı gibi - Ortadoğu’da da geriletmesi hâlinde, Batı’nın küresel egemenlik iddiası ve çıkarları büyük sekteye uğrayacaktır. Özellikle ABD’nin kara unsurlarını da içeren muharip bir güç olarak bölgeye girmeye hiç hevesli olmadığı, hele Rusya’nın askerî güç unsurlarını devreye aldıkta sonra böyle bir eyleme girişmesinin bir Rus-ABD savaşı anlamına geleceği değerlendirildiğinde, hem Batı hem de Rusya açısından makûl olanın IŞİD odaklı ve Esad’lı geçişe izin veren bir stratejiyi hayata geçirmek olduğu söylenebilir. Rusya’nın da IŞİD’i ve diğer radikal İslâmcı örgütleri bir tehdit olarak gördüğü değerlendirildiğinde, Paris saldırısı sonucunda Fransa’nın da aktif katılımıyla IŞİD karşıtı bir cephenin oluşacağını ve bunun da Esad’ın varlığını garantiye alacağını öngörebiliriz. Türkiye’nin de Paris saldırılarının hemen ertesi günü Gaziantep’te IŞİD hücrelerine karşı operasyon yapması, koalisyon güçleriyle birlikte IŞİD’e karşı hava harekâtına katılması da, gelişmeleri bu yönde okuduğunun bir göstergesidir. Türkiye ve birlikte hareket ettiği Suudi Arabistan ve Katar, Suriye meselesini muhalifler üstünden çözme kapasitesine sahip olmadıklarını yaşanan gelişmelerle bir kez daha anlamış olmalıdır. Batı için Türkiye’nin ve Suudi Arabistan’ın desteklediği muhalif gruplar da potansiyel tehdittir, Türkiye’nin potansiyel tehdit olarak gördüğü PYD ise müttefikleri tarafından desteklenmektedir. Bu durumda Türkiye’nin yapacağı en akıllıca hamle Esad’lı bir formüle PYD’nin güçlendirilmemesi ve Suriye’de bir egemenlik alanına sahip olmaması karşılığında “evet” demektir. Ayrıca Türkiye, PYD’nin Türkmen ve Arap’lara âit olan bölgelerden geri çekilmesini; Suriye’deki Kürtlerin haklarının PYD dışındaki gruplar tarafından savunulmasını temin etmeli, bir anlamda PKK’nın bölgede üstünlüğü ele geçirmesine müsaade etmemelidir. Türkiye bugüne kadar desteklediği grupları müzakere masasına oturmaya ikna etmeli ve Suriye’nin geleceğinde onların da güçlü bir şekilde söz hakkına sahib olmalarına çalışmalıdır. Rusya’nın dahil olduğu bir Suriye denkleminde Esad’ın gidişine odaklı bir politikayı sürdürmek ve hayata geçirmek mümkün değildir. Fakat Esad’ın Suriye’yi birkaç yıl daha yönetmesi de mümkün gözükmemektedir. Dolayısıyla makul bir süre dahilinde Esad’ı destekleyen grupların da yaşam hakkını garantileyen bir çözüme gidilmesi için çalışılmalıdır. Irak’ın aradan geçen yıllara rağmen hâlen istikrarlı bir ülke olmadığı, Suriye’nin fiilen bölünmesinin de Türkiye dahil bir çok ülkeyi ciddî anlamda riske atacağı değerlendirildiğinde; Suriye’nin bölünmesini engellemenin yanı sıra IŞİD’in ortadan kaldırılmasına matuf bir stratejinin bile hayata geçirilmesi çok kolay değildir. Türkiye’nin bölgesel etkinliğinin devamı ve güvenliğini temini için yapması gereken en önemli iş PYD’nin etkinliğin kırmak ve bugüne kadar desteklenen grupların müzakere masasında güçlü temsilini sağlamaktır. Yanlış politikada diretmek sâdece Türkiye’nin değil bize güvenerek hareket eden grupların da kaybetmesi anlamına gelecektir.

2023’ün bu ay ki sayısında Rusya merkezli olarak Suriye meselesini ele almaya çalıştık. Suriye meselesi Paris saldırısı sonrasında yeni bir aşamaya gelmiştir, ABD ve Rusya’nın geçiş formülleri üzerinde konuştuğu bir zaman diliminde Suriye meselesinde en ağır bedelleri ödeyen Türkiye’nin hatalarında diretmesinin maliyeti daha da ağır olacaktır. AKP Hükümeti, Suriye’deki insanlara, desteklediği gruplara ve bu politikaların bedelini ödeyen Türk milletine bir çıkış yolu sunma mecburiyetindedir. Bu çıkış yolu da hem Türkiye’nin çıkarlarını hem de Suriye’deki insanların hayatlarını güvence altına almalıdır. 2023 Aralık sayısıyla tekrar görüşme üzere, iyi okumalar…  

http://www.2023.gen.tr/

Sosyal Medyada Paylaş:

Facebook PaylaşımıTwitter Paylaşımı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile